1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. DİN VE AHLAK
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

DİN VE AHLAK

A+A-

Müntesiplerinin zihni ve ruhi kirliliklerden arındırılıp sağlam bir kişilik kazanmaları için çabalayan dinler, bu amacını gerçekleştirmek için tüm iç ve dış dinamiklerini devreye sokarlar. Bunu yaparken de ortaya çıktıkları zaman diliminde etkinliği bulunan her türlü devingen mekanizmaya karşı ifrat ve tefritten uzak ölçülü bir mesajın temsilciliğini yapmaya çalışırlar. 

Dinin insan yaşamı için getirmiş olduğu kurallar dizgesi bir bütün olarak ele alındığında, tamamıyla erdemli bir toplumun inşasına yönelik olduğu görülür. Bu inşa etme edimi, teorik ve şekli bir yüzeysel bakış tarzına aykırı olarak, eylemsel ve içsel bir devrim niteliği taşır. Muhteva açısından böyle bir sıfat taşımasına karşın, tarihi süreç içerisinde ruhları doyurmayan, kuru, statik bir hale bürünmüştür. Negatif unsurları bünyesinde barındıran böyle bir yapıya dönüşmesinin asıl sebebi ise, anlamı anlama gibi bir zahmete katlanmak yerine; anlamı anlamamaya çalışma gibi rahatlık verici bir sığlığa kavuşma istemidir. Bunun sonucunda nazari planda başarılı bir şekilde konuşulan, tartışılan, telkin edilen ahlaki söylemler, fiili bazda çeşitli aksaklıklar meydana getirir. Teori ile pratiğin bu çelişkisi özelde bu hatayı işleyen herhangi bir din mensubunu ilgilendirmekle beraber, genel bazda o kişinin aidiyet bağı ile bağlı olduğu dini de yakından ilgilendirir. Ortaya çıkan bu olumsuz durum ideal bir toplum oluşturma misyonuyla hareket eden bir din için uçurumun kenarında raks etme gibi rizikolu bir traji-komik sahne oluşturur.

Dini yaşam alanı kendi içinde dini söylem ve insani söylem olmak üzere iki kategoriye ayrılabilir. Dini söylemler ve bu söylemler sonucunda meydana gelen karakter bütünü dini fertler arasında meydana gelirken; insani söylemler tamamıyla inançlı fertler ile inancını gereği gibi yaşayamayanlar ya da inançsız kişiler arasında vuku bulan ortak teorik ve eylemsel adımlardan müteşekkildir. Her iki perspektifte de etkin olan özne değişmemesine karşın, içerik formunda bazı değişiklikler meydana gelir. İçerik formunda değişiklik meydana getirilmeyip basmakalıp sözlerle tüm insanları muhatap almaya çalışma durumunda ise, ciddi bir tepki gösterme süreci oluşur. Dindar bir insanın dini bir terminolojiyi kullanarak, dini söylemler ile evrensel ahlak ilkelerinin bire bir uyuştuğunu dinle alakası olmayan birine izah etmesi sonucu meydana gelen duygusal dalgalanmalar ve köktenci zihni kopuşlar, hep bütüncül bir ifade tarzına başvurulmasından kaynaklanır. Hâlbuki dini kavramlardan soyutlanmış, herkesin mutabık olduğu sözcüklerle genel geçer bir evrensel dil ve ahlak paradigması oluşturmak, muhatap olarak alınan gayr-i dini fertlerde dışsallıktan içselliğe doğru bir bilinç arınmışlığına ve ruh paklaşmasına vesile olacaktır.

Aşkın bir nitelik taşıyan dini ahlakın kaynağını, gizemli bir çekiciliği bulunan vahiy oluşturur. İlahi kudret tarafından insanın insanla ve diğer varlık türleriyle olan ilişkilerinin sağlıklı bir rotada yol alabilmesi için gönderilmiş bulunan öğretiler bütünü, rabbani sistem ile beşeri sistemin ortak bir akıl etrafında özlerini gürleştirme amacı taşıyan ulvi bir keyfiyettir. Tek taraflı olarak meydana getirilen bu doktrinler, sorgulanamaz ve değiştirilemez özellikleriyle esneklikten uzak, katı bir korunak hüviyetine sahiptir. Çünkü bu doktrinlerin kurucusu, kendini mutlak iyilik ve güzellik sahibi olarak görür. Bu noktada dini söylemin temsilcilerinin ahlaki bir tutsaklık içinde bulunduğu iddia edilebilir. Fakat burada, etiksel benliğin oluşumunu bir varlık ya da bir zümre tarafından dikte ettirilmesini tartışmaktan öte, uyulması istenilen kuralların akli bir çıkarsamasını yapma, din-ahlak uyumunun, ya da din-ahlak çelişkisinin daha sağlıklı bir platformda tahlil edilmesi imkânını doğurur. Bu tavır, her ne kadar gururdan doğan küstahlığı tamamıyla ortadan kaldıramasa da, önyargıyla ve dik kafalılıkla şekillenmiş bulunan zihniyetleri ölçülü bir seviyeye doğru çeker. Böylece her şeye olup-bitmiş gözüyle bakma gibi bir köktencilik fantezisine karşı, hiçbir şeyin hiçbir zaman bitmeyeceği, kavrayış ve arayış süreçlerinin daimi izleriyle dirilik kazanacağı huzurlu bir ortamın inşası vücuda gelir.

