1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. DTP davasındaki tehlikeli sessizlik
DTP davasındaki tehlikeli sessizlik

DTP davasındaki tehlikeli sessizlik

A+A-
"DTP davasında aydın ve demokratların sessizliği, sorumluluktan kaçışın yansıması gibi gözüküyor. Her fırsatta solun demokratlığını gündeme taşıyanların, DTP konusundaki suskunluk politikasını bir kez olsun tartışmamaları düşündürücü."

Taraf Gazetesi'nde Barış Meclisi Sözcüsü Ayhan Bilgen, AK Parti davasına sahip çıkan "aydın ve demokrat" özellikle liberal ve sol çevrelerin DTP davası özelindeki büyük çelişkisini gözler önüne seriyor. O nedenle yazının tamamını yayınlıyoruz..İşte o yazı..

DTP davası karşısında sessizlik düşündürücü

İktidar partisinin kapatılması davasında gösterilen tepkilerin çok renkliliği ne kadar umut verici ise, DTP davasındaki sessizlik bir o kadar endişe vericidir. Parti kapatma davaları sadece yargı ve hukuk düzeni açısından değil, toplumsal dinamikler açısından da önemli bir sınavdır. Parti kapatmayı darbe olarak yorumlayıp, milli irade savunusu yapan "Ortak Akıl" Hareketi"nin bir tepki vermesini beklemeye hakkımız yok mu? Hak temelli örgütlerden, liberal yazarlardan, Avrupa"daki Türkiye dostlarının ağızlarından bir çift söz çıkması gerekmiyor mu? Sanıldığının aksine bu tepkilere en çok ihtiyacı olan, kapatma davasına maruz kalanlar değildir. Elbette bir dayanışma sergileme ihtiyacı duyup duymama herkesin kendi tercihidir. Bir partinin kapatılmasına karşı olmak, o partiyi savunmaktan çok örgütlenme özgürlüğünü, sivil siyaseti savunmaktır. DTP"ye karşı olanların, bu partinin kapatılmasına da karşı olduklarını beyan etmeleri kendilerine artı bir değer katacaktır. Bir partiye siyaseten karşı olmak, onun siyaset dışı yöntemlerle imha edilmesine göz yummayı da beraberinde getiriyorsa, siyaset ahlâkı açısından endişe duyulacak bir durumda olduğumuzu görmemiz gerekir.

AKP İÇİN GEREKÇELER FARKLI MIYDI

Adalet ve Kalkınma Partisi"nin neden kapatılmaması gerektiğini ortaya koyarken dile getirilen gerekçelerinin tutarlılığı bugünler için büyük anlam ifade etmektedir. İktidar partisi olduğu için ya da yüzde 47 oy aldığı için değil, her türlü siyasi görüşün ifade ve temsili için kapanmaya karşı çıkıyorsanız, bütün siyasi eğilimler için aynı duyarlılığı sergilemenin gerekir. Bu konu sorulduğunda, "lütfen" bir karşı durmanın ötesine geçilmelidir. Utangaç bir fısıldama boyutu ile karşı çıkış değil, kararlı ve net bir tutumun olabildiğince yüksek sesle dillendirilmesi gerekir.

Bugüne kadar DTP geleneğinden gelen partilerin kapatılması nasıl bir çözüm olmamışsa bugün de bu yönde çıkacak bir karar, Türkiye toplumunun barış ve güvenliğine hizmet etmeyecektir. Yasakçı uygulamalar, yasal kısıtlamalar bir siyasi partiyi kapatabilir, ama onun dayandığı sosyal tabanı ortadan kaldıramaz. Dahası sosyal hareketlerin bir yargısal ya da siyasal kararla tasfiyesi sosyolojik olarak mümkün değildir. Söz konusu sosyal yapı kendisini ifade edebileceği yeni bir formu mutlaka üretecektir.

Silahlı örgüt ile ilişkiler konusunda açık kanıtlar bile bulunsa, legal partinin kapatılması sivil siyasal mücadele yöntemlerinin önünün kesilmesine, dolayısı ile silahın, bir politik araç olarak kullanılmasına hizmet edecektir.

