1. HABERLER

  2. MAARİF

  3. Dirilişin Zaruretine İlişkin Kur’an’ın Delilleri/Maarif
Dirilişin Zaruretine İlişkin Kur’an’ın Delilleri/Maarif

Dirilişin Zaruretine İlişkin Kur’an’ın Delilleri/Maarif

A+A-

 

 

1- Allah’ın hikmetinin yeniden dirilişi gerektirmesi:

 

Kur’an, bazı ayetlerde Allah’ın hikmetine dayanarak şöyle buyurmuştur: Hikmet sahibi Allah’ın, dünyayı ve sizi boş yere yaratması mümkün mü? Hayır, kesinlikle bu işte bir hikmet vardır ve dünya bu amaçların gerçekleşmesi için gereken kapasiteye sahip olmadığından dolayı mutlaka başka bir dünya var olacaktır. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun:115)

Kur’an’ın bu delilleri aşağıda belirtilen şu iki istisnai kıyas çerçevesinde ele alınabilir:

a) Siz amaçsızca yaratılmış olsaydınız, sizi yaratan hikmet sahibi olmazdı. Fakat sizi yaratanın hikmet sahibi olduğunu göz önünde bulundurursak, o zaman siz mutlaka amaçsız olarak yaratılmamışsınız.

b) Allah’a dönüş (diriliş) olmazsa, sizin yaratılışınız amaçsızca sayılır. Ancak yukarıdaki kıyasa göre sizin yaratılışınız amaçsız olmadığı için yeniden dirilişin olması şarttır.

Kur’an bir başka ayette şöyle söylemiştir: “Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir.”(Hicr: 85) Buradaki kıyas önceki ayette olduğu gibidir.

2. Maad’ın zarureti olarak Allah’ın adaleti:

Kur’an’ın maadın zaruretini ispat için ortaya koyduğu bir diğer konu, Allah’ın adaletidir. Sonuçta maad olmadığı takdirde dünya Allah’ın adaletinin tam olarak yerine getirilmesi için gereken kapasiteye sahip değildir.

Kur’an’da konuyla ilgili şu ayetler var: “Biz gönülden Allah’a teslim olmuş olanlarla hayatları günah hasadından ibaret inkarcı suçluları bir tutar mıyız? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?” (Kalem: 35-36)

Bu ayetlerden şu tesbitleri çıkarabiliriz:

a) Dünyada iki tip insan vardır: Muminler, yani hakka teslim olup ona uyanlar ve suçlular, yani suç ve günah işleyen ve hak karşıtı olanlar.

b) Allah’ın adaleti gereği bu iki grup eşit olmamalıdır. Keza hiçbir insan bunların eşit olmasını kabul etmez.

c) Bu iki grup, dünyada eşitler ve her ikisi de tabiatın nimetlerinden faydalanırlar. Allah’ın adaleti gereği tam adalet uygulansın diye bir başka dünya olmalıdır. Kur’an’ın bu konuda birçok ayeti vardır.

3. Maad’ın zarureti olarak fıtrat:

İnsanın içsel ve fıtri isteklerini iki gruba ayırabiliriz:

a) İbadet etme, fazileti sevme vb. gibi dünyada karşılığı ve cevabı olan istekler:

b) Ölümsüzlük, sonsuzu sevmek vb. gibi dünyada karşılığı olmayan istekler. Kuşkusuz bu temayül ve isteklere bir karşılık verilmelidir. Kur’an bunların karşılığı olarak ahireti sunuyor. Mesela, “Ona (cennete) esenlikle girin. Bu ebedilik günüdür. Orada onlar için diledikleri her şey vardır, nezdimizde daha da fazlası olmak üzere.”(Kaf: 34-35)

Bu ayet, insanın hem ölümsüzlüğü hem de çeşitliliği ve sonsuzluğu istemesine işaret ediyor. Bu konuyu bir başka şekilde de tartışabiliriz: Kur’an’a göre din ve onun maada inanmak gibi temel ilkeleri insanın fıtratında vardır ve insanın fıtratı üzerindeki gafletin ortadan kalkması durumunda, Allah’ın varlığını duyarak hakka tapındığı gibi maadın varlığını da apaçıkça anlar ve fıtratının isteği doğrultusunda maadın gerekliliğini kabul eder.

