1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Dinmeyen Savrulmalarımz (!!!)
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Dinmeyen Savrulmalarımz (!!!)

A+A-

Aslı itibariyle insan; sonsuz kerem sahibi Rabbi tarafından, Rabbinin halifesi olarak yaratılmış ve yeryüzüne gönderilmiştir. Bu halifelik konusu, insana rabbi tarafından kendisine verilen değerin de Rabbani bir ifadesidir. İnsan, bu değere binaen yeryüzünde kulluk görevini ifa ederken, aynı zamanda yeryüzünün bir koruyucusu ve geliştiricisi de olmak durumundadır. Zira yaratılmış olunan yalnız kendisi değil; kendisiyle beraber sayısızca canlı-cansız varlıklar da yaratılmıştır. İnsan, bütün bu yaratılmışlara efendi kılınarak; bütün bu yaratılmışlar, Rabbimiz tarafından kendi faydasına sunulmuştur/amade kılınmıştır.  “Yerde olan her şeyi sizin için yarattım.”(Bakara, 29)

İnsan, isterse yeryüzünün en kerim ve şerefli varlığı olabileceği gibi; eğer tersi istikamete yönelirse maalesef yeryüzünün en değersiz ve zelil varlığı derekesine düş(ebil)mektedir. Yine insan isterse, yeryüzünü abad ederek ve çevresiyle uyumlu olarak bu dünyayı adeta bir cennete çevirebileceği gibi; aksi halde yeryüzünü harab ederek ve çevresiyle de çatışarak bu dünyayı adeta bir cehennem yerine çevirebilir… Ne yazık ki çağımız insanlarının ekserisi; kendisine verilen Rabbani ve Rahmani melekeleri bir yana atarak, süfli yönlere yönelmeyi yeğlemekte olup ve yine ne yazık ki yeryüzünü harabeye çevirme gayretine düşmüş bulunmaktadır. Güzellik ve iyilik adına ne varsa hayattan kaldırmaya ve kötülük adına da ne varsa yapmaya yeminliymiş gibi elinden geleni ardına koymamaktadır. Tarih boyunca fıtrata karşı olanlar (asiler, bağiler); bu gün de karakterleri icabı (!) yapa geldiklerini fütursuzca yapmaya devam etmektedirler.

 Tarihin belli kesitlerinde kısmen de olsa hakka talip olanlar da uhdesine düşeni yapmışlardı.  Lakin işin acı olan tarafı, bu gün şerr cenahında olanların işlerini bihakkın yerine getirmiş olmalarına karşın; hayır cenahında olanların bu görevini yerine getirmek konusunda ketum kalmalarıdır. Hatta karşı cenahın da yanında konumlanmalarıdır!!! Bu ketumluktandır ki; günümüzde yeryüzüne “eşkıya” hüküm sürmektedir. Dolayısıyla günümüzde bütün bir yeryüzü kan ağlamaktadır. Hak (!) tamamen gücün emrine girmiş; mazluma hayat hakkı tanınmamaktadır. Bu durumdan mevzi rahatsızlıklar duyulmakta ise de; bu rahatsızlıkları dillendirme şekilleri ve tutulan çıkış yolları çabalamalarında; yine hakka vasıl olacak yolların gayrisine başvurulmaktadır. Bu çabalamaların ekseri çoğunluğunda, ilahi kılavuzluk mecrasına yönelecek/yöneltilecek idrak ve irade bulunmamaktadır. Şeytani güçler idrak ve iradeleri bir bakıma iğdiş etmiş, felce uğratmış; hareket noktaları mankurtlaş(tırıl)mıştır. Kurtuluş reçetesinin özellikle de Âlemi İslam’da ilahi nizamın dışında aranması; çeşitli… izimlerin peşinde koşuştur(ul)malar; bu idrak ve irade iğfalini ve mankurtlaş(tır)maların göstergesidir. Hassaten üzerinde yaşamakta olduğumuz coğrafya (Kürdistan);  halkın tamamına yakını kadim Müslümanlar olmasına rağmen; saplanmış olunan çıkmazdan kurtuluş yolunun İlahi ahkamdan değil de; ….izmlerden aranması, ne kadar da zelil duruma düştüğümüzü göstermektedir. Bu acı tablo genelde bütün ümmetin özelde ise Kürdistan Halkının düşmüş olduğu makûsluğun ifadesidir. Müfit YÜKSEL hocamız sadece bir gazetedeki (22.02.2012, İslam Tarihinde Kürt Uleması ve Günümüze Bakış / Yeni Şafak) köşe yazısında Kürt âlimlerden bahsederken, yetmiş beş civarında âlimin isminden zikretmektedir. Ama binlerce isimden de bahsedilebileceği muhakkaktır. Zira kültürümüz, İslami ilimlerle yoğrulmuş bir kültürdür. Halk olarak hicretin on yedi ve on sekizinci yıllarında neredeyse topluca İslam ile müşerref olmuş ve ondan itibaren de İslam milletinin güzide bir parçası olmuştur. Bu halk, ümmet çapında en meşhur medreseleri kurmuş, ilmiyle, takvasıyla, ferasetiyle ümmet içinde gereken saygın yerini almıştır. Asya’nın doğu steplerinden, Afrika’nın güney sahiline kadar; oradan Endülüs’e kadar ümmetin her bir tarafından gelip Kürdistan’da ilim tahsil eden münevver Müslümanlar yetişmiş, ilim ile mücehhez olarak memleketlerinde avdet etmişlerdir.

