1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Derin Devlet, CHP Medyası ve Medya CHPsi
Derin Devlet, CHP Medyası ve Medya CHPsi

Derin Devlet, CHP Medyası ve Medya CHPsi

A+A-

Derin Devlet, CHP Medyası ve Medya CHPsi

Darbeler konusunda arasıra bahsettiğim bir iddia vardır: Darbelerin arkasındaki asıl güç, “Derin devlet” denen illegal yapıdir; “Uluslararası derin devlet” tarafından yönlendirilen bu yapı, gizemli örgütlerin üyesi olan özellikle etkili işadamları, politikacılar ve bürokratlar tarafından yönetiliyor. Kontrollerindeki medya aracılığıyla gündemi manipüle edip darbe zemini hazırlayıp gücü (silahı) ellerinde bulunduran birkaç kullanılmaya elverişli muhteris apoletli bürokratı kiralayarak silahlı kuvvetlere darbe yaptırıyorlar.

Darbeyle hedeflenen amaç elde edildikten sonra kiralık tetikçi olarak kullanılan apoletli bürokratlar kirli mendil gibi bir kenara atılırlar. Darbelerden sonra konuşan apoletli bürokratların, “Medyanın dolduruşuna geldik” anlamındaki ifadeleri bunu gösteriyor. Sanıldığı gibi darbeler askerler tarafından planlanıp uygulamaya sokulsaydı 1960’dan beri iktidarda bulunmaları icab ederdi; darbe yapmak için canlarını ortaya atacak kadar muhteris olan apoletlilerin (ki bazıları bu inat yüzünden hayatlarından oldular) gaspettikleri iktidarı seve seve başkasına devretmeleri mantıklı gelmiyor; demek darbelerin mimarı değil “Derin devlet”in birer zelil kiralık tetikçileridirler.

Demokrat Parti’nin (DP) 1950’de iktidara gelmesiyle “Derin devlet”in siyasi kolu İttihat ve Terakki’nin devamı olan CHP’nin iktidarı son buldu. "Derin devlet"in siyasetteki önemli adamları İsmet İnönü’nün (daha doğrusu, CHP’nin) iktidara gelemeyeceği anlaşılınca, kiralık bir avuç apoletli darbeci eliyle gerçekleştirilen 1960 darbesiyle iktidar halktan alınıp CHP’ye teslim edildi. Gelişmelere yakından bakıldığında, askerleri darbe için tahrik ve teşfik edenin İsmet İnönü (CHP), darbe zeminini hazırlayanın da CHP medyası olduğu görülür. Bu ikili, yani CHP ve CHP Medyası, “Derin devlet”in medya ve siyasetteki en önemli iki koludurlar.

Son günlerdeki CHP Medyası (Aydın Doğan Medyası ve Cumhuriyet Gazetesi konsorsiyumu) ile Medya CHPsi arasındaki dayanışma ve paslaşma, 1960’lardaki planın bir benzerini andırıyor. “Derin devlet”in iki etkili kolu el ele verip DP gibi AK Parti iktidarını alaşağı etmeyi, makam muhterisi Deniz Baykal’ı da tıpkı İsmet İnönü gibi ahir ömründe iktidara getirmeye çalışıyorlar. Ergenekon Operasyonu ile etrafındaki çemberin daraldığını gören “Derin devlet,” bu iki tetikçi koluna fazla mesai yaptırarak AK Parti iktidarını en kısa zamanda devre dışı bırakmaya çalışıyor. Planında başarılı olmazsa (ki olmayacak) bir müddet önce Veli Küçük, Doğu Perinçek, Şener Eruygur, Hurşit Tolon ve diğer kiralık tetikçilerini feda ettiği gibi medya kolunu da (Aydın Doğan’ı) gözden çıkartacaktır. Aydın Doğan ve adamlarının köşeye sıkıştırılmış kediler gibi sağı solu tırmalamaları bundandır.

“Derin devlet,” kontrolündeki CHP Medyasını buna benzer bir planı, birkaç muhteris apoletli ve apoletsiz bürokratı, birkaç sözde sivil toplum örgütünü kullanarak 1997’de başarıyla uygulamıştı. Kiraladıkları Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve birkaç müritle oynattıkları bir tiyatro oyunuyla Refah-Yol Hükümeti’ni yıkıp yerine Mesut Yılmaz liderliğindeki 28 Şubat hükümetini kurdurdular. Deniz Baykal’ın şimdiki tavrı, Mesut Yılmaz’in o günlerdeki tavırlarını andırıyor. Anlaşılan birileri (muhtemelen Aydın Doğan ve onun arkasındaki Rahmi Koç) Baykal’ın kulağına, “Mesut Yılmaz’ı iktidara getirdiğimiz gibi seni de iktidara getirebiliriz!” diye fısıldamışlardır; o da halktan umudunu kestiği için bütün umudunu “Derin devlet”e bağlamış durumda.

