1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. DİNİN HAKİKATİ
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

DİNİN HAKİKATİ

A+A-

 

Her müslümanın varoluş amacı, hakikatin izini sürmek, hakikatin izinden gitmek olmalıdır. Hangi konuda olursa olsun, ister lehte ve isterse de aleyhte olsun, hakikatin izinde olmak, yaşanacak onurların en büyüğüdür.

Bir aile kurarken, bir aile olurken, hakikat gözetilmeli ve hakikat üzere temeller atılmalıdır. Bir iş kurarken, bir iş sahibi olurken, hakikat gözetilmeli ve hakikat üzere temeller atılmalıdır. Hem bireysel ve hem de toplumsal ilişkileri tanzim ederken, hakikat gözetilmeli ve hakikat üzere temeller atılmalıdır. Hâsılı hayatın bütün ayrıntılarında sahip olunması gereken duyarlılıklar hakikati gözetmek ve hakikat üzere iş tutmaya, yol almaya endeksli olmalıdır.

Hakikatin izini sürmek, hakikatin izinden gitmek, hakikat temelli inşai faaliyetlerde bulunmak yani her konuda hakikati gözetmek için, hakikati bilmek ve hakikatin oluşturacağı bir disipline sahip olmak gerekir. Bunun için de, sağlam bir varoluş tasavvuru gerekmektedir.

Sağlam bir varoluş tasavvurunu oluşturmak için, hayat ile ilgili, eşya ile ilgili, yaratılış ile ilgili, ikna edici bir bilgiye sahip olmak gerekir. İkna edici bilgiye sahip olmak, ikna edici bilgi ile buluşmak için de, sağlam bilgi ve haber kaynaklarını bilmek ve kullanmak gerekir. Kendisinden emin olunmayan bir bilgiyle sağlam bir varoluş tasavvuru oluşturmak mümkün değildir.

İnsan, sürüp gitmekte olan tanıklıklarını selim bir akılla değerlendirdiği zaman, sınırlı bir zaman ve sınırlı bir mekân ile kuşatılmış olduğunu görür. Bütün bir varlığın, yaratılmışlık paydasında birleştiğini görür. Yine her şeyin üzerine oturduğu bir ölçü ve uymak zorunda olduğu yasalar olduğunu anlar. Bütün bu tanıklıkların insanı karşı karşıya getireceği bir Yaratıcıdan söz etmemek mümkün müdür? Elbette ki mümkün değildir.

Her şeyin sahibi ve her şeyin maliki olan Allah, en sağlam, en sahih en doğru ve en hakiki bilgi kaynağıdır. O’ndan gelecek bilginin doğruluğundan şüphe etmek için, insanın aklını ve bütün duyularını devre dışı bırakması gerekir. Sınırsız bir merhamet sahibi olan Allah, insanlığa gönderilmiş ilk elçiden, son elçi olan Peygamberimize kadar, indirdiği vahiyle, hakikati ifade ederek uyarılarda bulunmuştur. Zihinlerdeki en büyük sorunu oluşturan, varoluş amacıyla ilgili bilgiler vermiştir. Aklımızı çalıştırarak, araştırmalarda bulunarak, eşyanın hakikatini araştırmamızı ve anlamamızı istemiştir. Bu manada Peygamber Efendimizin “Ey Rabbim! Bana eşyanın hakikati ve mahiyeti hakkında bilgi ver” diyerek dua etmesi manidardır.

Vahiy, gökten üzerimize yağan hakikat yağmuru gibidir. Vahyin buluştuğu zihinlerde hakikat yeşerir. Hakikatin yeşerdiği toplumlarda selam olur, barış olur, kardeşlik olur, adalet olur… Vahiyle buluşmayan zihinler karanlık ve vahiyle buluşmayan toplumlar ise çorak olmaya mahkûm olur.

Vahiy ile tohum arasında hep bir fonksiyonel benzerlik olduğunu düşünmüşümdür. Uygun zaman ve uygun zeminde toprağa bırakılan tohum, Allah’ın vahyi doğrultusunda, yani Allah’ın yüklediği vahiy doğrultusunda yeşerir ve ürün verir. Biz bu vahye fıtrat diyoruz. Her tohum taşıdığı bu fıtratla her ne ise, her neyin tohumu ise, onun “organik birliğini” taşır. Vahyin de tohum misali ekileceği bir toprak olmalıdır. Vahyin ekileceği toprak insan bilincidir. İnsan bilincinde vahyin yeşermesi için, insanın sahip olduğu fıtri yapının da bozulmaması gerekir. Zaten İlahi Vahiy muttakiler için bir hidayet rehberidir.(Bakara 2:2)

Vahyin insan bilincine en iyi sunumunu yani ekme işini peygamberler yapmıştır. Bir bakıma peygamberler vahyi eken çiftçiler gibidir. Onun için onlar en güzel örneklikleri oluştururlar. “Onların arasında Allah’ın indirdikleriyle hükmet” (Maide 5:48) ilahi fermanının en önemli ve en öncelikli muhatapları peygamberlerdir.

Dinin hakikati denince, şimdiye kadar söylediklerimizle bağlantılı olarak, insanda var olan dini tasavvurun neye tekabül ettiği akla gelmelidir. Dinin ne olduğu, neye tekabül ettiği tam olarak bilinmezse, her kafadan çıkanın din yerine geçmesi veya din yerine geçen değerlerin din dışı kabul edilmesi söz konusu olacaktır.

Dinin hakikatini kavramak için, dinin kapsam alanını bilmek gerekir. Din idare etmeyi, yönetmeyi, hüküm vermeyi, hesap sormayı kapsar. Bu bakımdan “hükümranlık ve mülkiyet” dinin kapsamında bulunur. Öyle ise bu hususlarda hayatı kapsamakta olan kanun ve kuralları kimin belirlediğini dikkate almak büyük bir önem arz etmektedir. “İtaat ve boyun eğme” de, din için gerekli olan varlık şartıdır. İnsanın kime itaat ettiği ve kime boyun eğdiği hayati öneme sahip bir başka husustur. Bütün bunlar dinin hakikatine işaret eden vasıflar olmaktadır. Din iddiasında bulunup bulunmamayı ileri sürmekten çok, yukarıda belirttiğim hususlarda, kabul ve reddetme konumunun nasıl olduğu önemlidir. Örneğin Müslüman olduğunu söyleyen bir kişi itaat ve mülkiyet bakımından Kur’an ve İslam’ı dikkate almıyorsa, Müslümanlıkla da bir ilgi ve alakası yok demektir.

Din iddiası, dinin hakikatine uygun olursa din olabilir. Aynı zamanda dine mensubiyet, dinin kapsamındaki niteliklere sahip olmakla mümkün olur. İddiaları farklı iki dine mensubiyet bir arada olamaz. Bütün zamanlar boyunca, Vahiyle inzal olan dine İslam adı verilmiştir. İslam’ın en hakiki olan ve en bozulmamış olan, en son mesajı Kur’an’dır. Kur’an, dinin hakikatinin muhafaza edildiği kitaptır. Hayatla ilgili, fizikle ilgili, metafizikle ilgili, eşya ve insanla ilgili, dikkat edilmesi gereken sınırlarla ilgili en hakiki rehberliği Kur’an yapmaktadır. Dinin hakikatini Kur’an olmadan bilmemiz imkânsızdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.