1. HABERLER

  2. PORTRE

  3. Diyarbakır'ın Ubeydullah'ı
Diyarbakır'ın Ubeydullah'ı

Diyarbakır'ın Ubeydullah'ı

Dalar’ın şehid edildiği 21 Aralık 1992 pazartesi günü hem işlenen cinayetin barbarlığı aşısından hem de seçilen hedefin kimlik ve kişiliği açısından önemli bir gündür.

A+A-

Ali YALÇIN

     Merhum Ubeydullah  Dalar ile  ilk kez, 1986 yılında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde  benden iki dönem üst sınıfta okuyan Mehmet Akalın’ın kaldığı evde  karşılaşmıştım. Orada bulunanlar, şu anda içeriğini hatırlayamadığım bir konu hakkında görüşlerini dile getiriyorlardı. Bir ara konuyla alakalı bir ayete bakmak icap etti. Ubeydullah Dalar benden, sure ve ayet numarasını söyleyerek, mealden bulmamı ve okumamı isteyince ben uzun uzadıya mealin sayfalarını çevirmiş sureyi ve dolayısıyla ayeti bulamamıştım. Kendisi elimden meali alıp sadece bir el hareketiyle bahsi geçen surenin ve ayetin bulunduğu sayfayı açmış ve oradan Arapça metin ve mealini okumuştu. Özelde şahsıma genelde de hepimize atfen “Kur’an okumayanlar nasılda hemen belli oluyor!” demişti şaka yollu. O gün için mahcup olmuşsam da hakikatten bir nüve içerdiği için o günü  akıl defterime kaydetmiş,  daha fazla Kur’an veya alakalı eserlerle iştigal etmeye çaba göstermiştim…

     Sonraları samimiyetimiz arttı tabi…

     O günlerde Arapça öğrenmeye çalışmak birçok kişinin ilgi alanındaydı ve ben de arkası getirilmeyecek ilk Arapça öğrenme devinimimi onunla yaşamıştım. Derken,  evlenip de ev tutacağım zaman da ona komşu olmaya özen göstermiştim. Şehid edilinceye kadar da komşu kaldık.

     Şehitlik Camiinde imamdı.

     Ubeydullah’ın kelime manasını Temel Sarf Kitabındaki (Emsile-Bina...) fiil çekimlerinde öğrenmiştim: Allah’ın küçük ve aciz  kulu!

     “Ali gerçekten aciz ve küçücük kullardan başka neyiz ki? Allah bizi imanla  şerefli kıldığı için değerliyiz!”

     Dalar’ın şehid edildiği 21 Aralık 1992  pazartesi günü  hem işlenen cinayetin barbarlığı aşısından hem de seçilen hedefin kimlik ve kişiliği açısından önemli bir gündür.cinayet cidden olabildiğince vahşicedir çünkü   sabah namazı çıkışında iri çivilerle güçlendirilmiş sopalarla kafasına defalarca vurulmuştu. Sanki amaç onu sadece öldürmek değildi de  ona eziyet çektirerek, birilerine göz dağı verip sindirerek bir mesaj veriliyordu. Mekân ise bir camii idi. Zira camide insan öldürmek tarihi arka planı itibariyle bin yıldan daha fazla bir derinlikten gelen bir hesaplaşmayı sembolize ediyordu.

     Onu katledenler o gün sabah namazını kılmamışlar, Allah’tan gizli kalmayacağını unutarak, kendilerince gizli planlar yapıp namazdan çıkışı beklemiş ve saldırmışlardı. Allah’ın küçük, aciz ama şerefli kulunun özellikle başını hedef alıp defalarca darp etmişlerdi. Muhterem eşine dayandırılan rivayete göre,  bir gün öncesinin akşamında kendisini rahatsız eden tehlikeden, kendisine kast edeceklerin sabah namazını kılmadan bekleyeceklerinden bahsetmiş, eşinin “O zaman bu sabah namaza gitme, başkası kıldırsın” teklifine olumsuz cevap vermiş ve sabah namazını kıldırmıştı.

     Sonuç ise bilinenden başkası değil.

