1. YAZARLAR

  2. Ahmet AY

  3. Diyarbekir'i Kundakladılar
Ahmet AY

Ahmet AY

Ahmet AY
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbekir'i Kundakladılar

A+A-

 

     İsmiyle müsemma,

     İsmine layık olma,

     Adı gibi olma, adına çekme, adına yaraşır olma…

     İnsan, kuruluş, yerleşim birimi…

     Hepsi ismine çeker, istisnaları olsa da...

     Diyarbekir’den söz ediyorum.

     Diyarbekir,

     Beşinci harem denilen (bence dördüncü harem) Diyarbekir; uhuvvetin, aşkın, yardımlaşmanın, erdemliliğin timsali Diyarbekir.

     İsmiyle müsemma, adı gibi adam gibi şehir, Aziz şehir Diyarbekir.

     Lakin bu mübarek şehrin canına kast edenler fena yerden vurdular.

     Devrimlerden, inkılâplardan, rejimlerin değişmesinden sonra yeni rejimler ülkelerin, kurumların, şehirlerin özelliklerini değiştirerek işe başlarlar tarihinden koparmak için.

     Bizde de öyle oldu,

     Öncelikle ve özellikle Diyarbekir örneğinden hareketle bir sonuca varmaya çalışacağım.

     Diyarbekir ismi cumhuriyetten sonra değiştirildi. 1938’deki değişikliğin gerekçesindeki trajikomikliğe bakın;

     “Diyarbekir şehrinin isminin etimolojisine dair etüt var mıdır? Esasta bu şehrin ismi 'bakır memleketi' manasına olan 'Diyarbakır' olması gerektir ve artık bu isimle tanınacaktır.”

     Etüt yokmuş Bekir isminde ama bakır şehriymiş de isimi Diyarbakır olsunmuş…

     Katı ve militan laikçilikle beraber bütün bağlarından, geleneğinden, örfünden, güzel hasletlerinden koparılmak istendi Diyarbekir. Bunun için önce mübarek ismini çekip aldılar. Sonra bunu her yıl kutladılar seneyi devriyesi isminin diye.

     Yani “eskiden Diyarbekir idi ‘DiyarBEKİRce’ yaşanıyordu, asırlar sonra Diyarbekir değiştirildi ve artık Diyarbakır’dır adı ve DiyarBAKIRca yaşanacak” demek istendi.

     Öyle de yaptılar.

     DiyarBEKİR ile DiyarBAKIR arasındaki fark ‘Bekir’ ile ‘bakır’ arasındaki fark kadardır ve yaşam ve ortamı da bu farka göre değiştirdiler.

     Diyarbekir Peygamberlerin, Ashab-ı Kiram’ın, Selçukluların, Osmanlının dokusunu taşıyor, kokusunu teneffüs ediyordu ettiriyordu.

     Ama Diyarbakır, adı laikçiliğin en militarize hali olan, donukluğu, sekülerliğin bütün uzaklığını, bireyselliğin en acımasızlığını yansıtıyor yaşatıyordu.

     Ülkeyi mübarek geçmişin bütün kutlu mirasından koparmak isteyenler bu işe Diyarbekir’in adından başlayarak yaptılar.

     Diyarbekir’de insanlık, bütün birikimiyle işlevini aksatmadan yükleniyordu. Kadim kent olması münasebetiyle hem geçmişe dayanıyor Diyarbekir, hem an’a sözü vardır ve müdahildir ve hem de geleceğe sözü vardır Diyarbekir’in, yoksa kadimlik söz konu dahi olamaz.

     Diyarbekir’de,

     Süryanilerle Ermeniler başta olmak üzere bütün dini ve etnik kimlikler sulh içinde yaşıyor, Müslümanların fethiyle beraber bu birlikte yaşama kültürü inanılmaz güzellikleri barındırıyordu.

     Müslümanlar diğer dini unsurların hak ve hukukuna azami riayet gösteriyor, Müslüman olmayan unsurlar da Müslümanlara saygı ve sevgide kusur etmiyordu. İstanbul gibi, Kudüs gibi, Resul-i Ekrem’in (SAV) Medine’ye hicretinden sonra ilk işi Müslümanlarla diğer dinlerdeki Medine halkını bir arada adilane yaşamaları için gösterdiği kutlu gayretten aldığı örneklik gibiydi Diyarbekir.

     Diyarbekir iken bu aziz şehir, insanlığın gurur duyduğu kaynaşma ve dayanışma vardı aziz kentte. Ama Kemalist-İnönü’cü tek tipçi rejim ve bu rejimin bu aziz kente gönderdiği idareciler batıdaki şehirlerde olduğu gibi bu şehrin bütün güzelliklerine yasak koyup adeta kutlu mirasından koparmaya çalıştılar.

     Geçen ay Diyarbekir’e yaptığı ziyarette Dış işler Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu bu aziz şehri anlatırken aslında bu mübarek beldeye hak ettiği saygının nasıl olması gerektiğini:

     “Diyarbekir’e gelinmez, Diyarbekir’e gidilmez, Diyarbekir’in huzuruna gelinir, varılır, ben de Diyarbekir’in huzuruna geldim” sözleriyle dile getirmişti. Bugüne kadar Diyarbekir’e olan saygının zirvesi olan bu ifadeyi Diyarbekir fazlasıyla hak ediyor.

