1. HABERLER

  2. MAKALELER

  3. Direniş: Stratejik Seçenek
Direniş: Stratejik Seçenek

Direniş: Stratejik Seçenek

A+A-
Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.

Değerli kardeşler! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Ben, İslami Ulusal Konferansa üye olmam hasebiyle birçok defa kardeşlerimizle bir araya gelme şerefine nail olmama rağmen Arap Ulusal Konferansının toplantılarına katılma şerefini ilk defa tadıyorum.

Bu konferansı, düzenleyen arkadaşlara, bu büyük ve mübarek çabaya ve en başta değerli kardeşim Halid Sufyani’ye teşekkür ediyorum.

Konferansın başlığından hareketle (ümmetin stratejik seçeneği olarak direniş) direniş ve Filistin ulusal projesinden bahsedeceğim. Konuşmamı iki kısma ayırmaya çalışacağım:

Birinci kısım: Özetle direniş ve ulusal projenin fikri boyutuyla alakalı.

İkinci kısım: Bugün Filistin sahasının acısını çektiği çıkmaz ve siyasi gerçeklikle alakalı olacak.

Öncelikli Hedef Bağımsızlık

İlk kısımla ilgili olarak: Hepimiz biliyoruz ki dünyada özgür herhangi bir ülkedeki herhangi bir ulusal proje öncelikle ülkenin toprak ve halk olarak bütünlüğünü sağlamayı, egemenliğini, bağımsızlığını ve kimliğini korumayı hedefler. Fakat eğer ülkenin tamamı ya da bir kısmı işgal edilmiş ya da gasp edilmişse bu ülkenin ulusal projesi ilk olarak bağımsızlık kazanmak ve düşmanı vatandan kovmak için harekete geçer. Bu noktanın ideolojik, siyasi, stratejik, akaidi ve tarihi düzeyde pek çok boyutu vardır. Filistin ulusal projesinin fikri boyutuna değindiğimiz bu günde bu konulara dalmak istemiyorum. Fakat “fikri boyut” başlığıyla projeden bahsetmek istiyorum ki, düşünürlerimiz Filistin sahasının şuan içinde bulunduğu kriz ve çıkmaz ortamı hakkındaki görüşlerini ifade etsinler.

Ulusal projenin, işgal edilmiş topraklarda vatanı özgürleştirme hedefi güttüğünü kabul ediyorsak o halde Filistin örneğinde bu projenin hedefi, Filistin’i bağımsızlığına kavuşturmak olmalıdır. Filistin devleti kurmak değil. Filistin ulusal projesi, Siyonist işgalinin başladığı günden itibaren bu amacı gütmektedir. FK֒nün kuruluş hedefi de budur. Bu yüzden adı Filistin devletini kurma örgütü değil kurtuluş örgütü olmuştur. Fakat hepimiz biliyoruz ki; 1974’den sonra büyük bir kopukluk oldu ve devlet kurma hedefi bağımsızlık hedefinin yerini aldı. Devlet oluşturmanın bir aracı olarak müzakerelere bel bağlandı. Sonuç ne oldu?

Zannediyorum ki cevabı biliyorsunuz…

Halkımızı 48’de işgal edilen bölgelere hapseden 74’teki geçici program işgalle yaşayan bir otoriteyi vücuda getiren daimi bir programa dönüştü. Bu yönetim işgalcinin işgal yükünü omuzladı ve halkının düşmanlarını koruma görevini üstlendi.

Filistin Ulusal Projesinin Dönüşmesi

Bugün Filistin ulusal projesinin içine girdiği çıkmazın başlıca sebebi devlet kurma hedefinin bağımsızlık hedefiyle değiştirilmiş olmasıdır. Devlet projesi bağımsızlık programının yerine geçti ve düşmana rahat rahat toprakları işgal etme fırsatı verdi. Böylece üzerinde devletin kurulacağı toprak parçası kaybedildi. Şuan Batı Şeria’da varolan yarış, yerleşim humması ve Kudüs’te evlerin yıkılması Siyonist projesinin bütün Filistin topraklarını Yahudileştirmeye çalıştığını gösteriyor.

