1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. DEVLET ADALET VE TOPLUMSAL BARIŞ
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

DEVLET ADALET VE TOPLUMSAL BARIŞ

A+A-

 

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl Suresi/90)

Adalet toplumun birliktelik mayasıdır. Adalet olmazsa toplum değil, topluluklar hem de birbirine düşman topluluklar olur. Toplumsal barış, toplumdaki bireylerin adalet duygusunun gelişerek tahammül kültürü ile birbirlerini sahiplenmesi ile mümkündür. Toplumsal barış, toplumsal gelişim, ilerleme ve refah adaletle gelişir.

Adalet devleti; adaletin tüm vatandaşlar için eşit seviyede olduğu, özellikle zayıfın güçlü karşısında korunduğu, her bireyin kişisel haklarının etkin bir şekilde sağlanması ölçüsünde mümkün olabilir.

Adalet sadece devlet veya yöneticilerin değil, her insanın sahip olması gereken insani bir erdem ve mesuliyettir. Adil olmayan bir hal üzere, kişisel maslahatları haksız bir şekilde öncelemek toplumsal barış ve düzeni herkesin nezdinde zedeler.

Toplumsal barış ve refah için adalet şarttır. Bunun en temel unsuru da devlet işleyişinin bağımsız ve tarafsız bir adalet sistemi ile hizmet etmesidir. Adalet, insanların devlete olan güvenini ve toplumsal düzenin sürekliliğini güçlü kılar.

“Adalet önce devletten gelmelidir. Çünkü hukuk (adalet) devletin toplumsal düzenidir.” (Aristo)

Devlet adalet üzerine yönetim ve hizmet sorumluluğunu işletmelidir. Bir arada yaşama zorunlulukları olan insanların yönetim ve hizmet aracı olan devlet, temel hak ve özgürlüklerin belirlenmesinde eşitlik ilkesi temelinde tüm vatandaşların aynı haklara sahip olmasını sağlamalıdır. Ticari, kültürel, siyasi, sivil hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adalet devletinin zorunluluklarındandır.

“İyi şeyler emret ve hayırlı işlerde ehil ol. Kötülere ve kötü şeylere meydan verme. Onlara elinle, dilinle mani ol.” (Hz. Ali)

Gelir ve refah imkânları, en zayıf durumda olana en iyi faydayı sağlayacak biçimde devlet ve toplumsal kurumlar tarafından sağlanmalıdır. Devlet, iş sahibi yapma gibi görev ve sorumlulukların dağılımında herkese eşit ve açık olacak biçimde görevini yerine getirmelidir. Toplumsal düzenin işleyişinde adaletsizlik yapanın hukuki olarak cezalandırılıp kamu vicdanında mahkûm edildiği bir düzende, adaletsizliğe meyledenlerin cesaretleri kırılacaktır. Kim olursa olsun, gerekçe ne olursa olsun, hukuk adaletsizliğe alet edilmemelidir. Her birimiz bu ilkenin toplumsal düzenimizde aşınmayan bir mihenk taşı olarak güçlü durması için sorumluluklarımızı eda etmeliyiz.

“Yöneticiler halkın aynadaki yansımasıdır.” (Hz. Ali)

Devletlerin adil olması, toplumların erdem ve adalet ile güçlü olması veya zayıf olması sadece yöneticilerin adil veya zayıf olması ile alakalı değildir. Devlet ve yöneticiler o toplumun değerlerinin bir yansımasıdır. Halk olarak çoğunluğumuz nasıl ise bizleri yönetenler de onun temsili durumundadır.

“Şüphesiz ki bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”(Rad suresi/11)

İlahi hüküm gereği her birimiz kendimizi mesuliyet sahibi görüp adalet için ödevlerimizi hakkı ile yerine getirmeliyiz.

Adalet, hukuk ile sınırlandırılacak bir değer değildir. Hukukun üstünde, toplumsal düzen ve işleyişin her yerinde olması gereken temel bir ilkedir. Her birimiz toplumsal barış ve huzur için adaletli olmayı gaye edinerek içselleştirmeliyiz. Yaşamın her alanında her birimiz bunu fiiliyata dökmeli ve adalet duygusunu toplumsal bir değer olarak güçlendirmeliyiz. Kişilerin içselleştirerek hayatî kıldığı adalet, devlet ve yöneticileri de zaten adil olmaya zorlayacaktır.

Adil bir toplumun sahip olacağı veya inşa edeceği devlet zaten adalet devleti olacaktır. Tüm farklılıkları adalet ile eşit hak ve fırsatlarda buluşturan devlet, adalet devleti olarak hem güçlü hem model hem de çekim merkezi olacaktır. Hak ve özgürlüklere ulaşma konusunda işleyişini adalet üzerine inşa eden ve bu mizanda yaşanılabilir kılan bir devlet, insanlığın ideal devlet referansının kaynağı olacaktır.