Dini ahlak sistemleri, genellikle bireysel ahlaka karşı kolektif bir ahlak anlayışının öncülüğünü temsil ederler. Kendini yadsımak, kendi ile ilgili olan zevkleri düşünsel parametreler arasında heyecansız, donuk bir şekle sokma, ötekileri yaşamın katı çarkları arasında aktif bir öğeye çevirme bu etik anlayışın olmazsa olmaz özellikleri arasındadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır. Benliğini başkaları uğruna eza çekmeye mahkûm edenlerin, farklı olduklarını duyumsama ihtiyacını hissetmeleridir. Hâlbuki farklı olduğunu hisseden kişi, kendini beğeniyor demektir. “Kendini beğenme” ise, dinlerin sert bir şekilde yerip mahkûm ettiği bir saplantıdır. Dini kimlikli şahsiyetlerin büyük bir kısmında rahatlıkla gözlemlenen bu marazi durum, yaşam süresince müdahale edilip kontrol altına alınmaya çalışıldığı takdirde etkisini yitirir. Aksi takdirde kaş yapayım derken göz yarmak gibi olumsuz bir sonuç ortaya çıkar. Bununla beraber bu farkındallık durumu, toplumun maslahatı için kendi istemlerini zincire vurmanın, tamamıyla ağdalı motiflerle süslenmiş bulunan egoizm hastalığını gizlemeye dönük bir göz boyamadan ibaret olduğunun çağrışımını zihinlerde canlandırır. Bu kompleks ilişkiler ağı böylelikle güvensiz bir ortam meydana getirerek, şüphenin ve tedirginliğin atmosferinde kırılgan ve yapay bir samimiyet sahası oluşturur.

Zamanlar üstü ve mekânlar üstü bir fenomen olma özelliğine sahip olan dini ahlak, metafiziksel varlık ya da varlıklar tarafından sistematize edildiğinden dolayı, kendisini merkeze alanların bilinçaltlarındaki en ücra köşelere kadar kalıcı izler bırakır. Üst anlatı kimliğine sahip varlığın ya da varlıkların, bütüncül bir kuşatılmışlık çerçevesinde, yetkin olmayıp sınırlı bir kapasiteyle hareket eden beşer türüne yönelik olan girişimlerinin tamamı, mistik bir çekicilikle bezenmiş etiksel benlik tasavvuru oluşturmaktır. Çift kutuplu bu ahlaki duruş, çift kutuplu bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Bir yandan olağanüstü özelliklere sahip olup evrenin işleyişini düzenleyen gizil güce/güçlere karşı olan sorumluluk, diğer yandan varlık sahnesinde kendilerine biçilmiş olan rolü yerine getirmekle meşgul olan varlık türlerine karşı olan sorumluluk. Öte yanda fizik dışı güçlerin direktifleri doğrultusunda özel yaşamından umumi yaşamına kadar hayatının her noktasını düzenleyen dindar insanlar, hem kendi benliğinin, hem de öteki benliklerin ürünü olan ahlaki yaşam tarzlarının tek yönlü olan sorumluluk anlayışlarını eleştirerek çok yönlü bir açılım gösterirler. Eksikliklerinin ve zaaflarının farkındallığını da iyiden iyiye tetkik etme çabası içine girerek yarınlara doğru ölçülü ve sağlam adımlar atmaya çalışırlar. 

İnsanların hem bu dünyada, hem de gelecek dünyada iyi ve mutlu bir yaşam sürmeleri için uymaları gereken kurallar bütününü sistemli bir şekilde disiplinize eden dinler, nitelikli bir toplımun inşasını vücuda getirmeye çalışırlar. Bu inşa faaliyeti zihinlerde ve yüreklerde başlayıp süreklilik arz edecek pratik eylemlerle sonuçlanır. Böylece dini renklerle boyalı ahlaki bir duruş tarzı örneklik teşkil edecek bir konuma yükselir.

Önceki ve Sonraki Yazılar