Eğer bugün Filistin devletinin kurulması başlığıyla çözüm ve müzakere üzerine bahse giriliyorsa bu hayali bir bahis olur. Buradan hareketle barış seçeneğinin çıkmaz yola girdiğini söylüyoruz. Ümmetin stratejik seçeneği olarak direniş sloganının ise; teori ve pratik boyutta onu haklı kılacak sebepleri var. Bu mesele, barış tüneline ya da karanlık “Oslo” tüneline girdiğimizden bu yana yoksullaşan Filistin siyasi düşüncesinin incelenmesine ihtiyaç duymaktadır.

Siyasi açıdan ise; bazıları ufak ayrıntılarla başlayacağımı umuyor. Çünkü bugün mesele sadece Gazze’de değil Rafah sınır kapısında tıkanıp kaldı. Asıl Filistin meselesi, Filistin topraklarının %80’lik kısmından vazgeçilmiş, Batı Şeria’daki %10’luk kısmında işgalcinin ve onun yerleşim politikalarının tasarrufunda olmasıdır. Hiç kimse Batı Şeria’daki diğer %10’luk kısmın ne olacağını da bilmiyor.

Mesele heder oldu gitti. Fakat dram ve ambargo Gazze’de hala mevcut. Savaş bitmedi aksine farklı araçlarla devam ediyor. Bütün bunlar büyük bir tehlikenin eşiğinde olan ümmetin bir parçası Filistin’i bekleyen büyük tehlikenin görmezden gelinmesine sebep oluyor.

Çok fazla siyasi analize dalmak istemiyorum. Ben burada üstat Münir Şefik’in bahsettikleriyle yetineceğim. Onun söylediklerine katılıyorum fakat dikkat etmemiz, herkesin özellikle Arap ve Müslüman olarak bizlerin onunla nasıl ilişkiye geçeceğini anlaması gerektiği 3 temel değişken olduğunu söylemek istiyorum.

Birinci değişken: Dünyada Amerikan imparatorluğu projesinin çöküşüdür. İmparatorluk düşü başarısız oldu. Amerika yok olmadı ama bizzat Amerika’daki meşhur stratejistlerin de itiraf etmesiyle vahşi Amerikan imparatorluk düşü başarılı olamadı.

İkinci değişken: Amerika’nın “yeniden büyük Ortadoğu projesi” başarısız oldu.

Üçüncü değişken: Ümmet içinde direniş projesi ivme kazandı ve bu proje pek çok cephe ve alanda başarılı oldu.

Bu değişkenlerin;

1-Amerika tarihinde görülmemiş bir şekilde değişim sloganıyla yeni bir Amerikan idaresinin başa gelmesi ve Afrika kökenli bir Amerikalının Beyaz Saray’a girmesi ve

2-Yeni sağcı Siyonist hükümetin Siyonistlerin duyduğu korkuyu ve geleceğe dair tedirginliklerini ifade etmesinde payı vardır.

Bunlar düşman cephesinde olup bitenler peki ya bizim cephemizde neler olup bitiyor?

Halk bazında bakacak olursak ümmetin durumu iyi ve biz bundan bahsetmeyeceğiz. Fakat Arapların resmi düzeydeki konumu bazında bakarsak şunları söyleyebilirim: Arap rejimi maalesef hala aynı şekilde devam ediyor. “Arap rejimi” adlandırması bile şüpheli bir adlandırma. Çünkü siz düşünce adamları, siyasi bilimlerde araştırma yapan ve müfekkirler olarak bir rejimden bahsettiğimizde bunun değerler, kurumlar manzumesi anlamına geldiğini, bu rejimin hedefleri, stratejileri ve politikaları olduğunu biliyorsunuz. Arap rejimi bunların hiçbirini içermiyor. Araplar devlet olarak kendi özel çıkarları ve hesapları olan münferit devletler gibi hareket ediyorlar. Fakat ıstılahtaki anlaşmazlığı bir kenara bırakırsak Arap rejimi hala aşağılanmış konumunda devam ediyor.