Hem ümmetin her bir köşesinde ve hem de Kürdistan’da eğer bir kurtuluş yolu aranacaksa veya aranıyorsa; o kadim kültür ve kadim bilinç ile “Ya bismillah” diyerek başlanmalıdır. Aksi halde son birkaç asırdır gerek bütün bir dünyada ve gerekse İslam âleminde ki (Bismillah sız, Rabbul Âlemini hesaba katmadan) yapılan kalkışmalarda olduğu gibi, durumun vahameti daha da artacaktır/artmaktadır. Yani yükseldik sananlar, daha da tabana doğru alçalacaklardır/çukurlaşmaktadırlar. Hâşâ “Allah(cc)’ın hükmünden daha adil hüküm aramalarına” girişilmiş olunmaktadır ki; uçsuz bucaksız ormanlarda (orman kanunlarında) adaleti aramaktan daha da bahtsız bir arayıştan başka bir şey olmayacaktır. Beşeri ideolojiler ve saplantıların, İslam diyarına uğramamsı gerekirken; hazindir ki; bu gün en çok İslam diyarlarında bu tür saplantılar kol gezmektedirler. Efendimizin kendisine savaş açtığı ırkçılık furyası, beşeri tahakküm, Nemrutluk, Firavunluk; çeşnileşmiş olarak ümmetin zihin yapısını işgal ve iğfal etmiş durumdadır. Farkında olarak veya olmayarak bütün bu cahiliye saplantılarını da iç kapılarımızı aralamış bulunmaktayız. Unutulmamalıdır ki, bu tür saplantı ve sapkınlılar; toplumsal anlamdan önce ferdilik arz eder. Başka bir ifade ile İlahi mahkemede fiiller önce ferdidir. Her bir Müslüman kişisel amellerinden sorumlu olarak sorgulanacaktır. Her bir insan; öncelikler ve özellikle kendi nefsinin muhasebesini temize çıkarmak sorumluluğunda ve zorunluluğundadır. Bundan asla kaçış da yoktur. Bilahare toplumsal sorumluluk da; kişini gücü oranında kişiden sorulacaktır. Demek istiyorum ki; kişisel ameller, sorunlar ve sorunların halli ne kadar Qur-an’i olmak zorunda ise; toplumsal ameller, sorunlar ve sorunlara hal çözümü de aynı şekilde Qur-an’i olmak zorundadır. Kişisel amelleri, sorunları ve sorunların çözümü konusunda kendi fiillerinden nasıl ki Qur-an’i kıstaslara riayetten hesaba çekilecek olunacaksak; toplumsal sorunların çözümünde ölçüye müracaat etme zorunluluğu vardır. Eğer gayri Qur-an’i yollara tevessül edilir/ederler ise; etkilediği/etkileyeceği insanların fiilleri oranında sorumluluk altına girecek temektir. Demek oluyor ki; ümera sıfatı olanlar da, ulema sıfatı taşıyanlar da bu konularda daha da hassas ve titiz olmak mecburiyetindedirler. Bu işin, asla konjonktürel olarak tutum takılacak, konum alınacak bir tarafı yoktur. Bu konuda her bir Müslüman şu Rabbani direktifi ikrar ederek teslim olmak durumundadır:"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen." (Ali İmran. 8)

Evet, bu konu ihmale gelecek veya getirilecek bir konu asla değildir. Eğer ümmet olarak ve ümmetin birer ferdi olarak gerçekten bir felah kapısı arıyorsak, Rabani ölçüye uymaktan başka çaremiz olmayacaktır. Bu kıstasa uyarken de, yine kıstasta buyrulan veçhile uymak da önemlidir. Aksi halde yanlışları doğru telakki eder ve düzelmesi/düzeltilmesi mümkün olmayan saplantılara saplanabiliriz. Kısaca; ben bu ayetten şunu anlıyorum; şu hadisten de bunu anlıyorum safsatalarından emin ve uzak durmak durumu vardır. Ayet ve hadis hakkında bizzat şari’nin maksadı azizi nedir? Efendimizin mübarek görüşü ve uygulamaları ne meyandadır. Ashabı Güzin Efendilerimiz nasıl uygulamışlardır? Ulemanın konu hakkındaki fikir ve fetvaları nasıldır? Evet, bu türden mesnetlere dayanmak zorundayız. Aksi halde, bir taraftan ümmetin vahdaniyetine tefrika düşürenlerin ekmeğine yağ sürme gafletinde bulunurken; diğer yandan da kendimizi Rabbimiz katında büyük sorumluluklar altına atmış oluruz!!!  Eve, bu konuda da en büyük sermayemiz akletmektir:“De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah'tan başka getirebilecek ilah kimdir?" Bak, Biz nasıl ayetleri 'çeşitli biçimlerde açıklıyoruz da' sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar?” (En'am Suresi, 46)

Rabbim aklımızı kullanma basiretini cümlemize versin. Bizleri ümmet içinde tefrikaya değil; ümmetin vahdetine yönelme basiret, idrak ve iradesini versin… Âmin, selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum