1. YAZARLAR

  2. Nevzat ÇİÇEK

  3. Devletin kampı
Nevzat ÇİÇEK

Nevzat ÇİÇEK

timeturk
Yazarın Tüm Yazıları >

Devletin kampı

A+A-

Bir önceki yazımda 1938 ile 1960 yılları arasında Kürt isyanlarının neden yaşanmadığını sormuştum.

 Özellikle 1960 yıllarından sonra medrese geleneğinden gelen Kürt hareketinin neden ve nasıl seküllerleştirildiğini anlamamız için buna benzer soruların cevaplarının iyi irdelenmesi, var olan ezberlerimizin bozulması açısından son derece önemlidir.

 Eğer Türkiye önüne PKK’nın neden ortaya çıkarıldığı konusunda sağlam bir yol haritası koymazsa, çözüm noktasında önüne koyacağı yol haritaları peşinen sakat olur. Doğru bir yol haritası çıkarabilmek adına 1960 yılında şekillendirilen Kürt hareketine bakılması ve bundan dersler çıkarılmasının zaruri olduğunu düşünüyorum.

Yıl 1960! Demokrat Parti’yi deviren askeri cunta, Kürt siyaseti ekseninde Doğu ve Güneydoğuyu yeniden şekillendirdi. 27 Mayıs askeri darbesinden dört gün sonra Sivas Kabakyazı’da oluşturulan ‘Sivas Kampı’na getirilen beş yüz kişi 9 aya yakın bir süre burada tutuklu kaldı. Tutuklanan kişilerin suçları ilk başta söylenmediyse de, daha sonra onlar için yeni suçlar icat edildi. Kimine “Bugünleri hesap etmediniz mi?” diye sorulurken, kimileri iki eşek yükü buğdayla Kürt ihtilali yapmakla suçlandı. Bazılarına ise Menderes’i kurtarmak için silahlı ayaklanma hazırlığı başlatacakları ile ilgili suçlamalar yöneltildi.

Oluşturulan kamp adeta Türkiye inanç mozaiği idi. Malatya’dan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın babası Hüseyin Dede, Sait Çekmegil, Hamido gibi insanlar getirilirken, Diyarbakır ve Erzurum’dan Nurcuların ileri gelenlerinden Mehmet Kayalar ve Mehmet Kırkıncı gibi insanlar “Zorunlu misafir” ediliyordu. Şeyh Said’in bütün çocukları, Kinyas Kartal’la beraber kampta tutuluyor, onlara eksik kalmasın diye Bucak ve Ensarioğulları’nın diğer fertleri de katılıyordu. Devlet, Cumhuriyetin kuruluşunda kendisine büyük yararları dokunan Dengir Mir Mehmet Fırat’ın dedeleri ile Zeynel Abidin Erdem’in ailesini de unutmuyor ve onları da bu zoraki kampla şereflendiriyordu. Baki Tuğ’un babasından, İlhan Kesici’nin babasına kadar birçok ailede “Zorunlu misafir” olarak kamp hayatındaki yerini alıyordu.

Kamptaki en ilginç kişilerden biri de CHP Van Milletvekili Tevfik Doğuışıker idi. O da bir askerle tartıştığı için kampa getirilmişti. İsmet İnönü’ye çektiği telgrafta “Kampta her gün Demokrat Partililerle birlikte işkence içerisindeyim” dese de CHP kendi vekiline sahip çıkmaktan utanıyordu. Telgrafın Ankara’ya ulaşmasının hemen sonrasında Tevfik Doğuışıker’de CHP’den ihraç ediliyordu.

