1. YAZARLAR

  2. Ahmet TAŞGETİREN

  3. Deniz Feneri'ni korumak
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Deniz Feneri'ni korumak

A+A-

Ramazan'ın içindeyiz. Oruç ibadeti, toplumsal boyutunda, insanı güçsüzlerle buluşmaya yönelten bir mahiyet taşır.

Açların farkına varırsınız ve gücünüz ölçüsünde bir yardım - merhamet seferberliğine girişirsiniz. Deniz Feneri gibi yardım kurumları, güçsüzler ile merhamet duygusunun kesiştiği noktada oluşur. Çünkü tek başına insanın, zayıf ve güçsüzleri bulması, onlara yardım ulaştırması, daha önemlisi, minnet duygusuna sürüklemeden yardım yapması zordur.

Oysa İslam, vereni büyüklenmekten, alanı ezilmekten kurtaracak bir infak terbiyesini de öngörür. Vakıf, dernek adı altında oluşan yardım kuruluşları bir tür aracılık yaparak, fukarayı, bir insanın minneti altına girmekten kurtarıcı bir görev ifa etmişler, bu yüzden de ilgi görmüşlerdir. Deniz Feneri, 1998 yılında kurulmuş. Demek 10 yıllık bir geçmişi var.

Bu 10 yılda Deniz Feneri oldukça büyüdü. On binlerce insandan gelen yardımı, belki yüz binlerce insana ulaştırdı. Yurt içinde - dışında bir çok felaket ortamına yetişti, yara sardı. Benzeri kuruluşlar da aynı hizmeti verdi. Endonezya'dan, Pakistan'dan Afrika'ya kadar yardım konvoylarının üzerinde Türk Bayrağı görüntülendi. Şu anda Deniz Feneri büyük bir müessese. Bu şekilde hizmet içinde büyümüş müesseseleri korumak gerektiğini düşünüyorum. Bunların, milli bir varlık olduğu inancındayım.

Diyelim farklı alanda hizmet veren TEMA'ya öyle bakıyorum, diyelim Toplum Gönüllüleri Vakfı'na öyle bakıyorum. Ramazan ortamında Deniz Feneri tartışmaların tam göbeğinde. Almanya'da aynı adla kurulmuş bulunan dernek için açılan yolsuzluk davasının serpintileri, bütün Deniz Feneri'ni gölgeliyor. Türkiye Deniz Feneri'nde görevli bulunanlar, derneği savunmak zorunda kalıyorlar.

Birkaç gün önce Genel müdür Engin Yılmaz, dün derneğin kurucularından ve yardım hizmetlerinin sembol ismi Uğur Arslan, suçlamalar karşısında feveranlarını dile getirdiler. Engin Yılmaz'la bizzat konuştum, "Kayıtlarımızı birkaç yıldır uluslar arası bir firmaya denetletiyoruz, hesaplarımızda en küçük bir problem yok" dedi. Evet, korumak, diyorum. Hesapları didik didik edelim, kimsenin zihninde en küçük bir "şaibe" şüphesi kalmasın,yanlış yapanlar varsa bedelini ödesin vs. ama her şeyin sonunda böylesi bir yardım kuruluşunun itibarı diri kalsın. Bu şu iki bakımdan önemli:

Birincisi, bu tür, insanların manevi duygularıyla bağlantılı suiistimal iddiaları, sonuçta, sosyal sorumluluk duygularını zedeliyor.

Sokakta kucağında hasta bebek taşıyan anne rolündeki bir dilenci kadına yardım yapmakta zorlanıyorsunuz, çünkü "İşin içinde istismar var" duygusuna sürüklenmişsiniz. Ne annelik, ne hasta bebek, ne içinizdeki yardım heyecanı, hatta böyle böyle cimrileşme kaygısı, sizi yardım yapmaya götürmüyor. Onun için, suiistimal iddialarının bir an önce sonuçlanması ve yardım kuruluşlarının herkese güven verecek "temiz yönetim"le buluştuğunun ortaya çıkması lazım. İkincisi, bizim toplumumuzda küçük yardım organizasyonları her zaman olmuştur. Müslüman toplum, kendi yaralarını saracak manevi araçları bulunan bir toplumdur.

 Osmanlı döneminde arşiv kayıtlarına 26 bin vakıf senedi girmiş. Göçmen kuşlarını korumaya kadar vakıf tesis edilmiş. Bir mahallede bile, diyelim cami hocası, fakirin fukaranın farkındadır ve mahallenin varlıklı insanlarından alıp, ötekilere taşır. Deniz Feneri'nin farkı, bu yapının deyim yerindeyse dev bir müessese haline gelmesidir. Bu yönüyle Deniz Feneri, uluslar arası misyonlar üstlenecek bir Türk kuruluşu niteliği kazanmıştır. Afrika'da, Pakistan'da, Endonezya'da, Açe'de, İran'da, Bangladeş'te...

Yarın belki bir Batı ülkesinde ya da Rusya'da, Çin'de...

İnsani bir misyonla Türkiye'nin bayrağını taşıyacak bir kuruluş... Bu, Türkiye'yi en sıcak biçimde dünyaya taşımak demek değil mi? Onun için Deniz Feneri'nin itibarına gölge düşürmemek için ne mümkünse yapılmalı. Bu noktalarda Deniz Feneri'nin yöneticileri en önce, sonra hükümet sonra medya olabildiğince duyarlı olmalıdır.

Deniz Feneri'nin genel müdürden en altta, diyelim paket yapan - yardımı fukara evlerine taşıyan kişiye kadar büyük bir sorumluluk taşıdıkları bilincinde olmaları gerektiğini düşünüyorum. Bir emaneti tasarruf eden insanlar olarak, fukaraya yeterli gülümsemeyi esirgediğinizde bile, sorumluluk altında kalmak söz konusu olabilir. Zekat ya da hayır, zamanında yerine ulaşmadığında aynı sorumluluk söz konusu...

Bu yük, taşınması asla kolay olmayan müthiş bir yük. Sırat köprüsünde yürür gibi bir şey... Önce onlar korumalı bu muhteşem yapıyı. Sonra hükümetlerin denetimi titiz olmalı. Kurum, bu denetimi sürekli üzerinde hissetmeli. Kurum yöneticilerine asla denetimsizlik duygusu verilmemeli. Bir yanlış söz konusu olduğunda yanlışı yapan tasfiye edilmeli, kurumun onuru korunmalı.

 Ve medya, bu işi, siyasi hesapların dışında tutmalı. Bizim gibi, açlık - yoksulluk sınırlarının altında milyonların bulunduğu ve devletin her yere yetemediği bir ülkede, bu tür yardım kuruluşlarının bulunması bir rahmettir. Ülkemizde sınıflar arası çatışmalar çıkmıyorsa biraz da böyle bir yardım akışının devam ediyor olmasındandır. Bunda da dini motiflerin etkili olması tabiidir. Medyamız, din konusuna mesafeli bulunduğu için o alanda oluşan kurumlara da mesafeli duruyor. Oysa, bu yardım kuruluşları gerçekten yara sarıyor. Yolsuzluk varsa tabii ki üstünü örtmeyelim, ama kurumları yok etmek gibi bir kin ile de hareket etmeyelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.