1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Diyarbakır Barosu: 25 kişiye ait toplu mezarı açıklayacağz!
Diyarbakır Barosu: 25 kişiye ait toplu mezarı açıklayacağz!

Diyarbakır Barosu: 25 kişiye ait toplu mezarı açıklayacağz!

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, uzun ve zorlu çabalar sonucunda, önümüzdeki günlerde 1994 yılında savaş uçakları tarafında yapılan bombalama sonunda yaşamını yitiren 25 kişiye ait toplu mezarın açılacağını bildirdi.

A+A-

Diyarbakır Barosu'nun düzenlediği 2 gün boyunca devam edecek "Ağır Suçların Etkili Soruşturmasında Uluslararası Deneyim" konulu konferans, Liluz Otel'de başladı. İnsan hakları ihlallerinin etkili soruşturulmasında hukuksal yöntemler, delil toplama ve bulguları değerlendirmede dünya deneyimlerinin ele alınacağı konferansa Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, İHD Genel Merkezi Öztürk Türkdoğan, BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Due Proces Of Law Vakfı Genel Direktörü Katya Salazar, İnsan Hakları Gündemi'nden Doç. Dr. Günal Kurşun gibi isimlerin yanı sıra çok sayıda avukat ve insan hakları savunucusu katıldı. Konferansın açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Türkiye'nin dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi olağanüstü dönemlerden geçtiğini hatırlatarak, "1980 askeri darbe dönemi, sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamaları ve son otuz yıldır yaşanan silahlı çatışmalar sırasında, insan haklarının en ağır ihlalleri gerçekleşti. Silahlı çatışmaların kaçınılmaz sonucu olan güvenlik görevlisi ve silahlı militanların ölümlerinin yanı sıra binlerce insan hukuk dışı, keyfi ve kısa yoldan infazlar, gözaltında zorla kaybedilme ve ağır işkence uygulamalarıyla yaşamını yitirdi. Ancak bu suçların failleri tespit edilmedi, soruşturulmadı ve yargı önüne çıkarılmadı. Toplumumuz büyük acılar yaşadı ve travmalar geçirdi. Artık toplum olarak geçmişin bu ağır mirasıyla nasıl baş edeceğimizi, hakikatin nasıl ortaya çıkacağını ve adaletin nasıl gerçekleşeceğini, bu toplumsal yaranın nasıl iyileşeceğini konuşmamızın, tartışmamızın zamanı gelmiş, hatta geçmiştir" dedi. 
 
Elçi: Bini aşkın kişi halen kayıp! 
 
Askeri darbe döneminde, özellikle ağır işkence uygulamaları nedeniyle sorgu merkezilerinde veya cezaevlerinde yaşanan ölümlerin dışında, hukuk dışı ve keyfi infazların PKK'nin silahlı eylemlerini başlattığı 1984 yılından sonra yoğunlaşmaya başladığına dikkat çeken Elçi, "Bu dönemde, devletin güvenlik birimlerinde, silahlı militanlarla mücadele edilirken, hukuk kuralları ve yasalara bağlı kalmanın gereksiz olduğuna dair bir görüş oluşmuştur. Militanlara karşı olduğu gibi, onlara destek sunduğu düşünülen sivillere karşı da hukuk dışı ve kuralsız bir uygulama başlatılmıştı. Resmi rakamlara göre; otuz yıldır yaşanan savaşta 50 bine yakın insan yaşamını yitirmiş, insan hakları örgütlerine göre 3 bin 500, Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonun verilerine göre ise 2 bin 663 yerleşim birimi zorla boşaltılmış, 3 milyona yakın kişi de zorla yerinden edilme uygulamasından etkilenmiştir. Halen sadece Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığı'nda 10 bini aşkın faili meçhul dosya bulunmakta, binlerce cinayet aydınlatılmayı beklemekte, bini aşkın kişinin halen kayıp olduğu bilinmektedir" diye konuştu. 
 
'Gözaltına alınanlarda ya bir daha haber alınamıyor ya da…'
 
Bölgede sivillere karşı işlenen suçların oluş biçimini de aktaran Elçi, bunların; sivil köylülerin infaz edilmesi, köy ve mezra gibi yerleşim birimlerinin bombalanarak sivillerin öldürülmesi, sağ yakalanan militanların sorgulandıktan sonra kurşuna dizilmesi, militan veya onlara yardım ettiğinden kuşkulanan sivil insanların işkenceli sorgularda yaşamını kaybetmesi şeklinde olduğunu dile getirdi. Hukuk dışı ve keyfi infazların en tipik uygulamasının ise; Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Merkezi, kısa adıyla JİTEM olarak bilinen sivil istihbarat görevlilerinin gerçekleştirdiği eylemler olduğunu söyleyen Elçi, binlerce insanın evlerinden, işyerlerinden, sokaktan, çoğu kez şehir giriş çıkışlarındaki bir jandarma-polis arama noktasından devletin resmi görevlileri tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamadığını ya da bir süre sonra cesetlerinin bir yol kenarında veya bir köprü altında bulunduğuna dikkat çekti. Elçi, 1987 yılından 2001 yılına kadar Jandarma içindeki bu yapının binlerce sivil insanı bu şekilde kısa yoldan infaz ettiğini dile getirdi. 
 