Fakat bu sistemin çelişkili işaretler verdiğini de görüyoruz. Uzlaşma çağrısı yapılıyor, bu yönde girişimlerde bulunuluyor. Arap inisiyatifinin sonsuza kadar devam etmeyeceği tehdidinde bulunuluyor. Bu olumlu ve doğru bir tavır fakat yeterli değil. Öte yandan biz bazılarının direniş güçleri aleyhinde gerginliği tırmandırmaya çalıştıklarını görüyoruz.

Hizbullah, Şereflidir Suçlu Değil

Bu açıdan biz Mısır hükümeti ya da liderliği tarafından Hizbullah’ı hedef alan kampanyayı üzüntü ve şaşkınlıkla karşılıyoruz. Biz, ümmetin bilincinde Filistin’in bütün Arap ve Müslümanların meselesi olarak yerleştiğini biliyoruz. Buna binaen Filistin halkına ve direnişe destek vermek kınanacak bir suç değil aksine sorumluluk ve şereftir. Evet, Hizbullah şereflidir suçlu değil.

Bölgede ve dünyada meydana gelen değişimlerin gölgesinde, biz kardeş Mısır’ın Hizbullah’la diyalog kurmaya İngiltere’den, Arapların kalbi ve tarihi olarak merkezi üssü olan Mısır’ın İran’la yeni bir sayfa açmaya Obama’dan daha layık olduğunu düşünüyoruz.

Bu yüzden biz Mısır’daki kardeşlerimizden Hizbullah’la olan bu sorunu aşmalarını ve kriz ortamı oluşturmaya çalışan medyadaki bazı ahmaklara fırsat vermemelerini istiyoruz. Direnişe ve onun şerefli sembollerine saldırarak Amerika ve İsrail’in hoşnutluğunu kazanmak hakkında; bu çabanın ne Mısır’a ne direniş ne de ümmete bir yarar sağlamayacağını söylüyor ve bu dosyanın hemen kapanmasını ümit ediyoruz.

Biz ister bu durumda ister direnişle ilişkide olsun, Filistin konusunda Arap rejiminin önünde birkaç ihtimal olduğunu söylüyoruz.

1-Tarafsızlık

2-Destek

3-Çatışma

Ümmetin hiçbir ferdinin rejim, hükümet ya da grup olarak Filistin, Irak, Afganistan, Sudan ya da başka bir ülkenin maruz kaldığı meydan okumaya tarafsız kalma gibi bir lüksü olduğunu düşünmüyorum.

Destek olma konusunda ise; biz ümmetin aktif güçlerine ve halklara destek olmakla gurur duyuyoruz. Hiçbir hükümet ya da rejimden yardım dilenmiyoruz. Fakat biz diyoruz ki; hükümetlerin ve rejimlerin görevi dünyanın her yerinde bulunan sıcak çatışma alanlarındaki mücahitlere yardım elini uzatabilmeleri için ümmetin aktif güçlerine olanak sağlamaktır.

Karşı durma, çatışma konusunda ise büyük bir bilinç ve güvenle; hiç kimseden Filistin’i bağımsızlaştırmak ya da direnişe yardım sağlamak için Siyonistlere, müttefiklerine ya da yardımcılarına karşı savaşa girmelerini istemediğimizi söylüyoruz. Biz, hiçbir hükümetten bu savaşa girmesini istemiyoruz fakat hükümetlerin Siyonistler ya da ümmetin düşmanlarıyla olan uzun mücadeleden direniş ve direnişe destek sağlayanlarla mücadeleye geçmelerini asla kabul etmiyoruz. Bu, hiçbir şekilde ümmetin yararına olmaz. Hangi şekilde olursa olsun çatışma kabul edilemez ve bu çatışma ümmete, onun çıkarlarına, varlığına ve geleceğine sirayet eder.

