1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Din Karşıtı Politikaların Direnç Merkezi
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Din Karşıtı Politikaların Direnç Merkezi

A+A-

Türkiye'de din karşıtı politikaların üretilmesini sağlayan, bu türden politikaların uygulanmasını dayatan ve din karşıtlığının direnç merkezini oluşturan kurum hangisidir?

Bu sorunun cevabı orduyu temsilen Genelkurmay'dan başkası değildir. Bu hükümden kuşku duyacaklar için bazı konuları hatırlatmak gerekecek.

Cumhurbaşkanı, aynı zamanda 'Başkomutan' sıfatını taşır. Yani ordunun da başıdır. Ne var ki, Genelkurmay tarafından düzenlenen etkinliklere Cumhurbaşkanı eşli olarak davet edilmez. Daha doğrusu Cumhurbaşkanı'nın eşinin tesettürlü olarak katılımına izin verilmez. Hatta Cumhurbaşkanı ve eşinin seyahat esnasında askeri bir tesise dinlenmek veya yemek yemek için bile girmemesi yönünde yaverine Genelkurmay tarafından emir verilmiştir. Kısacası Cumhurbaşkanı eşinin başörtüsünden dolayı mağdur durumdadır.

 

Cumhurbaşkanı kimin tarafından mağdur edilmiştir?

 

Hangi konuda mağdur edilmiştir?

 

Cumhurbaşkanı Genelkurmay tarafından din ile ilgili bir konuda mağdur edilmektedir.

 

Bu durumun ikinci bir anlamı var. Türkiye'de uzun yıllardır görünürde demokrasi ve cumhuriyet ama perde arkasında militarizm vardır. Yani silahlı kuvvetlerin yönettiği bir rejim söz konusudur.

 

Başbakan da aynı merkez tarafından aynı konuda mağdurdur.

 

Meclis başkanı da aynı kaderi paylaşmaktadır.

 

Parlamenterler de aynı sorunla kuşatılmıştır.

 

Bir ülkede cumhurbaşkanı, başbakan, meclis başkanı ve parlamenterler eşlerinin tesettürlü olmasından ötürü mağdur ediliyorlarsa, eşlerini ve kız çocuklarını okutabilmek için yurt dışına gönderiyorlarsa, bu baskıyı ordudan başkası yapabilir mi? Genelkurmay'dan başka cumhurbaşkanı, başbakan ve meclise güç yetirebilecek bir kurum var mı? Cevap olumsuz olduğuna göre, din karşıtı politikaların üretilip zorla uygulatılmasının arkasında Genelkurmay’dan başkası yok demektir.

 

Üniversitelerde tesettürün serbest olmasını sağlayan anayasal değişiklik, parlamentonun kahir ekseriyeti tarafından gerçekleştirilmiş, dört yüzün üzerinde parlamenter değişiklik için olumlu oy kullanmış, iktidar ve muhalefet milletvekilleri değişime destek vermişti.

Anayasa Mahkemesi, kendi yetkilerini aşarak anayasa değişikliğini iptal etti. Anayasa Mahkemesinin görevinin meclis tarafından çıkarılan yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemekle sınırlı olduğunu, anayasa değişikliğinin tamamen TBMM’ye ait olduğunu, anayasa değişikliklerinin Anayasa Mahkemesinin yetki ve görevlerinin dışında olduğunu bilmek için hukukçu olmaya gerek yok. Ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenciler dahi bunu bilir.

 

Peki, söz konusu anayasal değişikliğin iptali için Anayasa Mahkemesini etkileyen, bu mahkemenin üyelerine cesaret veren veya üyelerine baskı yapan kurum hangisiydi? Demokrasi ve parlamenter sistemin mahiyetini temelden sarsan böyle bir uygulamanın arkasında hangi güç vardı? Bir asra yakındır ülkenin her tarafına yazılan ve bütün öğrencilere ezberletilen ‘hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir ve millet bu yetkisini meclis vasıtasıyla kullanır’ ilkesinin büyük bir yalan ve aldatmacadan ibaret olduğunu çekinmeden ve meydan okuyarak yetmiş milyon insana ilan edebilecek hangi kurum var Türkiye’de?

 

Bu ve benzeri soruların cevabı için Genelkurmay’dan başka adres gösterilebilir mi? Adres gösterilse bile inandırıcı olabilir mi? Farklı adres gösterenler, kendi iddialarına inanırlar mı?

Yargının nasıl da ordunun etkisinde kaldığını biliyoruz. Bizdeki yargı, askerin emriyle seçilmiş bir başbakanı görevdeyken idam etmiştir. Üstelik askeri kast ederek “böyle istiyorlar” demiştir.

 

28 Şubat sürecinde ülke çapındaki savcıların General Çevik Bir’in emrine uyarak Ankara’daki brifinge geldiklerini ve saatlerce Bir’den direktif aldıklarını unutmadık.

 

Bizdeki yargının sabıkası hiç iyi değil. Ordu karşısındaki zaafını, silahlı güçler karşısındaki hukuk dışı icraatlarını bu millet unutmadı.

 

Ordu-yargı ilişkisinin mazisi, tesettürle ilgili anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin yine ordu-yargı ilişkileri sonucu olduğunu kuşku götürmeyecek kadar göstermektedir.

 

Genelkurmay’ın baskısı ve tehdidinin dışında hiç bir unsur, Anayasa Mahkemesini böyle hukuk dışı bir icraata zorlayamaz. Anayasa Mahkemesi üyeleri tehdit edildi ve zorlandı. Bazı üyeler ise zaten askerle işbirliği içindeydi.

