1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Dinler ve evrensellik
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Dinler ve evrensellik

A+A-

Üç ayrı semavi dinin evrensellik konusundaki tutumları birbirinden farklıdır.  Söz konusu farklılığı tarihsel, toplumsal ve politik pratiklerinde gözlemek mümkün, ancak asıl farklılık teolojik/kelami öğretilerde yatmaktadır. Modern seküler bakış açısı din ile sosyo-politik hayat arasında kalın bir çizgi çekmeye çabalıyorsa da, tarihsel ve halen bugün ismi konulmayan pratikler, hakikatte din ile söz konusu pratikler arasında zorunlu, sürekli ve interaktif ilişkiler olduğunu teyid etmektedir.

Yahudilik kavme ait ve bir kavmin dinidir. Yaratılışın yedinci gününde güreşi kaybeden tanrı, zor altında kalarak Yahudilere “üstünlük” tanımıştır. Yahudilerin üstünlüklerinin nişanesi ataları olan Peygamber’in “sünnetli” doğması ve diğer kavimler peygamberlerinin mucizelerine sadece tanık olurken, onların Musa Aleyhisselam ile suların içinden geçerek mucizeyi bizzat yaşamalarıdır. Tevrat ve genelde Yahudi dini doktrini, kavmi yüceltir, kavme güç sağlar ve kavmin bütün dünya ve diğer milletler (goyim) üzerindeki  hakimiyet ve üstünlüklerini sağlar. Bağlandığı teolojik inanç ve öğretiler dolayısıyla Yahudilik evrensel değildir; bu yüzden milletleri dine davet etmek veya onlara dinin öğretilerini anlatmak üzere tebliğde bulunmaz. Hıristiyanlık ise, evrenseldir; İsa günahkar insanın kefareti olarak kurtuluşu sağlamak üzere kendini feda etmiştir. Kilise İsa’nın bedeni sayıldığından kurtuluş sadece ve sadece kiliseye bağlanmakla mümkündür. Kurtuluş hidayetle sağlanır ve insanlar istemese de  “hidayete dâhil olmak zorundadırlar”, hatta buna “zorlanmalıdırlar” (Bkz.Luka, 14) 

Hiç kuşkusuz son ilahi vahyin tebliği olan İslamiyet’in de bir evrensellik iddiası ve talebi vardır. Ancak Hıristiyanlık’tan farklı olarak İslamiyet, insanları zorla hidayete dâhil ederek” evrensel bir yayılma peşinde değildir. İslamiyet’te söz konusu olan evrensellik, her kavim, renk, ırk ve coğrafyadan insanların eğer özgür iradeleri ve arzuları sonucunda hidayete dahil olmak istiyorlarsa, “hidayet kapısı”nın bunlara, yani her isteyene “açık tutulması”dır. Din seçiminde zor ve baskı yoktur, kimse Müslüman olmaya veya Müslümanlar gibi yaşamaya zorlanamaz, İslam hidayetine girmek isteyenin önüne engel de konulamaz. Ne Yahudilik gibi “kapı kapalı” tutulur, ne Katolik Hıristiyanlığı gibi “kapıdan zorla dahil” edilir.

Hidayete dâhil olanlar, “dinde kardeştirler”  ve Allah’ın  “Bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir.”  dediği evrensel birliğin eşit üyeleri olurlar: İslam Peygamber’inin Veda Hutbesi’nde açıkça deklare ettiği üzere “Ne beyazın siyaha, ne siyahın beyaza; ne Arab’ın Arap olmayana, ne Arap olmayanın Arab’a  üstünlüğü yoktur.”  Üstünlüğün tek ölçüsü Allah’a yakınlık, sevgi ve sakınma olan “takva”dır.  Bunun yanında farklı kavimlerin diğerlerine benzemeyen renkleri ve dilleri Allah’ın ayetlerindendir; her kavim kendine özgü örf ve adetleri, giyim- kuşamı, mutfak kültürü ve oturma biçimiyle  bu evrensel dairenin içinde bir zenginlik unsuru olarak yerini alabilir. Evrensellik yekparelik, homojenlik ve tek kültürel potada asimilasyona tabi tutulmak değil, çeşitliliği ve farklılığı koruyarak beşeriyetin bahçesini zenginleştirmektir. Bu çerçevede İslam ümmeti, rengarenk çiçeklerle donatılmış zengin, bereketli ve güzel bir bahçe gibidir. Bu namütenahi çeşitlilik ve zenginlik içinde  herkes İslam’ın genel dairesi içinde aynı kıbleye yönelir ve “kesret içinde vahdet”e işaret eder.  

        Tarihî (Ortaçağ) Katolik Hıristiyanlığında gözlendiği üzere bir dinin insanları “hidayete zorla dahil etme”yi ilke olarak benimsemesi, din ve vicdan özgürlüğünü ortadan kaldırır, dinî baskı ve taassubu besler; bu türden evrensel bir hidayet ise, “dini totalitarizm” e yol açar.

      Aydınlanma felsefesi, kendi karşıtı olan Katolik Hıristiyanlığı’nı  model/örnek alarak, “hidayet”in yerine “evrensel aklı” ikame etti ve bütün dünyayı bu “aklın içine dahil etmek” üzere totaliter ve baskıcı politik yapılar geliştirdi. İster faşist ister komünist ister liberal devletler olsun; modern devletler kilise gibi evrensel yayılma  ve toplumsal bütün hücrelere nüfuz etme iddiasında bulundular ve halen bu iddia ve taleplerden vazgeçmiş değillerdir. İslam’ın bu anlamda ne tarihte ne bugün bu yönde hiçbir talebi olmadı.  Bazı müntesipleri onu yanlış algılasalar bile, İslamiyet, hem sosyo-kültürel öngörüleri hem politik idealleriyle totaliter ve baskıcı olamaz; tam aksine genelde tarihi tecrübesinin teyit ettiği üzere özgürlüklerin ve farklılıkların neşv-ü nema bulmasını sağlar. Bu özelliğiyle İslamiyet, özgür iradelerin aktif katılımıyla küresel bir kurtuluş umududur. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.