1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. 'DTP KÜRT HALKINI TEMSİL ETMİYOR'
'DTP KÜRT HALKINI TEMSİL ETMİYOR'

'DTP KÜRT HALKINI TEMSİL ETMİYOR'

A+A-

Şerafettin Elçi, Türkiye'de "Kürt sorunu" denilince akla gelen ilk isimlerden.29 Mart seçimleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yeni bir tabloyu Türkiye'nin gündemine taşıdı. Hükümetin açılımlarına ve ekonomik yatırımlarına karşı AK Parti bölgeden istediği oyu alamadı. "Kimlik siyaseti" egemenliğini ilan etti ancak AK Parti bölge halkı için hâlâ bırakılmayan bir şefkat eli.

29 Mart seçimlerinde ortaya çıkan tablo bir bakıma Türkiye'nin öncelikli sorunları sıralamasını da oluşturdu. ABD Başkanı Obama da bu sıralamayı teyit etti. Öyle görünüyor ki Türkiye'nin gündeminde "Kürt sorunu" olarak tarif edilen sorunlar önemli bir yer tutmaya devam edecek. Seçim sonuçlarını ve "Kürt sorunu" nun geleceğini Şerefattin Elçi ile konuştuk...

Şerafettin Elçi, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da seçimlerde ortaya çıkan tabloyu değerlendirdi:

‘DTP KÜRT HALKINI TEMSiL ETMiYOR’

29 Mart Yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan tabloyu BUGÜN'e değerlendiren Serafettin Elçi, CHP için "Tuzu kuruların partisi oldu" derken, DTP'nin ise Kürt halkını değil sadece kendisine oy verenleri temsil ettiğini söyledi...

Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da 29 Mart seçimlerinde 22 Temmuz seçimlerinden daha farklı bir seçim sonucunun çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

2007 Temmuz seçiminde AK Parti mağduriyeti temsil eden bir parti gibi görünürken, 29 Mart seçimlerinde rakiplerine karşı tahammülü olmayan bir hava sergiledi. Tayyip Bey Kürtleri çok inciten bazı gereksiz sözler sarf etti. Bu seçim sonuçları partiler için ne ciddi bir çöküntüdür ne de ciddi bir kazanımdır.

Nevruz DTP'ye yaradı

DTP ne yaptı?

DTP bu süreci çok iyi kullandı. Sayın Erdoğan'ın sert söylemleri aşırı bir Türk milliyetçiliği gibi halka takdim edildi. Kürt meselesi karın doyurma, ekmek meselesi gibi bir konuma indirgendi. Kürtler, kimlik ve ekmek arasında bir tercihe zorlandı. Özellikle 21 Mart Nevruz gününün seçimden bir hafta önceye rastlaması DTP'nin oy oranının yükselmesinde önemli bir etken oldu. Zira, Nevruz Kürtler'in ulusal damarlarının en kabardığı gündür. Bu da DTP'nin değirmenine biraz daha su taşıdı.

Oyları artmadı

DTP açısından bu sonuçlar bir kazanım değil mi?

DTP, bölgede başarının göstergesi sayılabilecek, Van, Siirt gibi önemli yerleri alabildi. Ancak, DTP'nin oy oranında ciddi bir yükseliş görmüyoruz. 2007'deki bağımsız olarak girdikleri milletvekili seçimlerinde oy oranı yüzde 5.2 idi. Bu seçimde il genel meclisinde aldıkları oy oranı 5.6'dır.

Size göre bölgede yaşayan halk nasıl bir mesaj verdi?

Biz, şoven milliyetçiliği veya despotik devlet anlayışını temsil etmeyen AK Parti gibi ılımlı bir partiyi tamamen tasfiye etmiyoruz. Ama, bize kimliğimize, kimliğimizden doğan haklarımıza saygı duymayan bir partiyi de bölgenin egemeni kılmayız. Eğer bundan sonra bölgeyi kucaklamak istiyorsanız, hem kimliğimizi bize verin hem de ekonomik refahı bölgede sağlayın. Mesaj budur.

Bölgede tutunamaz

Yoksulluk, işsizlik gibi sorunların bölge için önemi yok mu? DTP bu taleplere cevap verebiliyor mu?

DTP bölgedeki bütün Kürt halkını temsilden çok uzaktır. Bazı illerde yüzde 50'nin üzerine çıkmakla beraber bölge genelini baz aldığımız zaman aldıkları oy Kürt halkının yüzde 30'unu geçmemektedir. Onun için DTP'nin "Ben Kürt halkını temsil ediyorum" iddiası yersizdir. DTP bir parti olarak sadece kendisine oy verenleri temsil etmektedir.

DTP'nin aldığı sonuçlar bir başarı mı?

DTP'nin aldığı sonuçlar bence DTP açısından bir başarıdır. Bundan sonra Kürt kimliğini dikkate almadan bölgede politika yapmak isteyen partilerin bölgede tutunma şansının olamayacağının bir ifadesidir bu.