Baykal’ın unuttuğu ve kirli “Derin devlet”in bir türlü kabullenemediği bir gerçek var: dünya değişti, Türkiye de onunla birlikte değişiyor; 1997’deki Türkiye yok. CHP Medyası’nın eski gücü de yok artık; asparagas haberlerle, provokatif senaryolarla insanları kandırılamıyorlar çünkü demokrasi taraftarı medya daha güçlü. Herşeyden önemlisi, kiralık tetikçi olarak kullanageldikleri apoletliler kullanıldıklarını bir nebze anlamış durumdalar ve dolmuşlarına binmiyorlar/binemiyorlar (bunda yapılan anayasal düzenlemelerin, üst düzey bazı askeri zevatın ve siyasi iktidarın duruşu da önemlidir elbet). Bu durum haliyle CHP Medyası ve Medya CHPsini rahatsız ediyor. Rahatsızlıkları arttıkça saldırganlaşıyorlar, saldırganlaştıkça da çılgınlaşıyorlar.

Deniz Baykal’in saldırganlığını anlıyorum; 70 küsur yaşına gelmiş, ömrünün çoğu muhalefette geçmiş, hiç olmazsa son yıllarını başbakan olarak geçirmek istiyor. Halk desteğiyle bunun gerçekleşemeyeceğinin farkında olduğu için önce umudunu askerlere bağladı… Bir darbe olacak, o da aradan sıvışıp başbakanlık koltuğuna oturacak hayaliyle yaşadı uzun süre. 27 Nisan ilkel bildirisine ve askerlerin siyasi çıkışlarına bunun için alkış tuttu. TSK’dan umduğunu bulamayınca (Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ için, “Konuşuyorlar ama birşey yapmıyorlar” anlamındaki sözü bu umutsuzluğu gösteriyor) yargıdaki CHP zihniyetli bürokratları devreye soktu; 367 entrikası ve AK Parti hakkındaki kapatma davası önün eserleridirler. 367’ye rağmen Abdullah Gül Çankaya’ya çıktı, bütün baskılara ve entrikalara rağmen AK Parti kapatılmadı (özellikle ünlü bazı işadamlarının partiyi kapattırmak için fazla mesai yaptıkları biliniyor). “AK Parti kapatılacak, bir kısmı yasaklı bir kısmı da partiden kopacak, MHP ve AK Parti’den kopanlar kendi liderliğinde bir koalisyon hükümeti kuracak” beklentisi boş çıktı.

Apoletli (asker) ve apoletsiz (yargı) bürokratlardan umduğunu bulamayan CHP, son hamle olarak “Derin devlet”in medya kolunu devreye soktu. Bu cümleyi şu şekilde kursak da olur: “Derin devlet” TSK ve yargı sisteminden umduğunu bulamayınca, son çare olarak siyaset (CHP) ve medyadaki (Aydın Doğan Medyası ve Cumhuriyet gazetesi) kollarını yoğun bir tempoda beraber çalıştırmaya karar verdi. Bu iki tetikçi, uzun süreden beri üzerinde çalıştıkları “Yolsuzluk dosyaları” senaryosunu uygulamaya soktular. Senaryo başarıyla uygulanırsa (ki başarı şansı yok) hem CHP hem de Aydın Doğan’in birkaç kazancı olacak: Birincisi, Deniz Baykal tıpkı Mesut Yılmaz gibi seçim dışı bir senaryo ile iktidara getirilmiş olacak; ikincisi, Deniz Baykal’in başbakan olmasıyla Aydın Doğan’i sarmış olan kara bulutlar dağıtılacak (yakın bir gelecekte yargılanması, belki hapsedilmesi, sonuç olarak Cem Uzan gibi bütün mal varlığını kaybetmesi sözkonuşu), ihale ve teşfiklerde şansı açılacak. En önemlisi ise her iki kolün da direk irtibatlı oldukları Ergenekon hakkındaki soruşturmanın üstü örtülecek.

CHP Medyası ve Medya CHPsinin gündeme getirdikleri yolsuzluk konusunda en son konuşması gereken kendileridirler. CHP’nin Ergenekon ile ilişkisinden dolayı gözaltına alınan Tuncay Özkan’ın KanalTürk televizyon kanalina 4 milyon lira para yardımı yaptığı belgelerle ortaya çıktı. Siyasi bir partinin bu tür bir yardımda bulunması siyasi partiler kanuna aykırıdır. Aynı yardımı AK Parti Kanal7’ye yapsaydı yeri göğü inletecek olan CHP Medyası bu yolsuzluk karışında suskun kalmayı tercih etti. Ergenekon Çetesi’nin gönüllü avukatlığını yapan Baykal’ın CHPsi, çetenin bir diğer zanlısı Şener Eruygur’u sokaklara sürerek Cumhuriyet Mitingleri düzenletti. Bu mitingleri eski cumhurbaşkanı Sezer’le beraber finanse edenin de CHP olduğu biliniyor.

