1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Diktatörlük zırvalıkları ile otoriterlik halleri arasında
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Diktatörlük zırvalıkları ile otoriterlik halleri arasında

A+A-

Şehir Üniversitesi öğretim üyelerinden Burhanettin Duran birlikte katıldığımız bir panelde özetle şunları söylüyordu:

'Kişileşme eğilimiyle eleştirilen Erdoğan olmasaydı, onun ortaya koyduğu irade bulunmasaydı Türkiye pek çok engeli aşamazdı, yaşadığı değişimle tanışmış olmazdı. Bu bir paradokstur...'

Bir başka sosyal bilimci Murat Yılmaz yine birlikte olduğumuz bir televizyon programında Erdoğan'ın yaptığı kimi işlerle kahramanlaştığını, kahramanlaştırıldığını, kahramanların karar verirken başkalarına danışma eğilimlerinin olmadığını söyleyerek, 'kişileşme paradoksunun iki yüzü'ne birden işaret ediyordu.

Hakikat belki de bu.

Ben de sıkça bu köşede madalyonun iki farklı yüzüne vurgu yapıyorum. AK Parti bağlamında yaşanan öyküdeki dört ayrı katmanın altını çiziyorum.

Tekrarda fayda var:

Bir tarafta Kürtlerden dindarlara uzanan bir özgürlük alanı genişlemesiyle sosyal, daha adaletli kaynak paylaşımı ve refah düzeyiyle ekonomik bir demokratikleşme hali ve askeri vesayet düzeninin kırılmasıyla gelen devlet içi sivilleşme süreci bulunuyor.

Buna karşılık karşı kefede tüm bunların gerçekleştirilme yöntemi ya da mevcut 'yönetim anlayışı'nın yarattığı 'eksilen kurumlaşma' veya 'baskın kişileşme' gibi meseleler var.

Sözü Duran ve Yılmaz'ın vurgularıyla kesiştirelim.

Elbette AK Parti'nin pek çok sosyolojik girdinin sonucu, aldığı yolda iç ve dış dinamiklerin etkisi büyük. Ancak bu öyküde, özellikle siyasi iradenin önemli bir yeri var. Siyasi iradenin hızlı ve kararlı biçimde kullanılmasında da lider faktörünün belirleyici bir yeri var. Başka ifadeyle ortada lider merkezli, kararlılık ve cesaret üzerine oturan bir yol açma, buz kırma işlevi var.

Bu işlev sadece (örneğin iki Nevroz önce Öcalan mektubunun okunması kararında olduğu gibi) değişime yol verme açısından değil, aynı zamanda değişime yönelik direnç ve girişimlerin karşısına dikilebilme bakımından da öyle.

Nitekim Türkiye 2003'ten bu yana ne yol aldıysa, bunu, Annan Planı'nı dönemindeki Ergenekoncu meydan okumadan başlayarak, Sarıkız, Ayışığı gibi darbe hazırlıklarından geçerek, gayri müslim cinayetleriyle, Cumhuriyet mitingleriyle, kaosa kalkan eller manşetleriyle, 27 Nisan muhtırasıyla, parti kapatma davasıyla, MİT müsteşarı operasyonuyla, 17 Aralık vurgunuyla karşı karşıya kalarak yaptı. Değişime karşı büyük bir politik direnç, siyasi iradeye karşı örgütlü bunaltma, yıpratma, yıkma çerçevesinde aldı.

Taraflı tarafsız her gözlemci bilir ve görmüştür ki, AK Parti ve Türkiye bunları önemli 'siyasi lider'in kararlı duruşu sayesinde savuşturmuştur.

17 Aralık bir örnektir.

Erdoğan olmasıydı, (bu konuda gözü bağlı muhalefet farkında olmasa da) Türkiye bugün siyaseten bir kaos ve bir darbe sonrası dönemde yaşıyor olabilirdi.

Ancak bu an için, şimdiki zamanda önemli olan şu:

Tüm bu tespitler, hakikatin iki ucu ya da katmanları birbirini ortadan kaldırmıyor ve doğrulamıyor.

Bu paradoks, 'ne hükümete yönelik eleştirileri ortadan kaldırıyor, ne de ülkenin aldığı yoldaki derinliği ve bu derinliğe yapılmış ciddi lider katkısını ve muhtemel devamını...'

Ne yazık ki tam tersi bir durum yaşıyoruz.

Ağır bir kutuplaşma içinde, sorunları sadece karşı olduğumuz cephenin hatalarına bağlıyoruz. Ve durum Mithat Sancar'ın deyişiyle anlamlı ve siyaset üreterek muhalefet yapma ya da iktidar açısından kendine çeki düzen verme tartışmasına girişme imkanlarını ortadan kaldırıyor.

Oysa yapılması gereken açıktır.

AK Parti ve çevresi kendi içinde ve kendi içinden üreyen bu paradoks meselesinin üzerine gitmenin, bunun yarattığı sorunları gidermenin yollarını aramalı, en azından bunu tartışabilmelidir. AK Parti'nin ve onun üzerinden Türkiye'nin önündeki temel mesele siyasetin tahakkümünü kırmak ve siyasi karar süreçlerinin özerklik ilkesi içinde kurumlaşması meselesidir. Aksi durum ülkeyi de iktidarı da zora sokar.

Muhalefet kanadı ise kanaat önderiyle, siyasi partisiyle, sokak hareketiyle, başbakan endeksli hezeyan dolu tepkilerini, diktatörlük zırvalıklarını bir kenara bırakmayı bilmeli, iktidara karşı ayaklanma ve iktidarın al aşağı olacağı beklentisi, psikolojisinden çıkmalı, içerinden konuşmayı, siyaset üretmeyi yeniden öğrenmelidir. Mesele demokrasi açısından siyasi iktidarı da içine alacak bir çıta yükseltilmesi meselesidir. Bu gerçekleşmeden iktidardaki kişileşme eğiliminin ortadan kalkması da kolay değildir.

Gerek iktidar gerek bunları yapmak hayal değildir...

Demokratik zihniyet ve düzenler böyle çalışır, çalışmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.