Başka partiler çıkar

Halkın DTP'ye yöneldiğini söyleyebilir miyiz?

Bölgede kimlik siyaseti ön plana geçmiştir. Bundan sonraki seçimlerde de kimlik daha etkin olarak öne çıkabilir. Türkiye'de politika yapan herkesin bunu dikkate alması lazım.

DTP, "farklı partilere oy veren Kürtleri düşman ilan ediyor, baskıyla oy alıyor" iddiaları var.

DTP'nin kendinden olmayan Kürtleri dışlayıcı, onlara karşı hasmane bir tavır takınması elbette bölgede bir rahatsızlık yaratıyor. Baskı kurucu tavrı ciddi bir tepkiye neden oluyor. Bu tepkiler ileride DTP'den farklı güçlü partileri doğurabilir.

DTP’nin kazanımları PKK’nın gücü oluyor

PKK'nın daha önce hiç olmadığı kadar seçimlere müdahale ettiği ifade ediliyor.

DTP'lilerin kendileri açık şekilde "Bizim tabanımız PKK'nın tabanı" diyorlar. PKK'nın DTP'yi desteklemesi kadar doğal bir şey olmaz. Çünkü, DTP'nin gücü, kazanımları PKK'nın gücü, kazanımları sayılır, onun hanesine kaydedilir.

İmralı’dan gelecek masaj

Halkın oy vermesi için tehdit edilmesi PKK'nın şiddet yönteminin bir ayağı mı?

"Halkı özgürleştireceğim" diye yola çıkan bir örgütün o halk üzerinde şiddete dayalı baskı kurması kadar haksız bir şey olamaz. Nereden gelirse gelsin halk üzerinde baskı ve şiddeti reddetmek lazım. Yapılanlar DTP adına yapılıyor. Bunun bazı işaretleri görüldü seçimlerde. Bazı partilerin bürolarına, adaylarına şiddet uygulandığını görüyoruz.

Sizce DTP bundan sonra nasıl bir yol izleyecek?

DTP'nin nasıl bir yol izleyeceğini kestirmek mümkün değil. Çünkü, DTP'liler şu anda açık bir şekilde Öcalan'ı esas, gerçek siyasi irade olarak göstermekteler. İmralı'dan ve PKK çevresinden esebilecek havaya göre DTP kendini ayarlamak zorundadır.

CHP artık tuzu kuruların partisi

Kendisinin bakanlık yaptığı dönemde CHP'nin umut olduğunu söyleyen Şerafettin Elçi, "Bugün zengin ve müreffeh olan insanların partisi oldu" dedi...

Sizce bundan sonra bölgede gündemi belirleyecek en önemli nokta ne olacak?

PKK'nın silahtan arındırılması şu anda ABD'nin, Türkiye'nin, Irak'ın, Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin ve Türkiye'deki Kürt çevrelerin gündemindedir. Eğer, Türkiye de bu konuda üstüne düşeni yaparsa ve PKK silahlı mücadeleyi terk ederse, Kürtler tamamen siyasi mücadele alanına dönerlerse bundan sonra Kürt politikası Türkiye'de normal demokratik bir kanalda akacaktır.

PKK'nın silah bırakması için Türkiye'nin üstüne düşen nedir?

Bir genel af şartr. Bu da yeterli değil. Çünkü, PKK'lılar herhangi bir suçun takibinden veya bir cezadan kurtulmak için dağa çıkmadı. En azından, silah bırakmanın bazı gerekçelerine dayanmaları gerekir. Kürtler'in doğuştan sahip olması gereken haklar konusunda olumlu adımlar atılacağının işaretinin verilmesi gerekir.

Kürtçe TV iyi bir adım

TRT Şeş'in yayını, üniversitelerde Kürdoloji kürsülerinin açılması...

TRT Şeş'in yayını bence devletin attığı önemli bir adımdır. Bu, devletin geleneksel Kürtler'i reddeden politikanın inkârı anlamına gelir. Kürtleri ve dillerini kabullenmedir. Bu yönüyle çok anlamlı. Ancak, bu yeterli değil.

Ne yapılırsa yeterli olacak?

Kürtler için vazgeçilmesi mümkün olmayan temel kültürel hak, ana dille eğitim hakkıdır. Bunu dışında zaten herkesin şikayetçi olduğu merkeziyetçi yönetim modeli mutlaka terk edilmeli. Bu tür açılımlar PKK'nın silah bırakmasının yolunu açar.

Silahlı mücadele korkusu

29 Mart'ta ortaya çıkan tablo bu beklentilerin gerçekleşmesini nasıl etkileyecek?

AK Parti seçimden beklenenin üstünde güçlü çıksaydı, bu açılımların yapılması önündeki engelleri daha rahat aşabilirdi. Silahlı mücadele yeniden tırmanabilir endişesini taşıyorum.