     Menfur olayın üzerinden yirmi bir yıl geçti. Ubeydullah Dalar’ın öldürülmesi hakkında çok şey yazıldı çizildi. Hedefe öncelikle Güneydoğu’da yapılanması olan bir grup kondu. Hatta o grubun kimi sözcüleri daha sonra, konunun artık tamamen deşifre edilerek özür beyan edilmesi gerektiği yönünde açıklamalarda da bulundular. Ben şahsen işin politik temasıyla ilgilenenlerden değilim. Kanaatimce Allah en iyi şahittir. Şimdi Diyarbakır’ı konu alacak bir dosya için Ubeydullah Dalar’ın hatırlanması, kimliği kişiliği açısından kimi tespitler yapılması açısından bu satırlar kaleme alınmıştır.

     Ubeydullah Dalar hakkında yazı yazmak önceliği hiç şüphesiz onunla daha fazla teşriki mesaisi olan gerek Diyarbakır’dan gerekse Diyarbakır dışından saygın isimlerin hakkıdır. İnanıyorum ki bu saygın isimler daha kapsamlı çalışmalar yapma ehliyet ve liyakatindedirler. Esasen şu yazdıklarım,   Diyarbakır’da bulunduğum sekiz yılımın ve merhumla aynı ortamları paylaşmamın küçük bir hatırı mesabesinde değerlendirmelidir.

     Şimdi, Şehid Ubeydullah Dalar ismi üzerinden Diyarbakır’dan bir kesit analizi yapabiliriz.

     Güneydoğu’da amelde Sünni, akidede Şii,  Hareket Metodunda da PKK’cı karmaşaların ve kafa karışıklıklarının yaşandığı bir sancılı dönemin neticelerinden bir netice de hiç şüphesiz Ubeydullah Dalar’ın şahadetidir. Merhum Dalar, Güneydoğuda yoğunlaşan bu hali daha çok “Su çok bulandı ve daha da bulanık akacak” şeklinde ifade ediyordu.

     O dönemlerde ülkemizdeki İslami söylemler temelinden gelişen radikalizmin bizzat kendi üslubu ve geçirmekte olduğu süreçlerin de etkisi azımsanmayacak boyuttadır.

     Kendine has kişiliğiyle hafızalarda ve gönüllerde yer eden Ubeydullah Dalar’ı ilmi ve ilimdeki derinliğiyle hatırlarız.  Onda geleneksel bir mollayı veya modern algıyla asra dini yorumlamaya çalışan çağdaş bir din adamı karışımını görürüz.      Ayetullah Murtaza Mutahhari, Mısırlı Seyyid Kutup, Ali Şeriati ve Muhammed Esed başta olmak üzere daha ziyade son yüzyıl düşünürlerini kendisine örnek  aldığı söylenebilir. Arapça,farsça ve İngilizcedeki derinliği de  özel bir sorumluluk alanının ilgi ve alakası şeklinde yorumlanmalıdır. Yüzlerce talebesi Arapça öğrenmek için onun modern yöntemlerle dil öğretme çabasına şahittir.

     Ubeydullah Dalar zaman zaman da dil öğrenmek isteyen ama ilim öğrenmedeki uzun ve sabır gerektiren yola tahammül edemeyen öğrencilerden şikayetçi dahi olmuştur.