 

Türkiye’de uzun yılların toplamında milyonlarca kız çocuğunun okula gitmemesine veya inancına aykırı olarak gitmek zorunda kalmasına sebep olan kurum Genelkurmay’dır. Bu, çok büyük bir suçtur. Toplumsal bir suçtur. Bir nesli veya nesilleri katletmeye benzeyen bir suçtur. Bu suça son verilmekle kalınmamalı, aynı zamanda bu suçu irtikab edenler cezalandırılmalı. Uzun yıllardır ülkemizde milletimize karşı bir insanlık suçu işlenmektedir. Milletimiz inancından dolayı tahkir edilmekte, düşman ordularının işgali altındaymış gibi bir muameleye tabi tutulmaktadır.

 

Cumhuriyetin kuruluşundan beri irtica tehdidini gündemde tutan, MGK toplantılarına taşıyan, hükümetlere tavsiye adı altında konuya ilişkin emirler veren kurum Genelkurmay’dır.

Orduyu temsilen Genelkurmay’ın din karşıtı politikalarının ve tutumlarının sertleştiği, barizleştiği, pervasızlaştığı alanın başında tesettür gelir. Generallerin katıldığı toplantılara tesettürlülerin alınmaması, alınmışsa katılımcı generaller tarafından kapı dışarı edilmesi veya generallerin protesto amaçlı toplantıyı terk etmesi gibi davranışlara hepimiz tanık olmuşuz, olmaktayız

 

Generallerin tesettüre karşı yürüttükleri politikalara bakan herkes, generaller ile tesettürü ateş ile su gibi birbirine zıt algılar. İkisi aynı mekânı paylaşamaz. Böyle bir algıyı oluşturan generallerin kendileridir. İnsan, düşmanıyla bile bazen aynı mekânı paylaşabilirken bizdeki generallerin tesettüre düşmanlık derecesi, bu kadarlık paylaşıma dahi izin vermemektedir.

Orduyu temsilen Genelkurmay, bir yandan din karşıtı politikaların direnç merkezini teşkil ederken öte yandan dinin, devletin ve ordunun çıkarları doğrultusunda kullanılması yönünde de daim ve etkin politikalar üretmekten ve uygulamaktan çekinmiyor.

 

Gerektiğinide dini,

 

a-Milli birliği sağlamak için bir unsur olarak kullanıyor.

 

b-Devletin ve ordunun meşruiyetini sağlamak için kullanıyor.

 

c-Savaş ve iç çatışmalarda askerlerin cesaretle savaşması veya gözünü kırpmadan ölüme gitmesi için kullanıyor.

 

Yani Genelkurmay, dini hem düşman ve tehdit olarak görüyor hem de kullanılması ve yararlanılması gereken bir araç olarak algılıyor. Bu, mertçe, dürüstçe, yiğitçe bir yaklaşım değildir. Önce asker ideolojik davranmamalı. İdeolojik davranacaksa, ideolojik yaklaşımında da mertliği elden vermemeli. Dine düşmansa, dinden yararlanmaya kalkmamalı.

 

Neden çatışmada ölen askerlerin tesettürlü annelerini cenaze merasimlerine kabul ediyorlar, onlara başsağlığı diliyorlar ve yakın ilgi gösteriyorlar? Yiğitçe davranmak, çatışmada ölen askerlerin tesettürlü annelerini de cenaze merasimine almamalarını ve onları merasimin dışına atmalarını gerektirir. Tesettürlü asker annesinin, oğlunu askeri nizamiyede görmesine izin verilmiyorsa, onun yemin törenine katılması engelleniyorsa, oğlunun diploma törenine katılmasına asker tarafından izin verilmiyorsa aynı tesettürlü hanımın, oğlunun cenaze törenine katılması da yine generaller tarafından engellenmelidir.

Şu sorunun Genelkurmay tarafından cevaplanmasını istiyorum: Neden kışlanın bir çok yerinde namaz kılmak için yasaklar ve zorluklar varken, doğru dürüst namaz kılınacak mekân veya küçük çaplı mescidler dahi bulunmazken, çatışma bölgesine gönderilmek üzere komando eğitimi gören birliklerde kocaman camiler vardır?

 

Neden ve niçin?

 

Namaz kıldığı, eşi tesettürlü olduğu veya dini duyarlılık taşıdığı için her yıl çok sayıda subay yargısız infaz edilip ordudan atılırken neden çatışmaya gönderdiğiniz askerlere cami, namaz ve dini duyarlılıklarını koruma hatta geliştirme imkânı tanıyorsunuz?

 

Neden ve niçin?

 

Askerlere savaş eğitimi verirken “Allah Allah” diye saldırıya geçmelerini öğretiyorsunuz. Neden bunun yerine “Laiklik Laiklik”, “Kahrolsun İrtica, Kahrolsun İrtica” diye harekete geçmelerini öğretmiyorsunuz?

 

Türkiye’de orduyu temsilen Genelkurmay, din karşıtı siyasetlerin devamını sağlayan ve bu konuda direnç noktasını oluşturan bir kurum iken öte yandan da sistematik olarak dini istismar eden bir kurum durumundadır.

 

Ordunun hem din karşıtlığından hem de din istismarından el çekmesi gerekir. Aksi halde dinine bağlı bu milletin ekseriyeti, bu zalimane siyasetlere boyun eğmeyecek, ordunun yaptıklarını deşifre edecek, hakkını alacak ve haksızlık edenlere hakkını bildirecektir.

 

Velev ki bu mücadele bin yıl sürse bile...

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.