1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. DEPREMİ DOĞRU MÜLAHAZA ETMEK
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

DEPREMİ DOĞRU MÜLAHAZA ETMEK

A+A-

 

İnsanın hayat algısı, insanın yaşadığı hayatın niteliğini oluşturur. Bu niteliksel hayatın bir gereği olarak insan, hem kendisi hem de çevresindeki varlıklarla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, somut ve görünür edimlerle de yaşayacağı hayat tarzını belirler. İnsanın yaşadığı hayat tarzının oluşturduğu resmin renk ve çizgilerini, insanın diğer varlıklarla olan ilişkileri meydana getirir. İlişkilerin muhtevasını, diri olmak, canlı olmak yani düşünsel ve eylemsel açıdan bir iş ve oluş içinde olmak şeklinde izah edebiliriz. Yani ilişkilerle birlikte insan, “var” olduğunu, hayatta olduğunu göstermiş olur.

İlişki bakımından varlıkların bulundukları konuma baktığımız zaman, özne-nesne dikotomisi ile karşılaşırız. İnsan, sahip olduğu akıl ve irade sebebiyle, ya özne ya da nesne durumunda bulunur. Aynı şekilde, akıl ve iradesi olmadığı için diğer varlıklar ise mecburen nesne durumunda bulunurlar. Nesne durumundaki varlıklar, Aziz Kur’an’ın belirttiği gibi insanın yararlanması için, “insanın emrine amade” kılınmışlardır. (Lokman 31:20) Fakat akıl ve iradesi olmayan nesne durumundaki her varlığın sahip olduğu bir doğuştanlık (fıtrat) da vardır. İnsan, varlık âlemindeki varlıklarla ilişkisini sürdürürken –zaten insan bunun için vardır- varlıkların sahip olduğu fıtratları dikkate almalıdır. Bunun için öncelikle insan kendisinden başlamak üzere bir tanıma, bir tanışma uğraşısı içinde olmalıdır. Yani insan hem kendisini hem de kendisi dışındaki varlıkları tanımalı, bu varlıklarla adeta tanış olmalıdır. Çünkü hiçbir şey başıboş ve gayesiz değildir. (Sad 38:27) Onun için hayat dediğimiz içine doğduğumuz süreci bir “tanıma” ve “tanış olma” şeklinde izah etmek yanlış olmaz.

Büyük bir önem ve öncelikle şunu bilelim ki, yaşanan depremler, doğanın sahip olduğu doğuştanlığın bir gereği olarak meydana gelmektedir. İnsanın nasıl ki, gündelik ve doğal ihtiyaçlar için yaptığı, yapmak zorunda olduğu davranışları varsa, tıpkı bunun gibi doğanın da kendisine mahsus, kendi yapısına uygun sahip olduğu davranışlar vardır. İşte depremi de doğanın, doğal davranışlarından birisi olarak görmemiz gerekir. Deprem olgusunun iki sebeple kaim olduğunu düşünmek mümkündür. Bir tanesi iç dinamiklerle doğanın kendisini inşa etmesi (yeni oluş ve oluşumlar), diğeri de dışarıdan yapılan müdahalelere karşı doğanın kendisini savunması şeklindedir.

Doğaya dışarıdan yapılan müdahalelerin öznesi insan olduğu için, bizi en çok ilgilendiren hususlardan birisini de insanın doğayla olan ilişkileri oluşturmaktadır. Bu açıdan ‘insan-doğa ilişkilerinin seyri hangi ölçü ve değerler dâhilinde olmalı?’ sorusu, hayati öneme sahip bir sorudur.

İnsanın doğa ile olan ilişkisinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, ilişkileri oluşturan fiillerin, doğaya karşı suç teşkil etmemesidir. Bunun anlamı, doğadan yararlanırken, doğanın doğuştanlığına/fıtratına zarar vermemek esas olmalıdır. Zira doğadan en üst düzeyde bir yarar sağlamak için, doğanın tabi olduğu

düzenin de korunması gerekir. Aksi takdirde, doğaya verilen zararın bumerang etkisi yaparak, insanı da içine alması kaçınılmaz olacaktır. Günümüzde yaşadığımız felaketlerin ekseriyeti, insanın doğa ile olan ilişkilerinde, yapıp ettiklerinin suç niteliğini taşımasından ötürü meydana gelmektedir. Yani insan kendi elleriyle kendi başına felaket sarmaktadır. Ünlü Rus edebiyatçı Dostoyevski’nin bu hususa işaret eden şu tespiti yerinde ve doğru bir tespittir: “Doğaya karşı işlenen bir suçun intikamı, insan adaletinden daha zorlu olur.” Fransız edebiyatçı Balzac ise şöyle demektedir: “Doğanın isteklerini anlamazlıktan gelen cezasını görür.”

Aydınlanma, Sanayi Devrimi, kapitalizm, liberalizm modernizm ve postmodernizm derken geldiğimiz durumun, doğayı yok etmek üzerine kurgulandığını görmekteyiz. Kısacık bir yaşamı akıl almaz bir serüvene dönüştürmek suretiyle, acılardan, yıkımlardan, savaşlardan başka işi olmayan insanın, öncelikle yaşadığı zihinsel depremlerden kurtulması gerekmektedir. Bunun yolu, üzerinde yaşadığımız dünyanın, bizlere bir emanet olarak verildiğini ve bu emanete ihanet etmemek gerektiğini bilmektir. Sahip olma hırsının oluşturduğu talan, yıkım, yok etme plan ve projelerini durdurmak için, anlayış birliği içinde, karşı durma yollarını araştırıp oluşturmak sorumluluğu, insan olan herkesin omuzlarında bir yük olmalıdır. Bu vazife, bütün etnik, düşünsel, coğrafik ayrılıkların ötesinde bir vazifedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.