     Diyarbakır dışından  gelerek Ubeydulah Dalar’dan Arapça öğrenmek için beni aracı yapan bir arkadaşımı yanına götürdüğümde sırf benim hatırım için kabul  edebileceğini söyleyerek beni onurlandıran Dalar  daha önceleri ders verdiği öğrencilerden çok azının öğrenmeyi sürdürebildiğini, çok azının istediği gibi bir ders çalışma yöntemi uygulayabildiğini, devam ve program konusunda sabredemeyenlerin bir süre sonra bırakmak durumunda kaldıklarını, bu tür onlarca olumsuz deneyimin aslında kendi öğretme şevkini de kırdığını uzun uzadıya anlatmıştı. Ben de kendi payıma düşeni böylece almıştım. Çünkü  Arapça öğrenmeyi devam ettiremeyenlerdendim. Benim hatırım için bir istekliye Arapça öğretecek olması benim için cidden farklı bir duyguydu. Söz konusu arkadaşım Arapça öğrenmek için Suriye ve Mısır’da bulunmuş ancak beklediği seviyeye erişemeyince, tavsiye üzerine, Ubeydullah Dalar’a yönlendirilmişti.  Velhasıl, Ubeydullah Dalar uzun uzadıya kendi ders verme yönteminden bahsetmiş, ciddi bir ders çalışmanın ve öğrenmenin süreçlerini deneyimli bir hoca tarzıyla ve halim selimliğiyle anlatmış ve hatırlatmış, eğer bu denilenlere uyacaksa kendisinin de şevkle hem de uzun soluklu bir şekilde Arapça öğretebileceğini söylemişti. Karşılıklı bir mutabakat için Dalar esasen çok basit ilkelerden bahsetmişti. İşin özü bu prensipler bir tür ön şartlardı. Arkadaşım bu şartları kabul etmişti. Yalnız onun da Dalar’dan bir şartı vardı. Büyük bir tevazu ve ancak deneyimli bir göz tarafından fark edilecek gizli bir şaşkınlık içinde beklemişti söylenecek şartı.

     “Hocam siz kâfir rejimin Dırar Mescitlerinin birinde  resmi bir namaz kıldırma memurusunuz. Akidem gereği sizin arkanızda namaz kılmak caiz değil. Bana, arkamdan namaz kıl diye bir şartınız ve beklentiniz olmamalı!”

     Ubeydullah Dalar’ın yüzünün nasıl karardığını, üst üste nasıl yutkunduğunu halen hatırlıyorum. Böyle ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Göz göze gelmemeye özen gösterdiğimi hatırlıyorum. Ta ki, Hoca talebesi olacak kişiyle konuşuncaya kadar bu sürdü…

     “Sen yeter ki ilim öğren! Arkamdan neden namaz kılmıyorsun diye dert etmem.”   dedi büyük bir tevazu ile…

     Belki merak edeceksiniz… Beş ay sonra o arkadaşım da bazı önemsiz mazeretler beyan ederek ders almayı bıraktı.

     Bu tecrübeden sonra Dalar ile mümkün mertebe bu arkadaş hakkında veya Arapça eğimi konularında konuşmamaya özen gösterdiğimi hatırlıyorum.

     Sadece Diyarbakır özeli için değil tüm Türkiye’de kendi ilim sahibi insanlarına “nesne” muamelesi yapan radikalizmin birey özgürleşmesine katkı veremediğini gecikmeli de olsa gördük. O dönemlerde Ubeydullah Dalar ile aralarına mesafe koyanların, onu değersiz bir nesneden ibaret sayanların bakış açılarının, sorgulayıcı ve hükme bağlayıcı, yargılayıcı, hadım bırakıcı yaklaşımları üzerine daha fazla şey dememek için şunu belirtmeliyim ki suların olabildiğince kirlendiği ve bulanık aktığı Güneydoğu geneli ve Diyarbakır özeli için Ubeydullah Dalar kişiliği rahmet ve merhamet filizlenmesi açısından en değerli kişilik modelidir.

     Bu kişiliğin en değerli kişilik modeli olmasını sağlayan haklı gerekçeleri açıklamaya başladığımızda Ubeydullah Dalar kendiliğinden hak ettiği yeri korumaya devam edecektir.

     Eğer değerlendirme kriterleri açısından ilimde kariyer sahibi olmak, inandığı gibi yaşamak, mütevazı olmak veya halim selim olmak halen de geçerliliğini koruyorsa adil olan herkes ondaki bu hususları takdir edecektir kanaatindeyim. Siyasi ve politik dar açılardan bakmaya devam edenlerin de ondaki birikimden ötürü muhtemelen büyük takdirleri olacaktır.

