1. YAZARLAR

  2. Reha RUHAVİOĞLU

  3. Dersim’den Roboskî’ye İktidar-Medya İlişkileri
Reha RUHAVİOĞLU

Reha RUHAVİOĞLU

gazeteipekyol
Yazarın Tüm Yazıları >

Dersim’den Roboskî’ye İktidar-Medya İlişkileri

A+A-

Medyanın dünya üzerindeki ahval-i umumiyesini çok iyi bilmesek de bizim buralar için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Türk medyasının tarihi bir dezenformasyon tarihidir. İstisnaları tenzih ederek, malumun ilâmı olan bu tesbiti hatırladıktan sonra, “medya ahlâkı, gazetecinin kendi ahlâkından ibarettir”[1] sözünün ışığında bizim medya erbabının ahlakı hakkında bir çıkarımda bulunulabilir…

 
Kürt Tarihi Dergisi’nin son sayısında yer alan “Haberlerin Ağında Dersim”[2] makalesini okuyunca Türk medyası tarihinin resmine bakmaya çalıştım; gördüğüm, yukarıda zikredilenlerden başkası değil maalesef…
 
Türkiye’de medya, kendini devletin ideolojik aygıtı olarak konumlandırdı ve bu rolü neredeyse hiç değişmedi. Devlet Dersim’e “medeniyet” götürecek olsa medya öncü kuvvet oldu, devlet “Hayat Dönüş” gibi kanlı bir operasyona girişecek olsa medya onun destekçisi, şakşakçısı oldu…
 
Dersim hakkında “70 yıllık bir suskunluktan sonra ‘herkesin bildiği sırrın’ medyada ancak yer bulabiliyor olması” basın tarihi açısından övünülecek bir durum değildir. Kaldı ki bu yer bulma meselesinde bugünkü medyanın yaslandığı iktidarın bunu dillendirmesinin payı azımsanamaz. Yani 70 yıl önce iktidarın istediği gibi çarpıtan medya, bugün iktidar üzerine gittiği için rahatlıkla gidebiliyor denilse yeridir…
 
Dersim’den bugüne; 6-7 Eylül yağmalarına,  askeri darbelere, Çorum, Maraş ve Madımak’a, 28 Şubat’a, “Hayata Dönüş” nam ölüm operasyonlarına bakın; devlet nerede nasıl durmuşsa medya öyle mevzilenmiştir…
 
Üzerinde yaşadığımız sınırlarda medya tarihinin en azından Kürd/istan meselesi bağlamında doğrusal değil döngüsel olduğu anlaşılıyor. Misal dönemin gazetelerinde, Dersim’e karşı yürütülen politikanın “medeniyet götürme” eksenli olduğu,  medeniyetin yol, karakol ve yatılı okullar inşa edilmek suretiyle götürüldüğü, cahil ve fukara dağlıların bu vesile ile aydınlanacağı konusu yoğun bir şekilde işlenmiş, Dersimlilerin diline, kültürüne ve inancına yönelik sistemli bir karalamaya girişilmiştir… Bugün de mesele hemen her gün “ekonomik atılımlar” ışığında ele alınmakta ve 28 Şubat’ın mağduru olan bir kısım medya 28 Şubat günlerinden öğrendiği tetikçilikle kendisi dışındaki grupların kültür ve inancına pervasızca saldırabilmektedir…
 
Mezkur makalede geçen, Dersim Tertelesi’nde medyanın üstlendiği rol ve mevzilendiği siper ile bugün Roboskî Katliamı’nın medyada işleniş biçimi arasında tonu değişmiş olsa da birtakım benzerlikler var. Katliamın gerçekleşmesinden önce yapılan hava operasyonlarına neredeyse “oleyy! oleyy!” manşetleri ile destek çıkan gazeteler, devlet/hükümetin güvenlikçi politikası Roboskî’de 34 gencin bedenini parçalayınca önce suskunluk sonra dezenformasyona başladılar. Kimisi “PKK’nın sevinci” diyordu, kimisi “devlet yapmadı PKK yaptı” diyordu. Senaryolardan senaryo beğenen medyamızın bu haberleri Dersim Tertelesi zamanında çıkan haberlerin yanına pek de yakışıyorlar doğrusu…
 
Medya bugün iktidar ile ilişkilerini gevşetmiş değil, daha da sıkılaştırmışa benziyor; belirli periyodlarda Dolmabahçe’de “hizaya çekilme” toplantılarına katılıyor, hatta aralarında çatlak ses çıkaranları büyük patrona şikayet bile ediyorlar. Başbakan, bu manzaranın da verdiği özgüvenle gazetelere nasıl yayın yapılacağı, kimlere hangi meseleler üzerinde yazdırılıp yazdırılmayacağı konusunda direktifler veriyor, verebiliyor… Bu mutualist ilişki neticesinde gazeteler artık hangi haberlerin yayınlanmayacağına, hangi gazetecilerin işine son verileceğine, iktidardan işaret beklemeden karar verebiliyorlar…
 
...
 
Bir yıldır sürüncemede bırakılan Roboskî Katliamı davasında; devlet erkânı katledilen 34 insan yetmezmiş gibi Roboskîlilere bilumum hakaretleri edebilmiş, insanların umutlarını kerelerce yıkmış, davada arpa boyu ilerleme sağlayamamışken; bazı medya organları (peşinde oldukları ihaleler yaklaşmış olmalı ki) dün Dersim’de yapılanı tekrar piyasaya sürebilmekte Roboskî’de devletin milletle müthiş kucaklaşmasını manşetten verebilmektedirler… Dün “halk yığınlarının işten başka bir şey istemediğini” yazan Falih Rıfkı Atay’ın, “devletin iş imkanı vermesi ile şereflenmiş yabanileri” yazan Yunus Nadi ve benzerlerinin koltukları bugün boş kalmamıştır.
 
Dün devletin medeniyet götürmesini inşa ettiği karakollar ve açtığı yatılı okullar ile ölçenler, bugün de devletin, katlettiklerinin aileleri ile kucaklaşmasını büyük maddi bütçeler üzerinden okuyor, takvim değişse de algı ve yaklaşım değişmiyor… İktidar megafonu medya, peşinde olduğu ihalelere Roboskî üzerinden yürüyor; iz'ansızlık utanmazlığı, utanmazlık vicdansızlığı besliyor. Devlet ise dün olduğu gibi meseleyi para ile halledebileceğini, yaraları para ile sarabileceğini zannediyor. Zaten sarmak için sadece para kullandığından bu devlet yara saramıyor, devlet olamıyor!
 
 
Bir gazete, devletin Roboskî’de yara sarma projesini detaylı bir maddi döküm ile verdi. Bu kapsamda çoğu devletin hâlihazırda yürüttüğü ve yürütmekle mükellef olduğu projelerin hayata geçirildiği iddia ediliyor. Öyle ki devlet yara sarmak niyetiyle yeni derslikler için bütçe bile ayırmış, köydeki okulların çevre düzenlemesini bile yapmış…
 
“Osmanlı’da oyun bitmez” sözü bir yana hepsi doğru olsa bile oyunun hiç değişmediği de görülüyor… Diyelim hepsi doğru; devlet ve bu haberi “kucaklaşma-yara sarma” olarak görenlere basit bir soru; evladınızın canı değil, tek parmağı alınsa ve bir yıl boyunca edilmedik hakaret ve baskı kalmasa; siz bu projelere karşı kucaklaşır mıydınız? Yaralarınız sarılmış olur muydu?
 
Haberdeki tek suçlu PKK, köylülere baskı yapmasa devlet-millet çoktan can ciğer kuzu sarması olacakmış… Demek ki bir yıldır Roboskîlilere devlet eliyle yapılan bütün baskılar, başbakan ve hükümet yetkililerinin katliam bombaları kadar ağır sözleri Roboskîlilerin başına yağdırması, PKK yaraların sarıldığını anlamasın diye imiş, anlayamamışız, sağolasın Pravda…
 
 
Gazetecilik zordur; kılı kırk yarmak, zalim ve mazlumun aidiyetini sorgulamadan meselelere yaklaşmak, hakikate şahitlik etmek, kıldan ince kılıçtan keskin bir yolda yürümektir. Kolayı da vardır; kendine bir siper belirlemek, en güvenilir siper olan iktidarın siperi mesela… Bu siperde gazetenin en önemli vazifesi iktidarın megafonu olmak, bal tutan parmağı da yalamaktır…
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.