KAPATMA TOPLUMSAL DIŞLAMADIR

En radikal hatta marjinal siyasal görüşlere bile sahip olsalar bir toplumsal kesimin temsilcilerinin dışlanma ve ayrımcı muameleye maruz bırakılması, toplumsal kamplaşma ve çatışmacı siyaset algısını güçlendirecektir. Hiçbir gerekçe bu çatışma ortamına hizmet edecek süreçlere seyirci kalmamızı meşru kılmaya yetmeyecektir. 

Siyasi Partiler Yasası"nda varlığını devam ettiren haksız yasaklarla yüzleşmeden yapılacak her türlü DTP eleştirisi havada kalacaktır. Bu yasal kısıtlamalar dolayısı ile DTP"li siyasetçilere yönelik yoğun gözaltı ve cezalandırmalar devam ederken DTP"den daha yapıcı daha olgun bir siyaset dili geliştirmesini beklemek ne kadar anlamlı olabilir? Askerlerin milli bayramlara davet etmediği, diğer siyasi partilerin dinî bayramlarda ziyaret talebini kabul etmediği bir partiye yönelik tecrit politikası, doğrudan o partiye oy verenlere yönelik karantina uygulamasıdır. Ergenekon Davası ile ilişkilendirilenlere gösterilen "insanî" duyarlılık, Ergenekoncuların ölüm listesinde baş köşeye oturttukları siyasetçilere gösterilmiyorsa ortada bir anormallik yok mu?

Yaklaşan yerel seçimlerin, özellikle DTP"nin güçlü olduğu bölgelerde bir siyasi yarıştan çok bir savaş havasında geçeceğini söylemek abartılı bir yorum olmayacaktır. Operasyonların kış boyu devam ettirilmesi ihtimali yanında, kapatma yönünde bir kararın çıkması bu gerilim ve tansiyonu daha da yükseltecektir. Böyle bir ortamda ekonomik yatırımlar ve sosyal yardımlara dayalı bir strateji geliştirmek asla normalleşmeye yetmeyecektir. Askerlerle iktidar partisinin, uzlaşma ve ortaklaşma sinyalleri verdiği bu stratejinin, yumuşamaya değil öfke ve intikam duygularının pekişmesine zemin oluşturma ihtimali oldukça yüksektir. Bunun faturasını en ağır biçimde ödemek zorunda kalacak olan ise iktidar partisinin bölgedeki örgütleri ve onlara yakın duran sivil toplum örgütleri olacaktır. Abant Platformu"nun "Kürt Sorunu" başlıklı konferansı iki kez karar alınmasına rağmen Diyarbakır"da yapılamamış olması bile tek başına bunu göstermeye yetmektedir. DTP tabanı seçtikleri milletvekillerinin Ankara"da layık görüldüğü muamelenin hesabını sorma psikolojisi ile bir seçim atmosferine girdiğinde, bölgede zaten ciddi iddiası olmayan partilerin kaybedeceği bir şey olmayacaktır. Bir süre sonra Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeler dışında DTP"li olmak ne kadar zor ise Diyarbakır ve çevresinde DTP"li olmamak da bir o kadar zor olacaktır. Bu durum siyasette barış kültürü ve dilinin egemen olması ihtimalini tümüyle imkânsız hale getirecektir. Bu noktada sorumlu hareket etmesi gerekenler yargıçlardan önce siyasetçiler olmalıdır. DTP için uygulandığında normal görülen her türlü olağan üstü uygulamanın dayandığı yasal düzenlemeleri iyileştirme konusunda bugüne kadar gerekli adımı atmayan parlamento ve siyasi partiler bilerek ya da bilmeyerek bindikleri dalı kesmektedirler. Askerin siyasetteki etkinliğini her daim canlı tutmak için önemli bir mazeret oluşturan Kürt sorununun, siyasal araçlarla çözüm yollarının geliştirilmesini gündemlerine almayanlar, demokrasi taleplerinde tutarlı bir tavır takınmamaktadırlar.