Kişinin, azınlıkların, halkların hakları ile ilgili olarak sorunları adalet terazisinde çözüme kavuşturan veya bu minvalde düzenlemeler gerçekleştiren bir devlet anlayışı, adalet devleti olarak tüm vatandaşlarının ortak devleti olacaktır. Hakların uygulanması, özgürlük alanlarının genişletilmesi, adalet ve hakkaniyetin esas alınması toplumsal barış ve devletin güçlenmesine muazzam bir katkı sağlayacağı şüphesizdir.

Adalet ilkesini toplumsal yaşam alanlarına hâkim kılarak hak ve özgürlüklerin alanlarını da genişletmiş olacağız. Bunu sağlamak için de adalet değerini toplumun her kesimi için ideolojiler üstü bir değer kılmalıyız.

Toplumun ortak akıl ve vicdanının onay verdiği ilkeler çerçevesinde oluşan değerler manzumesi birlikte yaşama duygusunu güçlü kılar. Ülkeyi ve değerlerini cihanşümul bir itibar ile öncü bir modelliğe taşır.

Toplumsal düzenin, barışın, refahın, ilerlemenin hakikati ve temeli adalettir. Adalet hiçbir kişi veya kurumun maslahatı veya menfaatinin korunması için feda edilmemelidir. Elbette, zorunlu bir hal içinde daha büyük bir adaletsizliğin def edilmesi için daha az zararlı olan tercih edilebilir. Bunda da kesinlikle halkın ortak maslahatı gözetilerek sadece daha büyük bir adaletsizliğin önlenmesi gayesinin dışına çıkılmamalıdır.

Devlet, adalet devleti olmalıdır. Devletin varoluş hakikati, adaleti sağlama görevidir. Yaratılışın ana erdemlerinden olan hakikatten ve adaletten vazgeçme asla düşünülmemelidir.

Adalet, hukuka olan güvenin esasıdır, güven veren bir hukuk güçlü bir toplumun ve değer yüklü bir devletin teminatıdır.

Hukuku adalet ile işleyen devlette, insanlar haklarını güvencede gördükleri için yaşamlarının her alanında gelişim ve büyümeye katkı sağlayacaklardır. Adalete ve devlete olan inanç ve sahiplenme artacaktır. Birlikte yaşama duygusu ve kültürü güçlenecektir. Kişinin kendini güvende görmesi, özgürlük alanlarının korunduğu duygusunun güveni, ödevlerini iyiyi güçlü ve etkin kılmada büyük katkı sağlayacaktır.

İnsan özgürlüğün sınırsız olmadığını da bilmelidir. Adaletin ve toplumsal değerlerin doğasına uygun bir çerçevede hareket etmesi gerektiğini de bilmelidir. İlahi hükümlerin de özgürlüğü belli kıstaslar dâhilinde anlamlandırdığını ve sınırlandırdığını idrak etmeli ve her daim hatırda tutmalıdır. Her birimiz aldığımız kararlarda, kendi dışımızdaki insanların da maslahatını hepimizin ortak mutluluğu için gözetmeliyiz.

Bir arada yaşama kültürünü değerli kılan, insanların temel haklarını gözeten ve değer yüklü yaşam alanlarını genişleten kararlar, toplumun adalet duygusunu da geliştirecektir. Adalet merkezli medeniyet için de hem birey hem de ülke, maddi ve manevi olarak iyi bir gelişim fırsatı elde edecektir. Adaletin uygulanmasına yönelik düzenlemeler hukuki olarak devlet tarafından açık bir şekilde anayasa güvencesine alınmalı, keyfilikten korunarak uygulanabilir kılınmalıdır.

Adalet ne kadar güçlenir ve yaygınlaşırsa, toplumsal barış ve devlet düzeni de o kadar güçlenir ve sahiplenilir. Devlet, adalet ve toplumsal barış, tamamen iç içe olan değerlerdir. Adaletin varlığını temaşa eden insanlarda güven ve sahiplenme, güçlü bir duygu olarak yarına umut ile yürüme cesaretini güçlendirecektir.

Adalet, toplumun omuz omuza, sulh içinde güvenli ve huzurlu bir birliktelik ile var olması için temel şarttır. Bireyleri adil olan bir ülkenin devleti, adalet devleti, yöneticileri de adaletten asla ödün vermeyecek şekilde görevlerini yerine getiren şahsiyetler olacaktır. Bizler vatandaş/halk olarak birbirimize karşı adil davranışlar serdederek mesuliyetlerimizi yerine getirirsek, kıymete haiz bir değer inşa ettiğimizi inşallah göreceğiz.

Sözün özü; adalet, kişilerin kendi için istediklerini diğeri içinde istemeyi içselleştirmesi ve toplumsal barış için sorumluluk üstlenmesi hakikatidir. Elbette adalet, kişilerin kendi başlarına gerçekleştirecekleri kolay bir mesele değildir. Sivil toplum hareketleri, adaletin toplumun tümüne yayılması ve uygulanması konusunda mesuliyet üstlenmesi gerekir. Ama nihayetinde toplumsal uzlaşı ve birlikte yaşamın değerli kılınması için adaletin nihai uygulayıcısı ve teminatı devlet ve yöneticileridir.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah´a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” ( Mâide Suresi/8)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.