1. YAZARLAR

  2. Ahmet AY

  3. DİCLE ÜNİVERSİTESİ VE 30 YIL AKAN KAN
Ahmet AY

Ahmet AY

Ahmet AY
Yazarın Tüm Yazıları >

DİCLE ÜNİVERSİTESİ VE 30 YIL AKAN KAN

A+A-

Dicle Üniversitesi rektörü Ayşegül Jale Saraç ve ekibine önce Diyarbakır Ak Parti Milletvekili Cuma İçten sonra da aynı üniversitenin Profesörü olan Ahmet Keleş tarafından yöneltilen suçlamalar gündeme oturdu.

Öncelikle belirtmeliyim ki Sayın Saraç'ın başörtüsü takma kararını saygıyla karşılıyorum ve bir ilk olması hasebiyle de kutluyorum. Ancak,

Başörtüsü konusu ile Sayın Saraç'ın 6 yıllık rektörlük döneminde üniversitede yaptığı iddia edilen hukuksuzlukları ve Üniversitenin üniversal kimliğine, akademyaya uymayan uygulamalarını birbirinden ayırmamız lazım.

2008 ve daha sonra 2012'de Sayın Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanan Ayşegül Jale Saraç 6 yıllık görev süresince akıllara ziyan icraatlara imza attı.

Rektör yardımcılarının uygulamalarından tutun genel sekreterlerin icraatlarına kadar ayyuka çıkmış iş ve f/işlemler. Ama benim en vahim gördüğüm akademik yeterliliği olmayanların sadece paralel yapıya yakın olduğu için daha donanımlı olanlara tercih edilmesi iddiasıdır. Bu iddiayı çok önceleri Üniversitenin saygın hocalarından da duymuştum.

Gerçekten de araştırma ve öğretim görevlileri tercihlerinde öncelik hep paralelcilerin refere ettikleri isimlere tanınmıştı. Bunların önemli bir kısmının tetikçi olarak kullanılması da cabası. En son YGS sınavlarına boykot uygulayan 190 personelin bu yapıyla ilişkili olduğu gün gibi ortada, iş bu kadar vahim.

Bu yüzden Sayın rektörün örtünmesini takdir ediyoruz, ama uygulamalarının mutlaka araştırılıp soruşturulması gerektiğine inanıyoruz.

Özellikle Ak Parti Milletvekili Sayın Cuma İçten’in dile getirdiği iddiaları göz ardı edenlerin büyük bir vebale gireceğini söylemeliyim. Aynı şekilde Sayın Ahmet Keleş Hocanın da iddiaları yabana atılmadan gerçeklikleri gün yüzüne çıkarılmalı.

Bugün bunlarla anılacağına Dicle Üniversitesi (evrensellik içi boş iddia olur) akademik ilkelere uygun çalışsaydı, her şeyden önce neredeyse ülkemizi iç savaşa sürülecek kadar kangrenleşen sorunlara dair dişe dokunur çalışmalara öncülük ederdi.

Düşünebiliyor musunuz, Kürtlerin en saygın ili Diyarbakır’daki bu üniversite 30 yıl boyunca akan kanın durmasıyla ilgili ciddi hiçbir etkinlik yapmadığı gibi son altı yıldaki alımlarla “çözüm sürecinin bitmesi için uğraşan elemanlarla doldu.” Sayın Ahmet Keleş’in de belirttiği gibi bugün bile üniversitede ekili olanlar çözüm sürecini sabote etmek isteyen bu yapının elemanları.

Aynı şeyi Paralel yapı yazarları da yaptı. Çok uzaklara gitmeden son bir yılda yaptıklarına bakalım yeter.

Önce çözüm sürecini destekliyoruz dediler. Sonra çözüm sürecini “ihanet projesi!” gibi gösterenler de kendileriydi. Akil insanların çabalarını boşa çıkarmak için gazetesiyle, televizyonuyla, akademisyeniyle bölgedeki paralel mülki idare amirleriyle ne gerekiyorsa yaptılar.

