1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. Dr. Reşit Galip'in Bayram Hediyesi
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Dr. Reşit Galip'in Bayram Hediyesi

A+A-

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in, 23 Nisan 1933’te yazdığı Türk milliyetçileri için son derece retorik olan ‘‘andımız’’,Türklüğü ve devleti kutsamanın aleni ilanıdır. Düşündürücü olan da bu faşizan andı, 23 Nisan çocuk bayramında, çocuklara ‘‘bayram hediyesi’’ olarak sunmasıdır. Dr Reşit Galip‘in; yazdığı faşizan metinler 1933’ten bu yana her sabah çocuklara ‘‘and’’ olarak içiriliyor. Bu andla amaçlanan; ırkçılığı küçük yaştaki çocukların bilinçaltına yerleştirmek ve Türklüğü kutsayan kafatasçı nesiller yetiştirmektir.

 

İnsan sağlığı için, zehir içmek nasıl bir tehditse; insanlık için de bu ‘‘faşizan and’’ aynı şeydir.

 

Esasında, ‘‘andımız’’ Kürt ve Türk çocuklarını birer ‘‘kurbanlık koyun’’ misali yetiştirmenin planıdır. 23 Nisan 1933’te çocuk bayramında Reşit Galip’in çocuklara ölümü müjdelemesidir. 30 yıla aşkın süren savaşta Kürt ve Türk gençlerinin‘‘kurbanlık koyun’’ gibi adeta sürü sürü ölmeleri ‘‘andımızda’’ geçen;‘‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’’telkinin ve ısrarın tezahürüdür. Daha küçücük yaşta çocukların beyinleri yıkanarak, beleklerine ırkçılığı, kini,  nefreti yerleştirerek ve dolayısıyla düşmanlığı kalıcılaştırmaktır.

 

Resmi ideolojinin ve militarist algının temelini oluşturan bu ‘‘ırkçı and’’ nice nesilleri zehirledi ve zehirliyor. Bu zehirleme, akıllara hüküm ederek,  ırkçı yaklaşımlar ve söylemler milliyetçi Türklerde spontane bir hal aldı.

 

Bu retorik metinlerin hafızalarda gereken etkiyi ve aynı zamanda tahribi oluşturması ve kök salıp yeşermesi için, özellikle çocuklar seçilmiş;  amacına ulaşması için de zihinlerinin öğrenmeye en açık olduğu sabah saatleri uygun görülmüş. Her sabah okunan and, milliyetçi Türk çocuklarına melodi gibi gelerek ruhlarına işlendi. Bu and Türk eğitim sistemin, ırkçılık amacına hizmet ederken, sistem kurucularının ve bekçilerinin de faşizan duygularını kalıplaştırarak, her birini patolojik ruh haline getirdi.

 

Bu zihniyetin amacı; daha küçük yaşta Kürt çocuklarını asimile etmekle beraber, ırkçı tohumları Türk çocuklarının kafalarında kökleştirip sarsılmaz bir tabu haline getirmektir. Kafalarda kök salan bu ırkçı söylemler, Türk eğitim sisteminin, var olma sebebinin birincil hedefi haline gelmiştir. Unutulmasın ki; Danıştay üyeleri de bu faşizan ve yasakçı zihniyetin ürünüdürler...(Bilindiği üzere andımızın iptal istemine Danıştay üyeleri Türk kelimesi bir ırkın değil, bir milletin adıdır gerekçesiyle oy birliğiyle ret ettiler.)

 

İşte bu militarist yaklaşım, anlayış ve patolojik ruh; Kürtlere dağın yolunu dayatmış; Kürt ve Türk gençlerini ‘‘kurban’’ etmeye mecbur bırakarak, ölümü ve ölmeyi sıradanlaştırmıştır. Türk kamuoyunun 30 yıla aşkın ölen ve ölüme terk edilen bunca Kürt ve Türk gençlerinin ölümlerine olan sessizliği ve tepkisizliği bunun en güzel kanıtıdır.

 

Hiçbir şekilde özünde insanı, insanlığı öncelemeyen Türk eğitim sisteminin; bu yasakçı, ırkçı ve düşmanca sistemi, Kemalist zihniyetinin de amaçlarından sadece biri. Türklük dayatmasının yanı sıra laikliği benimsetme çabalarıyla; böylece Kürtlere tamamıyla ırkçı ve seküler bir yaşam tarzı dayatıldı. Bu sinsi sistem, hem Kürtlere düşmanlık yaptı; hem de dinlerini yozlaştırdı.

 

Günümüzde bile güncel gelişmelere, politikalara ve kamuoyunun algısına yön veren sözde aydın milliyetçi Türkler; tamamıyla fikirlerinin beslendiği ve fikirlerine şekil veren kaynak, ırkçılık üzerine kurulmuş olan Türk eğitim sistemidir. Düşüncelerinin temelini Türk eğitim sisteminden alan bu sözde Türk aydınlarının tek misyonu; ırkçı fikirlerini zamanla daha da kökleştirerek bütün söylemlerini adeta klişeleştirip, acımasızca Kürtlere saldırmak ve Kürtleri inkâr etmek oldu.

 

İşte 1933 yılından beri bu ırkçı tohumların çocukların kafalarına ekilmesi ve işlenmesi Kürt sorunun oluş nedenlerinin temeli olmasıyla birlikte, çözümünün de önünde dağ gibi duran bir realitedir. Bugün bazı Türk aydınlarının bile bunun ırkçı bir metin olduğunu kabul ettikleri halde, ama artık okullarda okutulmasın diye bir söylem geliştirip, olgunlaştırmaları mümkün görünmüyor. Maalesef Müslüman bir ülkede bu faşizan andın destekçilerinin sesleri daha bir gür çıkıyor.

 

Bir deli/ırkçı kuyuya bir taş atmış, ama sanki herkes o taşı atmak için adeta keşke o taşı ben atsaydım diye bir paradoks söz konusu. Danıştay üyelerinde de ‘‘taş gediğine oturmuşsa’’ taşı atan deli/ırkçı, aslında bu taşı çıkartacak akıllının olmayacağını bilerek atmış.

 

Bugün gelinen noktada ortalık delilerden/ırkçılardan geçilmiyor. Böylesi bir atmosferde de ‘‘andımızın’’ kaldırılması mümkün görülmüyor. Taşı çıkartacak akıllı olmadığına göre, ırkçı paradigmanın değişmesi de mümkün değil.

 

Bu ırkçı paradigma değişmediği ve meydan delilere/ırkçılara kaldığı sürece, Kürt sorunun çözülmesi de çok zor gibi. Kürt sorunu çözülmedikçe de ‘‘Türklük varlığına’’ Kürt ve Türk gençlerin ‘‘kurban’’ olmaları maalesef kaçınılmazdır. Çünkü Dr Reşit Galip efendinin çocuklara olan ‘‘bayram hediyesi’’ ve tabulaşan sistemi bunu istiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.