Sivas Kampı ile aslında Kürt Muhalefeti yeniden dizayn ediliyordu. Diyarbakır Cezaevi’nin bir ön laboratuarı olan kampın etkilerini üzerlerinden atamayanların çoğu, oluşturulan Kürt örgütlerinin ileri gelenleri olarak yerlerini alıyordu. Kamp bir ayrışmayı net olarak ortaya koyuyor, adeta Kürtlerin kamplara bölünmesini istiyordu. Öyle ki, kampa getirilen ama Kürt olmayanların büyük bir kısmı da ilerleyen zamanlarda en devletçi kişiler olarak karşımıza çıkıyordu. Kampa gelen Kürtlerin büyük bir kısmı ise “Devletin şakası olmaz” diyerek hem devletçi kesiliyor, hem de gördükleri zulümleri başkalarına yaşatmaya başlıyordu.

Öyle ki, daha önce Osman Bölükbaşı ile birlikte siyaset yapan Faik Bucak gibi bir insan bile, devletten umudunu kesiyor ve kamp hayatından kısa bir süre sonra Molla Mustafa Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin Türkiye kurucusu oluyordu. Yasadışı sayılan bu partiyi acaba Faik Bucak neden Sivas Kampı’ndan sonra kurma ihtiyacı hissetti? Acaba Sivas Kampı sendromu yaşatılmasaydı bugün MHP’de siyaset yapan Osman Bölükbaşı’nın oğlu Deniz Bölükbaşı ile Faik Bucak’ın oğlu Sertaç Bucak ortak bir noktada buluşamaz mıydı? Neydi onları ayıran sebep?

Peki, kim niye karar vermişti bu kampa, ne hedefleniyordu? Uyuyan bir Kürt muhalefeti neden uyandırılıyor ve kimler neyin hesabını yapıyordu? Bu sorunun cevabını net olarak ben veremiyorum ama Milli Birlik Komitesi üyelerinden Numan Esin’in “Kampın kararını biz vermedik!” cevabı sanırım her şeyi özetliyor. Esin, “Kim verdi peki?” sorusunu ise yanıtlamıyor!

O günlerde İçişleri Bakanı olan Tümgeneral Muharrem İhsan Kızıloğlu’nun is “Babam şarkın celladıydı, ben de sizin celladınız olacağım” sözü her şeyi açıklıyordu. Kızıloğlu’nun aklına eğer kamp komutanı Sabri Koçak ve devlet başkanı Cemal Gürsel uymuş olsa idi biz bugün “55 faili meçhul cinayet”i tartışıyor olacaktık. Yada ikinci Mustafa Muğlalı olayının yarattığı acıyla hesaplaşmaya çalışacaktık.

Sonuç itibariyle Celal Bayar’ın “Siyasal Kürtçülüğün merkezi” diye nitelendirdiği, Hüsamettin Cindoruk gibi bir insanın da “Apo hareketinin kaynağı” olarak belirttiği Sivas Kampı’nın mağdurları bugün hala yaşıyor. Çoğu milletvekili ve bakan olmasına karşın, Meclis’e bir önerge vererek kendilerine yapılan bu zulmün hesabını sormadı! Ancak o kampta kalanların büyük bir kısmı devlete küstü, bir kısmı da PKK hareketine destek verdi.

 Şeyh Said, Menemen, Dersim,  Sivas Kampı ve Diyarbakır Cezaevi ile birlikte tekrarlanan sistem senaryoları  ve bunun sonucunda ortaya çıkmak zorunda olan başkaldırılar! Bunların hepsinin etnik olduğunu iddia etmek ne derece yanlışsa, bunların hepsinin şartlarının devlet tarafından hazırlanmadığını iddia etmekte o derece yanlıştır. İşte geçmişte karşılıklı olarak yapılan yanlışları görmemiz gerekiyor.

Yeni Türkiye’nin inşasını ancak, yeni bir dil ve söylemle inşa edebiliriz. Geçmişin izleri bu anlamda yanlış yapmamıza imkân vermemeli. Eğer geçmişin yanlışlarını önümüze koymaya devam edersek, doğruları ne gelecekte ne de geçmişte bulabiliriz. Sürekli birileri bizi kandırmaya devam eder.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.