ubeydullahdalar-12.jpg

     Aslen Mardin Mazıdağlı olan Ubeydullah Dalar’ın kendi yöresinde sevilen ve ilmine saygı duyulan baba Molla Hadi’den ilk ahlak ve ilim dersleri almış olması esasen büyük bir hadisedir. Zira ilim sahibi ve ilme değer veren bir baba Allah’ın başlı başına merhametidir. Böyle bir babanın dizi dibinde ders almak da başlı başına üstün ahlaki bir özelliktir.  Ubeydullah Dalar mükemmel derecedeki Arapçasına daha sonradan bir o kadar seviyede Farsça ve İngilizceyi  ekleyerek içinde yaşadığımız zaman kesitinin hayati dillerini bilmenin bilincindedir. Eğer basit bir kriter olarak belirtmek gereği hasıl olmuşsa,   bu üç dilden KPDS dil sınavlarında doksan ve üstü almıştı. Yani coğrafi konumu itibariyle ülkemizi sosyal, politik ve siyasi olarak alakadar eden etkilenme ana kaynakların dillerine vakıf bir Ubeydullah Dalar örneği güzel bir örnektir. Başta Seyyid Kutup’un tefsirinden notlar şeklindeki Ahmet  Faiz’den  Fi Zilal'il Kur'an'da Davet Yolu(1-2-3), İmadüddin Halil’den   İslam Tarihi Bir Yöntem Araştırması ve Ömer b. Abdulaaziz, Şehid bint¸íl-Huda’dan  Peygamber ve Kadın, İmam Şafi’nin Er-Risale’si, M. Nezir’den  Çağdaş Müslüman Önderler, Muhammed Kutup’tan Taklitlerin Çarpışması, yaptığı değerli tercümelere örnek gösterilebilir. Anadili Kürtçe olan Dalar’ın tercüme çalışmalarında Türkçeyi de çok iyi derecede kullanmış olması da ayrıca önemlidir.

     Şehitlik camiinde binlerce çocuğa Kur’an okumayı öğretmesi ve temel dini bilgilerle bu çocukları donatmaya çalışması takdire şayandır. Ondan Kur’an öğrenen çocukların Diyarbakır’daki ve bölgedeki din temelli şiddet olaylarına daha az  karıştıkları hususu , üzerinde başlı başına araştırma yapılacak bir husustur. Dalar şehit edildiğinde gazetelerde “Öğrencilerin” ibaresiyle taziye ilanı verenlerin taziye metinlerinde kullandıkları cümlelerdeki edep ve hakeza el ilanlarıyla taziye mesajı dağıtanların beyefendi tavırları dikkatimi çekmişti. Ondan Kur’an öğrenip de benim Diyarbakır’da bulunduğum dönemde üniversite öğrencisi olan gençlerin Ubeydullah Dalar’dan bahsederlerken onun halim selim, yapıcı, kavgayı önleyici, uzlaşıcı, yardımsever, hak hukuk tanır, sabırlı, hırstan uzak, Müslümanları ayırt etmeden seven ve kuşatan özelliklerine özenle vurgu yapmaları  önemliydi. Onu kendilerince “daha  iyi bir yerde” görmek isteyip de görememiş olanların eleştirilerinde bile belli bir saygınlık hemen seziliyordu. Evet,  Ubeydullah Dalar’ı bir cami imamlığına yakıştırmayanlar onun kendi camisinde katledilişine şahit olduklarında ilk söyledikleri şey onun samimiyetine dair şeylerdi. Dalar kendini vakfettiği bir mekânda hunharca katledilmişti. Camide Müslüman öldürenlerin genelde Harici bir mantığa sahip, aklen iman etmeyi başaramamış olanlar olduğunu tarihin derinliklerinden alıp örneklemeye başlarsak göreceğiz ki,  içinde ibadet edilen mekanlarda Müslüman öldürenler en çok emperyalist fitneci güçlere hizmet etmişlerdir. Allah’a şükürler olsun ki bu kirli süreçte Ubeydullah Dalar masum insan öldürmeyi helal gören anlayışların tarafında ve safında olmamıştır. Güneydoğu ve Diyarbakır bir bütün olarak değerlendirildiğinde de görülecektir ki Ubeydullah Dalar’ın bakış aşısı eli kanlı insanların saffına katkı vermemiştir ve bu haliyle Dalar’ın duruşu Allah’ın murat ettiği hale daha yakındır.