Çankaya Belediyesi’nin CHP’li belediye başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın rüşvet, peşkeş ve kayırmacılıklarla ilgili sözleri hepimizin malumu. Sadece CHP Medyası’na bağlı Cumhuriyet Gazetesi ilgili icraatı hakkındaki sözlerini aktarmakla yetineceğim: “Cumhuriyet'e büyük desteğimiz oluyor. Gazetelerini alıyoruz, dağıtıyoruz, ilan veriyoruz. Bak şimdi Balbay'a (Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay) neredeyse 1-1,5 aydır ödeyeceğiz. 100 milyar ödememiz lazım... Yok çıkmadı adamlardan gazete alıyoruz, ilan veriyoruz yazı yazıyoruz. Hiçbir yerde çıkmıyor bizim yazımız, hıçkimse vermiyor. Cumhuriyet veriyor bir tek. Cumaları yazıyoruz...” Bütün bu yolsuzluk karşısında CHP Medyası suskun, suskunluğun ötesinde, Eryılmaz’i savunmak için seferber olmuş durumdalar. İçişleri Bakanı ise korkaklığından olsa gerek, CHP Medyasi’ndan da suskun.

Yolsuzluk konusunda Aydın Doğan Medyası’nın yüzü de hiç ak değil. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzluktan yıkılan Mesut Yılmaz Hükümeti onların eseriydi. Yılmaz, başbakanlık koltuğune oturduktan sonraki ilk işi Refah-Yol Hükümeti’nin getirdiği ve Aydın Doğan gibi devletle iş yapanların sevmediği “Havuz sistemi”ni kaldırıp borçlanma faizlerini yükseltmek oldu. Ziyaret ettiği ilk kişi de Aydın Doğan’dı; Doğan onu pijamayla karşılamıştı. Bugün Aydın Doğan’ın kiralık tetikçiliğini yapan ve çamur atma makinesi görevi yapan Vatan Gazetesi, banka hortumculuğu suçundan entrika ve bazı bağlantılar sayesinde yakasını kurtaran birisinin kontrolünde; yeni bir dava ile hapse girme ihtimali var. Ortamı germekle kötü akıbetten kurtulma hesabı yapıyorlar ama korkunun ecele faydası olmadığını da biliyorlar. Bildikleri için de var güçleriyle saldırıyorlar.

Patronları Aydın Doğan çok ihtiraslı bir insan, herşeye sahip olmak istiyor. Bir rafineri verilse on tane isteyecek; Hilton arazisi halledilse yüz arazi daha arzu edecek. İmkan tanınsa bütün ihaleleri kendisi almak isteyecek. Bunları almak için gazetelerini seferber de ediyor. Normalde gazete işleriyle uğraşması gereken, milleti bilgilendirmekten sorumlu olması gereken Ertuğrul Özkök’ün cebine 500 milyon dolar koyup Sabah-ATV’yi almak için TMSF’ye gönderdi. Aynı Özkök’e Mesut Yılmaz’in ekonomiden sorumlu devlet bakanı Güneş Taner’i aratarak telefon üzerinden bir karton fabrikası için teşfik işlerini halletiren de Aydın Doğan idi (teşfiğin, daha doğrusu karton fabrikasının akıbetini merak ediyoruz). Doğan’ın başı petrol kaçakçılığı, kağıt üçkağıtçılığı gibi birçok illegal veya kılıfına uydurulmuş işle yüzünden belada. İhtiras her zaman kaybettirir, Aydın Doğan’ın batışı da tıpkı Cem Uzan gibi aşırı ihtirasından olacak gibi görünüyor.

Özet olarak: Ergenekon Terör Örgütü’nün, “Derin devlet”in darbe zemini hazırlamak için kaotik ortam oluşturmaktan sorumlu tetikçisi olduğunu biliyoruz; CHP Medyası da kamuoyunu manipüle ederek insanları darbeye hazırlamaktan sorumludur. CHP de Meclis’teki halk iradesini etkisizleştirme ve bürokrasideki yandaşları vasıtasıyla iktidarı çalışamaz hale getirmekten sorumludur. 2007 genel seçimlerden önce Ergenekon ve alt birimleri olan çetelere yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla “Derin devlet”in vurucu gücü olan Ergenekon çok ağır bir darbe aldı, almaya devam edecek, can çekişiyor, kurtuluş ihtimali yok. Sırada derin devletin medyası var; Aydın Doğan Medyası ya “Derin devlet”in tetikçiliğini bırakıp legal zemine kayacak ya da akıbeti tıpkı Cem Uzan gibi olacak. “Derin devlet”in medya ayağı da saf dışı bırakıldıktan sonra sıra iş dünyasındaki kola gelecek. Bu üç ayak çökertildikten sonra siyaset ayağı da kendiliğinden çökecektir. Türkiye’nin tam demokratikleşmesi ancak bundan sonra olacaktır.

Türkiye halkları için “Derin devlet”in çökertilmesini ve tam demokrasinin inşasını dört gözle bekliyoruz. “Derin devlet”e, onun tetikçisi CHP Medyası ve Medya CHPsine rağmen güzel günler yakındır.

nasname/Cevdet AKBAY

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.