     İşte,

     Halkın kendi değerleriyle barışık bir iktidarın bakanının ağzından çıkan bu tanımlama, gelişi güzel olmayan zihni arka planı yansıtan ifadedir.

     Yıllar önceydi (1997),

     Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı başbakan Tayyip Erdoğan “Diyarbekir Resulullah aleyhisselamın kokusunu taşıyor, Hz. Süleyman babası Hz. Halid Bin Velid'den, o da Resulullah aleyhisselamdan gelen mübarek kokuyu taşıyor, hak ettiği yerde değil, çok üzülüyorum” demişti.

     Elhak,

     Yüzlerce sahabe ve tabiinin metfun bulunarak onurlandırdığı bu aziz şehir ne yazık ki bugün hala asıl hüviyetinden uzak. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın M. Mehdi Eker’in dediği gibi “bu aziz ve mübarek şehir karpuz ve kapkaç ile anılıyorsa burada ciddi bir yanlış var ve bunu düzeltmek bizim boynumuzun borcudur” derken bu hakikati dile getiriyor.

     Manevi hiçbir unsur, doku, geçmiş taşımasa bile bu Surların bulunduğu şehir surlarıyla değil de karpuzla ön plana çıkartılıyorsa, bu, aziz halka, kadim şehre ahlaksızlık boyutunda hakarettir. Dolayısıyla aziz şehrin aziz halkı karpuzuyla tanınan Diyarbakır’ı tanımıyor, Maneviyatıyla, eşi bulunmayan Surlarıyla bilinen Diyarbekir’i istiyor.

     Evet,

     Diyarbekir Diyarbakır’a dönüştürüldüğünde şehrin ruhunu-kalbini yerinden koparıp suni teneffüslerle yaşatmak istediler. Bunu yaparken de bu şehrin Molotoflarla, taşlarla,  hırsızlıkla, cinayetle, kapkaçla, fuhuşla anılması için her türlü iğrençliği reva gördüler ve hala bu iğrençlik tam olarak silinmedi, silinemedi.

     Bu aziz şehre liyakatli, şehrin manevi dokusuyla uyumlu, insan sever idareciler yerine, şehrin bütün güzel hasletlerini ayaklar altına alan valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri gönderildi.

     Bir Allah'ın kulu yerel ve Ankara merkezli idareci 'ne oluyor?' demedi. Şehre bu planlı ‘kast’tan dolayı,

     El an, bugün bile şehrin bütün semtlerinde, bütün caddelerinde, bütün sokaklarında gündüz ortasında insanların ellerini tutup cebinden parasını gasp edenlerin var olması halkın aklına, ‘birileri bu şehri gözden düşürmek için mi böyle yapıyor’ sorusunu getiriyor.

     Tabi ki emniyet müdürünün gayret ve çabalarını biliyoruz, halkı dinlediğim kadarıyla özellikle Sur İlçe Emniyet Müdürlüğünün ilçenin huzuru için çabasını takdire şayan bulmakla beraber 'olayın vahametine uygun ekipmanın yetersizliği' yüzünden çok zor koşullarda çalıştıkları da bir vakıa.

     Gerçekten de bu koşullarda, bu imkânlarla kapkaç gibi kangren olmuş sorunun önüne geçmenin mümkünatı yoktur. Balıkesir ile Diyarbekir'e aynı ekipman göndererek kapkaç önlenemez.

     Hükümetin bu konuda çok iyi çalışılmış bir mastır planla mevcut sorunu ele alıp çözmesinin aciliyetini vurgulamak isterim. Yoksa sadece polisiye tedbirlerle bunun önüne geçmek mümkün değildir.

     Burada yargının da kapkaç konusunda yetersiz olduğunu, kapkaççıyı iki ayda serbest bırakan yasalarla sorunu içinden çıkılmaz hale getirdiğini söylemek lazım.

     Şimdi,

     Diyarbekir’e bu kadar düşkün, bu aziz şehre sevgi ve saygı dolu bir başbakanın bu aziz şehrin güzelliği için devletin bütün imkânlarını seferber etmesine rağmen bu sorun birilerinin ‘lakaytlığı yüzünden’ devasa hale gelmesi kabul edilebilir değil.

     Diyarbekir'in asıl kimliğine kavuşması için hepimiz üzerimize düşeni fazlasıyla yerine getirmeliyiz. Tıpkı Sur ilçe Emniyet Müdürlüğü gibi.

     Yoksa ‘bakır’a bile razı olacağımız dönem gelirse tarih bizleri affetmeyecek.

     Gelin, bu aziz şehrin ismini iade ederek işe başlayalım, bu öneriyi hem hükümete ve hem de meclise sunuyorum,

     Diyarbekir’e hasret bitmeli, acilen.

     MİLAT

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.