     Şahitlik yaparak diyebilirim ki Ubeydullah Dalar’ı sevmeme sebep olan en temel özellikler onun kişiliyle alakalı hususlardır. Onun o fıtri halini her zaman çok sevdim. Sekiz çocuğu vardı, (şahadetinden kısa süre bir evladı daha dünyaya gelmişti), misafir olarak evine gittiğim zamanlarda çocuklarıyla iletişimi, onlara verdiği değerin derinliği muazzam derecedeydi. Bazen kendini ufak çocuklarına öyle kaptırırdı ki misafir konumundaki beni unuttuğunu zanneder onu izlerdim. Onun kişiliğinden incinen kimseyi hatırlamadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bu özelliğinden olsa gerek Diyarbakır içinde ve dışında kimi anlaşmazlıkları çözmek için beraberinde beni götürdüğünü hatırlıyorum. Diyarbakır’da terzi olan birinin bir camia tarafından tehdit edilmesi üzerine o camianın yoğun uğradığı kitapevine beraber gitmiştik.  Onların önde gelenlerinden bahsi geçen terzi için arabulucu olmuştu. Ne var ki o önde gelenler Ubeydullah Dalar’a bir sürü hakaretler etmişlerdi. O ise sakin bir şekilde “Allah sizi ıslah etsin!” deyip çıkmış ve yolda da hüngür hüngür ağlamıştı. Beni en çok etkileyen şey ise yol boyu onlar için hayır dualar etmesiydi. Ben bir kez daha Ubeydullah Dalar’ın tarzını nebevi ahlaka uygun bulmuştum.

     Ubeydullah Dalar’ın bir an önce cami imamlığını bırakması gerektiğini, “bir alim olarak daha onurlu bir işte çalışması gerektiği” hususunu savunan kimi arkadaşlarımız rızkı verenin Allah olduğunu (amenna) söylerlerken, “Mesela ticaret yapsın, Ebu Hanife de bir alimdi ve resmi bir görevi yoktu!” kıyasıyla onun da en azından ticaret yapması gerektiğini onun iyiliği için isterlerken,   daha cümleleri bitmeden, “Yok ya onun kişiliği ticarete göre değil! Bir hafta sonra iflas eder! Çocukları perme perişan olur!” kanaatine varıyorlardı. Kanaatimce de Ubeydullah Dalar’ın ailesini geçindirmek için bir maceraya ihtiyacı yoktu ve daha da önemlisi ona göre camide çocuklara Kur’an öğretmek vazifelerin en değerlisiydi.

     Ubeydullah Dalar’ın ilim öğrenme ve öğretme tarzında geleneksel ve modern temaların yoğun bir şekilde öne çıkması gerek öğrendiği farklı diller üzerinden kendisini geliştirmesi gerekse, son zamanlarda merak sardığı Hukuk Fakültesi’nde okuma isteğinde olsun benim dikkatimi çeken başka bir özelliğiydi. “Hocam imamsın demedikleri kalmadı, hukuk fakültesi de okursan kesin bu kâfir düzende avukat, hâkim, savcı olacak, demeye başlayacaklar.” dediğimde sadece tebessüm etmişti. Gerçekten de Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandığında hakkında birçok dedikodu yapılmıştı. Şehit edildiğinde okulunu bitirmek üzereydi. Bu manada da ondan geriye, kendini ve insan yetiştirmenin örneklik boyutundaki azim ve çabası kaldı hafızalarımızda.

     Hukuk fakültesi öğrencisiyken kendisinde gözlemlediğim en belirgin değişim Kur’an’ı günümüze yorumlarken daha çok çağdaş fikirlerden örnekler getirmesi, kıyaslarını daha rahat yapmasıydı. Bölgedeki ve özellikle de Diyarbakır’daki fikirsel ayrılıkların temelinde her ne kadar Kur’an’ın hakkıyla anlaşılmadığına dair yorumları var idiyse fikirsel ve mezhepsel ayrılıkları daha temkinli sorguluyordu. Sanki farkına vardığı bir bela sadece kendisi etrafında değil de hemen herkesin etrafındaki tehlike halkasını daraltıyordu ve süreç geri dönüşümsüzdü. Sanki daha güvenli bir liman arıyormuşçasına avam insanların arasında daha fazla zaman geçiriyordu. Halkla iç içe olmak, onlarla daha fazla zaman geçirmek, daha sakin sohbet ortamları arayarak karmaşadan uzak kalmak… Suyun gitgide bulandığını görüp de kirleticilerden uzakta kalmak gibi bir çaba gösterir gibiydi. Sebebi veya türü ne olursa olsun bölünmüşlüğün, ayrılığa(tefrikaya) düşmenin toplu bir zafiyet getireceğini yinelemesi anlamlıydı.