Siyonist projeyle çatışmayı bırakıp herhangi bir şekil ya da düzeyde ümmetin direniş güçleriyle mücadeleye tutuşmak çeşidi, görüşü, bölgedeki ittifakları ne olursa olsun hiçbir rejime hizmet etmez. Çünkü bu değişim, rejimleri Siyonist düşmanla ittifak konumuna getirir ve bu birinci derecede rejimlerin, sonrasında ise halkların, ümmetin ve direnişin zararına olur.

Son olarak; direnişin ümmetin stratejik seçeneği olması için onun Filistin halkının stratejik seçeneği olması gerektiğini söylüyorum. Filistin içindeki bazı kişiler bu seçeneği reddeder, onunla savaşırken hatta bazıları Siyonistlerle ittifaka girip Amerika ile İsrail’in Kürdistan’a kadar uzanan stratejisine balıklama atlarken, Filistin dışındaki halkların ya da güçlerin stratejik bir seçenek olarak direnişi benimsemelerini beklemek mantıksız olur. Bu tarihten önce Filistin’e giden yolun Arap ümmetinin aleyhinde yapılan ayrılıkçı projelerden geçtiğini bilmiyorduk. Direniş stratejik bir seçeneğe dönüşünceye kadar Filistin ulusal projesini yeniden oluşturacak ve bizi parçalanmışlık halinden çıkaracak yeni bir stratejinin olması gerektiğini söylüyorum. Bu da hızlı bir şekilde bahsedeceğim 4 temel noktayı gerekli kılıyor:

1-Başarısızlığı ispatlanmış ve İsrail’in çıkar ve şartlarını yerine getirerek çatışmayı sonlandırmayı amaçlayan müzakere seçeneğinden vazgeçmek. Biz, Filistin yönetiminin ya da FK֒deki resmi liderliğin yaptıklarına dikkat etmeliyiz. Siyonist düşman şuana kadar bizimle “çatışmayı kontrol etmek” üzere meşgul oldu. Fakat Ramallah yönetimindeki kardeşlerimiz “çatışmayı sonlandırmak” programı üzerinde çalışıyorlar. Bu da, çatışmayı kontrol eden, Filistin halkıyla olan bu savaşta dizginleri elinde bulundurmak için her gün daha fazla yerleşimci ve radikali başımıza musallat eden düşman karşısında teslim bayrağın çekme anlamına geliyor. Bu seçenek çıkmaz sokağa girdi. Onu kökünden kazımalı ve durdurmalıyız.

2-Filistin ulusal projesinin barış değil bağımsızlık ve direniş temelinde yeniden inşa edilmesi, Filistin davasının ulusal bağımsızlık davası ve hayali topraklarda devlet kurma değil vatanın özgürleştirilmesi olarak kabul edilmesi.

3-Bu ulusal projenin kurumsal adının, tasfiye ve istila edilmesi ya da muhalefet veya direniş projesine saldırıda bir kart olarak kullanılması değil Filistin halkının bütün faaliyetlerini ve güçlerini bünyesine alması için yeniden inşa edilmesi gereken kurtuluş örgütü olması gerekir.

4-Arapların ve Müslümanların Filistin halkına destekte ulusal, dini ve tarihi sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmeleri. Hiç kimse Filistin’in bağımsızlığı projesinden, adı Filistin olan bir yük ve davadan kurtulma projesine geçilebileceğini düşünemez.

Filistin akıllarda, kalplerde, her Arap ve Müslümanın evinde, dünyadaki hatta Bolivya ve Venezuela’daki özgür evlerde var oluşuyla kendisini kurtarıp Filistin’i boğulmaya terk etmeyi düşünen kişinin peşini bırakmayan bir çıkmaz ve engel olarak kalacak.

Filistin kurtuluş yoludur, zafer ve izzet yoludur.

Yaşasın Filistin

Yaşasın Filistin halkı

Filistin direnişi

Muzaffer ve özgür Filistin ümmeti.

* İslami Cihad Hareketi'nin Genel Lideri Ramazan Şallah'ın Sudan'da "Direniş: Stratejik Seçenek" başlığı altında yaptığı bu konuşma, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.