PKK yazın Mehmetçiğe pusular kuracak ve çok şehit veririz” diyeninden,

Hükümet PKK’nın bütün isteklerini yerine getirdi, ama PKK buna rağmen bu yazı kana bulayacak” diyenine,

Bütün şehirler KCK/PKK kontrolünde, artık vergi, adliye, eğitim tamamen PKK’nın kontrolünde” diyeninden,

PKK 20 bin silah dağıttı, büyük saldırı geliyor” diyen kurşun askerine,

Gezi’ye destek vereninden, “az destek verdik” diye hayıflanan boş kovan yazarından,

Erdoğan’ı Öcalan’ın önünde diz çöktürecekler” herzelerinekadar.

Sahi ne istiyordunuz?

Barıştan ne istiyorsunuz? Hani “sulhta hayır vardı?”

Hani kardeşlik esastı?

Saddam'ın “İsrail'e atmayı düşündüğü 3 tane dandik füzenin patlamasından korktuklarını düşündüğünüz için İsrailli çocuklara ağlayacak” kadar yufka bellediğimiz yüreğiniz çatışmalarda ölecek olan Türk ve Kürt çocuklarına neden bu kadar taş katı?

Neden paralel yazarlarınız 'yakında terör hortlayacak' yazılarının hemen akabinde mesela Suruç'ta size bağlı polisler duvara 'Biji Serok Apo' yazıyor?

Bakınız, bu polisler PKK/BDP ve HİZBULLAH/HÜDAPAR'ın geçmişte birbirinden yüzlerce insan öldürdüklerini, hala kanlı bıçaklı olduklarını bile bile gidip HüfaPar'ın binasına bu provokatif yazıyı yazarken suçüstü yakalanıyor. NEDEN? Derdiniz ne?

15 Mart 2014 tarihinde Silvan'da Barış ve Demokrasi Partisi'ne ait afiş ve pankartları yaktıkları iddia edilen şüphelilerden 2 kişinin uzman çavuş olduğu ortaya çıktı.

Benzeri provokasyonlar paralel güvenlikçiler tarafından Van'da da Diyarbakır'da da başka il ve ilçelerde de yapıldı, neden? Kime ve neye hizmet?

Bölge üniversitesi konumunda olan Dicle Üniversitesi zaten karanlıktaydı şimdi ise zifiri karanlıkta “in-cin” cirit atıyor,

Dicle Üniversitesi de Diyarbekir de bunu hak etmedi hak etmiyor.Dicle Üniversitesi rektörü Ayşegül Jale Saraç ve ekibine önce Diyarbakır Ak Parti Milletvekili Cuma İçten sonra da aynı üniversitenin Profesörü olan Ahmet Keleş tarafından yöneltilen suçlamalar gündeme oturdu.

Öncelikle belirtmeliyim ki Sayın Saraç'ın başörtüsü takma kararını saygıyla karşılıyorum ve bir ilk olması hasebiyle de kutluyorum. Ancak,

Başörtüsü konusu ile Sayın Saraç'ın 6 yıllık rektörlük döneminde üniversitede yaptığı iddia edilen hukuksuzlukları ve Üniversitenin üniversal kimliğine, akademyaya uymayan uygulamalarını birbirinden ayırmamız lazım.

2008 ve daha sonra 2012'de Sayın Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanan Ayşegül Jale Saraç 6 yıllık görev süresince akıllara ziyan icraatlara imza attı.

Rektör yardımcılarının uygulamalarından tutun genel sekreterlerin icraatlarına kadar ayyuka çıkmış iş ve f/işlemler. Ama benim en vahim gördüğüm akademik yeterliliği olmayanların sadece paralel yapıya yakın olduğu için daha donanımlı olanlara tercih edilmesi iddiasıdır. Bu iddiayı çok önceleri Üniversitenin saygın hocalarından da duymuştum.

Gerçekten de araştırma ve öğretim görevlileri tercihlerinde öncelik hep paralelcilerin refere ettikleri isimlere tanınmıştı. Bunların önemli bir kısmının tetikçi olarak kullanılması da cabası. En son YGS sınavlarına boykot uygulayan 190 personelin bu yapıyla ilişkili olduğu gün gibi ortada, iş bu kadar vahim.

Bu yüzden Sayın rektörün örtünmesini takdir ediyoruz, ama uygulamalarının mutlaka araştırılıp soruşturulması gerektiğine inanıyoruz.