Kur’an, dini inançların fıtri olduğu ile ilgili şöyle buyurmuştur: “O halde sen yüzünü, bir hanif olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar.”(Rum: 30)

Kur’an’ın kıyamete yeminle vicdana yeminden yan yana bahsetmesine de bakarsak kıyametin bir vicdan işi olduğunu anlarız: “Hayır, kıyamet gününe yemin ederim. Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim. İnsan (öldükten sonra) onun kemiklerini asla biraraya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?”(Kıyame:1-3)

 

4. Maad’ın zarureti olarak Allah’ı rahmeti:

Bu konu bir burhan (kanıt) gibi daha önce tartışılmadığı için daha fazla açıklamaya ihtiyaç vardır. Burada birkaç mukaddimeye bakmamız gerek:

a) Vacibü’l-Vücud’da sınırsız bir biçimde rahmet vardır. Çünkü O, bütün mükemmel sıfatları kendinde barındırır ve sıfatlarının da sınırı yoktur.

b) Soyut varlıklardaki istidatların tümü tam olarak fiiliyata ulaşmıştır ve Vacibü’l-Vücud’daki fiili sıfatlarının hepsi bilfiildir.

c) Rahmet ve feyzden sakınmak eksikliktir ve bunlar asla Vacibü’l-Vücud’un zatında var olamaz.

d) Rahmet ve feyze ihtiyaç duyan her varlık, kapasitesi kadar feyz ve rahmet alır ve sakınmaya yer olmaz.

e) İnsan, istidad ve kapasite bakımından bütün varlıklardan üstündür ve başkalarında var olmayan özel bir istidadı (Allah’ın halifesi) vardır.

f) Dünya belirli sınırlamalardan ötürü Allah’ın sınırsız kemal ve rahmetini alma kapasitesini taşımıyor ve dolayısıyla insanın, Allah’ın sınırsız rahmetini alabilmesi için bir başka dünya olmalıdır. Şimdi Kur’an’ın bu konudaki ayetine bakalım: “Onlara göklerde ve yerde olanlar kimindir diye sor. Allah’ındır de. O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı. Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar inanmazlar” (En’am: 12)

Bu ayette Allah, merhameti kendi zatına farz kıldığını söyledikten sonra şöyle buyurmuştur: Hepinizi kıyamet gününde toplayacaktır Çünkü eğer insan ölümle ortadan kalkarsa bu sınırsız merhametten tatmaz. Bazılarının neden bu merhamet içinde yer almadıklarına dair soru sorulduğunda da şu cevap verilmiştir: Onlar inanmayarak kendilerini ziyana sokmuşlar ve sorun Allah’ın sınırsız merhametinden kaynaklanmıyor.

 

5. Maad’ın zarureti olarak ruhun bekası:

Kur’an ‘teveffa’ kelimesini bir şeyi bütün olarak almak anlamına gelen ‘ruhun alınması’ hakkında kullanarak iki şeyden bahsediyor:

İlk olarak insanın bütün varlığı bütünüyle onun ruhudur ve onun ruhu varlığının eksenidir ve asalete sahiptir.

İkincisi, bu temel boyut (ruh) tamamiyle Allah’ın görevlendirdiği kişiler tarafından alınıp korunur. Dolayısıyla ölümle insanın hakikatında hasar oluşmaz ve insanın varlığı devam eder. “Dediler ki: Yeryüzünde toprağa karışıp belirsiz hale geldiğimizde mi yeniden yaratılacağız? Hayır, (onlar buna inanmamakla) Rablarına kavuşmayı inkar ediyorlar. De ki: Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”(Secde: 10-11) Bir başka ayette şöyle buyurmuştur: “Allah, ölümü tatma zamanı geldiğinde insanları vefat ettirir (bedenin işlevsiz kalması). Ölmemiş olanları da uykularında (bilinç dünyasına geçirtir). Hakkında ölüm hükmettiğini (o boyutta) tutar; diğerlerini belli bir ömür için irsal eder. Muhakkak ki, bu olayda derin düşünen bir topluluk için elbette işaretler vardır.”(Zumer: 42)

Teveffa kelimesinin geçtiği çok sayıda ayet vardır. Bundan önce söylediklerimiz hakkında birçok rivayet de vardır ancak biz onları sarf-ı nazar ediyoruz.

♦  Ufkumuz maarif grubu tarafından tedvin edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

                  

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.