1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. ‘Doğal’ ırkçılık
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

‘Doğal’ ırkçılık

A+A-

Deniz Gezmiş etrafında parlayıp sönen tartışmanın artçı konuşmaları da Orhan Gazi Ertekin’le bana düşmüş gözüküyor. Ne var ki Ertekin’in gündemi başka... Irkçılığın teşhis edilmesi ve ayrımlaştırılması ile ilgili ve bu arada da haklı olarak her şeyin kolayca ‘ırkçı’ yaftası altına sokulmasına karşı. Bu duyarlılığın itirazı hak eden bir tarafı yok. Eğer mesele böyle konursa zaten Deniz Gezmiş’in kendisini iyi bir kemalist olarak nitelemesinin ve babasının yazmış olduğu mektubun da ırkçılığa teşne olmasının fazla bir önemi kalmıyor. Çünkü anlaşılan Gezmiş ve babası da milyonlarca diğer Türkiyeli gibi, milliyetçiliği ve İttihatçı yaklaşımı ‘doğal’ olarak taşımışlar. Bu tartışma benim açımdan ‘solu’ ilgilendirdiği ölçüde anlamlı... Mesele solun içindeki etnik temelli bakış ve bunun uzantısı olarak ‘uygun’ dönemlerde belirginleşen latent ırkçılık. Eğer solu tartışmıyorsak, doğrusu Gezmiş’in kemalistliği de, babasının mektubu da beni fazla ilgilendirmiyor...


Öte yandan Ertekin’in geçen pazartesi herTaraf’ta çıkan yazısına dönüp önce anlaştığımız noktalardan başlarsam, makalenin son bölümünde yapmış olduğu değerlendirmeye, epeyce formel bulmama rağmen, katılıyorum. Formel, çünkü ırkçılık tespitinin bütünsel bir işlev gördüğü, toptancı bir tavrın sonucu olduğu her yerde ille de ırkçılığı beslediği veya yeniden yarattığı çok kolaycı ve ‘temiz’ bir önerme. Gerçek karmaşık olmakla birlikte, bazen ırkçılık belirli bir davranış bütünlüğünün belirleyici ana teması olabiliyor. Dolayısıyla mesele genel kurallar üretmek değil, her vakanın kendi özgüllüğünü öne çıkarmak olmalı. Ertekin’in itiraz ettiği yaklaşıma kolaycılık, yapaylık, yüzeysellik teşhisi konabilir; ama eleştirdiğimiz tutuma benzer bir tavırla ‘ırkçı’ kelimesinin kullanımına entelektüel sınırlar getirmenin anlamayı derinleştirdiği de söylenemez. Buradaki ‘doğru’ tutum genellemelerden kaçınmak ama önümüze çıkan tekil örneklerin üzerine gitmekten kaçınmamak olmalı... Dolayısıyla her yerde ırkçılık aramak Ertekin’in işaret ettiği üzere sakıncalı olmakla birlikte; bu önermeden hareketle herhangi bir metinde ırkçılık aramamak gerektiğini söylemek de epeyce abes...


Belki de ırkçılığı ‘kötü sıfatların en kötüsü’ cinsinden bir kategorik şeytanlaştırmaya maruz tutmamak gerekiyor. Doğal olarak nazi deneyiminden sonra ırkçılık sanki diğer kötülüklerden çok daha gayri insani imiş ve öyle kolayca kullanılmaması gereken bir tabirmiş gibi bir eğilim var... Kavramsal dünyanın böylesine gizil bir dinselliğe sürüklenmesi pek de şaşırtıcı değil, çünkü modernliğin ahlak üretememesine çare olamayan entelektüel kesim bugün bir başka kolaycılık olan ahlakçılığın peşinden gidiyor. Oysa ırkçılık son derece doğal ve insana ait bir duygu ve tutum... Belki de söz konusu aydınlar ırkçılığı teşhis etmeyi zorlaştırarak kendilerini de ırkçılığın uzağında tuttuklarını sanıyorlar.


Bence artık daha cesur ve samimi olma vakti geldi... Türkiye’nin siyasi eliti ve ‘aydın kesimi’ 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ‘hâkim millet’ olmayı bir tarihsel hak olarak yeniden tanımladı ve böylece ideolojik hale getirdi. Bu durumda Türkleri hâkim millet olmaktan alıkoyanlar ‘hain’ oldular... Türklerin ise o hainlere her yaptığı neredeyse ilahi bir meşruiyete dayandırıldı. ‘Türk’ kendisini Türk olmayandan kategorik olarak üstün görmeye başlarken, Türk olmayanların Türklerin gözünde aşağılanması, gayri insani kılınması normalleşti... Bunun adı ırkçılıktır. Tabii ki bu değerlendirmeyi Türk kimliğine sahip herkese şamil kılamayız. Tabii ki bunun dışında, hatta karşısında olan birçok kişi bulunuyor. Ama genele baktığımızda, farkında olmadan ırkçılığın sularında yüzenlerin tahminlerden çok fazla olduğunu görmekte yarar var.


Solcuların önemli bir bölümü İttihatçı geleneğin ve söz konusu ‘doğal’ ırkçılığın taşıyıcıları oldular. Deniz Gezmiş’in kendisi ve babası da muhtemelen öyle idi. Gezmiş’in babasının yazdığı mektuptaki tüm ayırdedici niteliklerin askerlikle ilgili olması, ‘Ermeni olmamanın kanıtının’ ölme ve öldürme edebiyatı içinde aranan bir kimliğe bağlanması yeterince ipucu veriyor... Buradaki sorun onların bu temayülü değil, bugünün aydınlarının baktıklarını görmeye ne denli hazır oldukları...


Son olarak Ertekin’in Ermeni babanın çocuğuna söyledikleri üzerinden kurduğu metaforun beni sadece hüzünlendirdiğini söylemeliyim. Ertekin o babanın söylediklerinin kamuoyuna mesaj olduğunu sanmış... Oysa hiçbir gayrimüslim baba oğluna söylediklerinin duyulmasını istemez. Çünkü bunun çocuğun başına dert açacağını bilir... O babalar deneyimle gelen tespitleri kendi içlerinde saklamayı tercih ederler. Kimliği bir böbürlenme aracı olarak sunanların nasıl tehlikeli olabileceklerini iyi bellemişler, ırkçılığı sezmeyi öğrenmişlerdir çünkü...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.