SOLU TARTIŞANLAR DTP"Yİ NEDEN TARTIŞMIYOR

Her fırsatta solun demokratlığını tartışmaya açanlar DTP konusunda sergiledikleri sağır sultan politikasını bir kez olsun masaya yatırmıyorlar. İktidar partisinin kapatılması sürecine karşı biraz çekingen de olsa tepki gösteren bir sol tablo vardı. Ne yazık ki DTP konusunda bu tutumun küçük bir kırıntısını bile sergilemeyen sağ muhafazakâr aydınlar, demokrasi perspektiflerini de sergilemiş oluyorlar. "İkisi birbirinden farklı, birinde şiddet ile ilişki söz konusu" diyerek asgari sorumluluğunu bile yerine getirmekten kaçınmanın haklı bir tavır olmadığını düşünüyorum. Hele hayatını kaybeden askerlerin hesabını DTP yöneticilerinden sormak, hatta intikamını onlardan  almaya kalkmak gerçeklerle yüzleşmekten kaçmaktır.

Bugüne kadar ülkeyi yöneten siyasal iktidarlar içerisinde, Turgut Özal dışında cesaretle sorumluluk üstlenmiş ve adım atmış hiçbir siyasetçi yoktur. Ülkeyi yönetenler sadece yaptıkları yanlışlardan dolayı değil yapmaları gerektiği halde yapmadıkları işlerden dolayı da hesaba çekilmelidir. Neredeyse her gün bir asker cenazesine şahit olduğumuz şu günlerde hâlâ "terörü bitirme edebiyatı" ile, bizi oyalayanlardan hesap sormadıkça, değil DTP"yi, onun yerine kurulacak partileri de peşinen kapatsak ne elde edeceğiz? Elbette hiçbir adım kaybettiklerimizi geri getirmeyecektir ama bundan sonra daha fazla kan kaybedilmemesi için sağduyulu, soğukkanlı bir sorumluluk anlayışını siyasetin merkezine oturtmak zorundayız. Çözüm konusunda farklı alternatifleri tartışmak söz konusu olabilir ama bugüne kadar umut bağlanan yöntemlerin bizi çözüme götürmediği konusunda uzlaşıyor olmamız gerekir. Yanlışta ısrar ve inat, sadece Türkiye"nin enerjisini tüketen bir çarka dönüşmüşken, yeni bir açılımdan imtina etmekle, çocuklarımızı, geleceğimizi kendi ellerimizle boğuyoruz. Hepsinden önemlisi başını kuma gömen devekuşu misali, dünyadan habersiz, ezberlediğimiz cümleleri tekrarlayarak tarihi bir fırsatı kaçırıyoruz.

Şüphesiz bütün siyasi hareketler gibi DTP"nin de eleştirilmeye, tartışılmaya ihtiyacı var. Ancak ne yazık ki, yasalardaki, Türkçe dışında dillerin kullanımı ile ilgili yasaklar bile kaldırılamamışken, yüz binlerce Kürtün oy verdiği bir partiyi yargılamaya kalkmanın ne kadar anlamlı olabileceğini açıklıkla cevaplamalıyız. Siyasetçilerin, gazetecilerin, meslek kuruluşlarının temsilcilerinin adını ağızlarına almaktan çekindikleri bir partiyle ilgili kararı, mahkemenin  vermesini beklemek, sadece halk iradesi açısından değil siyasal ahlâk açısından da oldukça endişe vericidir. Türkiye kamuoyu, silahlı çatışmaların bitirilememiş olmasından dolayı DTP"ye "vurmadan önce dinleme" sorumluluğunu mutlaka yerine getirmelidir.

DTP"nin sadece mahkemede formalite gereği bir savunma yapmasından çok, toplum önünde kendisine yönelik peşin hükümlerle ilgili bir savunma yapması gerekiyor. Tabi bu ortamı tesis etme görevinin, en çok kendini aydın ve demokrat kabul edenlere düştüğünü ifade etmeye gerek var mı bilmiyorum? DTP davasında aydın ve demokratların sessizliği, bana bu sorumluluktan kaçışın yansıması gibi gözüküyor. Bu kadar partileri kapatılan bir siyasi kadronun seçimler ve parlamento içi mücadele konusunda alacağı  radikal bir boykot kararının yükünü, sadece iç  dinamiklerin değil dış dinamiklerin de göze alamayacağını iş işten geçmeden görmemiz gerekiyor. Türkiye"nin yarım yamalak demokrasisinde, barış içinde, özgürce  yaşama konusunda hepimizin taşın altına daha fazla elini koyma cesareti göstermesi gerekiyor.

* Barış Meclisi Sözcüsü / ayhanbilgen@yahoo.com

Not: DTP'nin Sözlü Savunmasının Tam Metni için tıklayın.

Kaynak:
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.