Siz CHP'de siyaset yaptınız, bugün CHP'nin bölgede olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim CHP'de bakanlık yaptığım dönem Ecevit'in dönemiydi. "Ecevit'in ne ezilen ne ezen, hakça pakça bir düzen" dediği bir dönemdi. Ecevit, değişimi temsil eden bir liderdi. Düzenin mağduru olan, mazlum diyebileceğimiz kesimler için Ecevit bir umuttu. Ama, ne yazık ki CHP şu andaki varlığıyla tamamen despotik devletçi anlayışın temsilcisi durumuna geldi. Baron denilen koyu devletçi anlayışı temsil eden insanların yörüngesine girdi. CHP bugün neredeyse toplumun zengin, müreffeh ve tuzu kuru olan insanların partisine dönüştü.

Perinçek Öcalan’ın can ciğer arkadaşı

Ergenekon Soruşturması çerçevesinde Ergenekon ile PKK işbirliği gündeme gelmişti, sizce Kürtler'in içinde de bir Ergenekon yapılanması var mı?

Ergenekon Davası'ndaki iddianamelerden anlaşılıyor ki Türkiye'deki Ergenekon, şiddete dayalı mücadele gösteren gerek Kürt örgütleriyle gerekse başka bazı örgütlerle ciddi biçimde ilişki ve bağ kurmuş, ihtiyaç duyduğu anlarda onları kendi amaçları doğrultusunda maniple edip kullanabilmiştir.

PKK'yı kullandı

"Ergenekon PKK'yı etkilemedi, kullanmadı" gibi bir şey söylemek zor. Bugün Ergenekon'un önemli sanıklarından olan Doğu Perinçek, Adullah Öcalan'ın yakın dostu, can ciğer arkadaşıydı. Sık sık görüşüyorlardı.

PKK’nın şartları iyi tespit edilmeli

Erbil'de yapılması beklenen Kürt konferansını sorunların çözümü açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erbil'de yapılacak konferans, tarihi, gündemi ve davetliler açısından netleşmiş değil. İlan edildiği gibi nisan ayı içinde olacağına hiç ihtimal vermiyorum. Mayısta yapılıp yapılamayacağı konusunda da kuşkularım var. Çünkü, bunun çok ciddi ön hazırlıklarının yapılması lazım. PKK'nın hangi koşullarla silah bırakmaya razı olacağının tespiti gerekir. Türkiye PKK'nın öne süreceği bu koşullardan hangisini, ne kadarını kabul etmeye hazır bunlar belirlenmedikçe böyle bir konferans yapmanın hiçbir yararı olmaz. Hatta zararı olabilir.

Genel af çıkarılmalı

PKK'nın silah bırakması konusunda ABD nasıl bir pozisyon aldı?

PKK'yı silahtan arındırmak ABD yönetiminin bir kararı. PKK'nın silahtan arındırılması için Türkiye'ye istihbaratı destek verdi, havadan ve karadan operasyon izni verdi. Ama, askeri yöntemlerle PKK'yı silahtan arındırmanın mümkün olmadığı görüldü. ABD'nin kritik gördüğü nokta, Türkiye'nin hem Kürt haklarıyla ilgili bir açılım yapması hem de bir genel af çıkarmasıdır. Türkiye'den beklenen bu.

ŞERAFETTİN ELÇİ KİMDİR?

Şerafettin Elçi 1938'de Cizre'de doğdu. Yüksek öğrenimini, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Talebeliği döneminde, "49'lar Davası" olarak bilinen "Kürtçülük Davası"ndan yargılandı. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi sanıkları arasında Diyarbakır Askeri Mahkemesi'nde yargılandı, 8 ay Askeri Cezaevi'nde tutuklu kaldı. 1977'de Mardin Milletvekili olarak parlamentoya girdi. Ecevit Hükümeti'nde Bayındırlık Bakanı olarak görev yaptı. 12 Eylül Darbesi'nden sonra tutuklandı.

Bakan olduğu dönemde "Türkiye'de Kürtler var, ben de Kürtüm" şeklindeki açıklamalarından dolayı, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nce 2 yıl 3 ay cezaya çarptırıldı. Bazı Kürtleri işe almakla suçlanıp, Yüce Divan'da yargılandı ve 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm oldu. 30 ay cezaevinde kaldı. 10 yıl siyasi haklardan mahrum bırakıldı. 1992'de, 98 Kürt aydını ile birlikte Kürt Hak ve Özgürlükler Vakfı'nı kurdu.

Vakfın, 1995'te Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı olarak tescil edilmesiyle, "Kürt" adı ile bir kurum ilk kez resmiyet kazandı. Demokratik Kitle Partisi'nin genel başkanı oldu. Demokratik Kitle Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Daha sonra 19 Aralık 2006'da kurulan Katılımcı Demokrasi Partisi'nin Genel Başkanı oldu.

Röportaj: Seda ŞİMŞEK

bugün
 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.