'İç hukuk makamlarının toplamadığı delilleri AİHM topladı'
 
Bu yoğun ve sistemli infazlara rağmen, neredeyse hiçbir devlet görevlisinin soruşturulmadığını ve adalet önüne çıkarılmadığını dile getiren Elçi, "Bu ağır suçların sadece kâğıt üzerinde kalan soruşturma işlemlerinde çoğunlukla yine bizzat bu suçların sorumluları tarafından yapılıyor, dolayısıyla suçların tüm delilleri ortadan kaldırılıyordu. Bu dönemde adli mekanizma suçları soruşturmada hiçbir performans göstermemiş, bir başarı sergileyememiştir. Sistemli bir uygulama ile işlenen bu suçların sorumluları devletin diğer adli ve idari makamlarından hoşgörü, destek ve koruma görüyor, sorumlular suç ve cezadan muaf kalıyordu. Kürtlere karşı başta bölge olmak üzere Türkiye'nin birçok yerinde benzer eylem ve uygulamaların yapılması, sorumluların da aynı şekilde hoşgörü ve koruma görmeleri, keyfi infazların ve gözaltında kayıpların resmi bir politikanın uygulaması olduğunu ortaya koymaktadır. İç hukuk makamları tarafından soruşturulmayan bu şikayetler ile ilgili AİHM bizzat Türkiye'ye gelerek şikayetleri araştırdı ve delil topladı" dedi. 
 
Davalar zaman aşımı kıskacında kaldı
 
Son yıllarda bazı soruşturmalarda kısmi bir ilerlemenin olduğunu da sözlerine ekleyerek, JİTEM, Musa Anter, Temizöz davası, Lice ve Kulp'ta sivil yurttaşların katledilmesi ve birçok hak ihlali davaları gibi birçok davanın zaman aşımına uğramayla karşı karşıya kaldığını dile getiren Elçi, "Hala bu suçların kapsamlı ve etkili şekilde soruşturulmasında bir siyasi iradeden söz edilemeyeceği gibi, hakikat, adalet ve ağır suçların soruşturulamaması sorunu sadece geçmişin bir mirası değil, aynı zamanda günümüzün de bir sorunu ve gerçeğidir. Daha iki yıl önce Uludere'nin Roboski köyünde savaş uçaklarının ağır bombalaması ile feci şekilde ölen çoğu çocuk 34 sivil insanın öldürülmesi ile ilgili soruşturmada askeri savcılık; 'suç yok, sorumlu da yok' diyerek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir" diye belirtti. 
 
'Önümüzde ki günlerde 25 kişinin toplu gömüldüğü mezarı açacağız'
 
Elçi, geçmişle yüzleşme çalışmalarında ve adaletin gerçekleşmesi mücadelesinde başta etkili hukuki yardım olmak üzere, topluma katkı sunmak istediklerini de dile getirdi. Öte yandan faili meçhul cinayetler ve gözaltında kayıplara ilişkin soruşturmalarda delil toplama, tanıklıklar ve bulgu saptamada yaşanan sorunlar ve özellikle cesetlerin aranması, toplu mezarların açılması ve kimliklerin tespitinde dünya deneyimlerinin kendileri için yaşamsal önem arz ettiğini vurgulayan Elçi, uzun ve zorlu çabalar sonunda, önümüzdeki günlerde 1994 yılında savaş uçakları tarafında yapılan bombalama sonunda ölen 25 kişinin toplu olarak gömüldükleri bir mezarın açılışını ve kimliklerin tespiti işlemini yapacaklarını paylaştı. Elçi, bu örneğin bile Arjantin veya eski Yugoslavya gibi ülkelerde toplu mezarların açılmasında edinilen deneyimlerin bugün kendileri ile paylaşılmasında konferansınn önemini ortaya koyduğunu kaydetti.
 
Elçi'nin konuşmasının ardından konferansın ilk oturumuna geçildi. İlk oturumda ağır ihlallerin soruşturulmasında Türkiye'de ceza adalet sisteminin başarısızlığı hakikate ulaşmada adli mekanizmanın tutumu, resmi veya gayri resmi bir hakikat komisyonunun mümkün olup olmadığı konusu ele alınacak. Moderatörlüğünü Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuırgut Tarhanlı'nın yaptığı ilk otorum Prof. Dr. Mithar Sancar ve Katya Slazar'ın konuşmaları ile devam ediyor.

diha

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.