Özellikle Ak Parti Milletvekili Sayın Cuma İçten’in dile getirdiği iddiaları göz ardı edenlerin büyük bir vebale gireceğini söylemeliyim. Aynı şekilde Sayın Ahmet Keleş Hocanın da iddiaları yabana atılmadan gerçeklikleri gün yüzüne çıkarılmalı.

Bugün bunlarla anılacağına Dicle Üniversitesi (evrensellik içi boş iddia olur) akademik ilkelere uygun çalışsaydı, her şeyden önce neredeyse ülkemizi iç savaşa sürülecek kadar kangrenleşen sorunlara dair dişe dokunur çalışmalara öncülük ederdi.

Düşünebiliyor musunuz, Kürtlerin en saygın ili Diyarbakır’daki bu üniversite 30 yıl boyunca akan kanın durmasıyla ilgili ciddi hiçbir etkinlik yapmadığı gibi son altı yıldaki alımlarla “çözüm sürecinin bitmesi için uğraşan elemanlarla doldu.” Sayın Ahmet Keleş’in de belirttiği gibi bugün bile üniversitede ekili olanlar çözüm sürecini sabote etmek isteyen bu yapının elemanları.

Aynı şeyi Paralel yapı yazarları da yaptı. Çok uzaklara gitmeden son bir yılda yaptıklarına bakalım yeter.

Önce çözüm sürecini destekliyoruz dediler. Sonra çözüm sürecini “ihanet projesi!” gibi gösterenler de kendileriydi. Akil insanların çabalarını boşa çıkarmak için gazetesiyle, televizyonuyla, akademisyeniyle bölgedeki paralel mülki idare amirleriyle ne gerekiyorsa yaptılar.

PKK yazın Mehmetçiğe pusular kuracak ve çok şehit veririz” diyeninden,

Hükümet PKK’nın bütün isteklerini yerine getirdi, ama PKK buna rağmen bu yazı kana bulayacak” diyenine,

Bütün şehirler KCK/PKK kontrolünde, artık vergi, adliye, eğitim tamamen PKK’nın kontrolünde” diyeninden,

PKK 20 bin silah dağıttı, büyük saldırı geliyor” diyen kurşun askerine,

Gezi’ye destek vereninden, “az destek verdik” diye hayıflanan boş kovan yazarından,

Erdoğan’ı Öcalan’ın önünde diz çöktürecekler” herzelerinekadar.

Sahi ne istiyordunuz?

Barıştan ne istiyorsunuz? Hani “sulhta hayır vardı?”

Hani kardeşlik esastı?

Saddam'ın “İsrail'e atmayı düşündüğü 3 tane dandik füzenin patlamasından korktuklarını düşündüğünüz için İsrailli çocuklara ağlayacak” kadar yufka bellediğimiz yüreğiniz çatışmalarda ölecek olan Türk ve Kürt çocuklarına neden bu kadar taş katı?

Neden paralel yazarlarınız 'yakında terör hortlayacak' yazılarının hemen akabinde mesela Suruç'ta size bağlı polisler duvara 'Biji Serok Apo' yazıyor?

Bakınız, bu polisler PKK/BDP ve HİZBULLAH/HÜDAPAR'ın geçmişte birbirinden yüzlerce insan öldürdüklerini, hala kanlı bıçaklı olduklarını bile bile gidip HüfaPar'ın binasına bu provokatif yazıyı yazarken suçüstü yakalanıyor. NEDEN? Derdiniz ne?

15 Mart 2014 tarihinde Silvan'da Barış ve Demokrasi Partisi'ne ait afiş ve pankartları yaktıkları iddia edilen şüphelilerden 2 kişinin uzman çavuş olduğu ortaya çıktı.

Benzeri provokasyonlar paralel güvenlikçiler tarafından Van'da da Diyarbakır'da da başka il ve ilçelerde de yapıldı, neden? Kime ve neye hizmet?

Bölge üniversitesi konumunda olan Dicle Üniversitesi zaten karanlıktaydı şimdi ise zifiri karanlıkta “in-cin” cirit atıyor,

Dicle Üniversitesi de Diyarbekir de bunu hak etmedi hak etmiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.