     Daha önceleri kendisinden duymadığım şekilde Kürt halkının kaybedilmiş haklarına vurgu yapması, bu halkın ikilemlerde kalmasına değinmesi, temel hak ve değerlerden mahrum bırakıldığına vurgu yapması ve Müslümanların gündemine bu konuların daha fazla girmesi gerektiğine değinmesi de bu son dönemindeki belki kısmi değişiminin belirtileriydi…

     Özellikle son yılında hakla veya avamla iç içe olmanın bahsi açıldığında, İslam’ın halka daha basit bir dil ve vesilelerle anlatılması görüşüneydi. Gruplaşmalardan kaynaklanan her yaklaşımın yeni gruplaşmaları ve bölünmeleri getirdiğini, grup bakış açısıyla daha acımasız tarzların geliştiğini bu manada halkın daha temiz kalmayı başardığını ve halka saf bir İslam anlatımıyla yakın durmak gerektiğini dillendiriyordu. Çay ocaklarında oturmak, halktan kişilerle sabah kahvaltısında birlikte peynir ekmek yemek – ki Diyarbakır’da o dönemlerde böyle bir gelenek vardı-  benim de şahit olduğum özelliklerindendi.

     Ubeydullah Dalar’ın yüzünde belirgin bir hüzün vardı. Masum, sakin, kırılgan, içli, hassas bir yüz. O masum yüze dökülen gözyaşlarını (kitapevi dönüşünü kast ediyorum) hiç unutamam… Halindeki saflık, ifrat veya tefritten uzak kalmanın, olabildiğince vasat olmanın, başta cemaati ve öğrencileri olmak üzere hemen herkese merhamet sahibi olmanın saflığıydı kanaatindeyim. Şahadetinden bir gün sonra alışverişimi yaptığım bakkalın üzüntüsü kayda değerdi. “Büyük bir Allah adamını vahşetle öldürdüler! Allah bu topluma azap verse yeridir!” Onu, “Allah adamı” olarak adlandıran ümmi bakışın,  ona şahitliğinin onda birini okumuş entelektüel birikim gösterebildi mi bilemiyorum. Ömür boyu yetiştirilemeyecek bir model kişilik olan Dalar’ın bundan sonraki süreçlerde insan yetiştirme mekanizmalarında da model alınması gerektiği kanaatindeyim. Ubeydullah Dalar’ın grupsal çatışmalar veya kümelenmelerin dışında kalarak halka yakın olmayı tercih etmesi ve halkın bilinçlenmesi gerektiği şeklindeki  yaklaşımı esasen bir hayrın başlangıç noktasının tespiti açısından önemlidir. Zira,  Müddessir Suresi altıncı ayette geçen  “daha çoğunu isteyerek (karşılık bekleyerek) iyilik yapma” hali men edilen bir haldir ve halkın içinde hiçbir beklenti olmaksızın insan yetiştirme geleneği açısından Ubeydullah Dalar örneği belki yüzlerce örneği gibi değerlidir.

     Ülkemizde insan yetiştirmenin önemi giderek artmaktadır. Dalar’ın öldürülmesi üzerinden geçen bunca zamana rağmen faillerinin net bir şekilde ortaya çıkartılmamış olması çok yönlü bir nakısa olarak durmaktadır.

     Ubeydullah Dalar kişiliğinin az da olsa hatırlanmasına vesile olan bu dosyayı da önemsediğimi belirtip   insana verdiği emek açısından hayırlarla yad ettiğimiz Ubeydullah Dalar’a Allah’tan rahmet diliyorum.


DEĞİRMEN DERGİSİ - Diyarbakır Özel Sayısı

Sayı: 37-38 Temmuz Aralık-2013

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
11 Yorum