1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Deniz Feneri aydınlatıyor
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Deniz Feneri aydınlatıyor

A+A-

Almanya’da görülmekte olan davanın sonuçlanmasıyla, dedikodudan gerçeğe doğru bir kayma yaşadık. Herhalde Başbakan dahil kimse bu olayın muhafazakârları şaibe altında bırakmak üzere üretilmiş bir komplo olduğunu düşünmüyordur. Deniz Feneri adlı kuruluşun Türkiye’de bir dizi hayırlı işe imza atmış olması durumu değiştirmediği gibi, ona küresel bir anlam da katıyor. Çünkü dünyanın her yerinde, halktan toplanan bağışlarla finanse edilen kurumların benzer sorunları var. Hiçbir hayır kuruluşunun tüm işlevleriyle resmî olabilmesini mümkün kılmayan bir ortamda yaşıyoruz.


Her şeyden önce hayır kuruluşuna gelen paranın ne denli temiz olduğu sorusu var... Ayrıca bu paranın nasıl alındığının ve sonrasında da nasıl kullanıldığının sorgulanması gerekiyor. Hele Türkiye gibi bir ülkeden söz ediyorsak, karşılığında makbuz almanızın çok zor olduğu bir dizi harcamayı da baştan öngörmek durumundayız. Bunların üzerine ise siyaset biniyor... Sirkülasyon içindeki paranın artması, kuruluşun büyümesi hem parasal rant hem de siyasi nüfuz peşinde olan birçok kişiyi cezbediyor. Teşkilatın büyümesi ile birlikte, hayır işi yapma arzusu sebeplenme dürtüleriyle iç içe geçiyor, çünkü bu arada kurumsal bir hiyerarşi de oluşuyor. Bu hiyerarşi içinde neyin nasıl yapılacağı saptanırken, ‘kimin’ yapacağı da belli oluyor ve çoğu zaman bu konum belirsiz imkânların da kapısını açıyor.


Sonuç olarak bugün karşımızda, çok büyük ihtimalle iyi niyetle başlamış, ancak geldiği noktada Almanya’daki Türkleri hedef alan bir suistimal vakası var. Yapılan tespitlere göre toplanan 41 milyon avronun 24’ü Almanya’da kullanılmış ve bunun da 4 milyonu amaç dışı kanallara akmış. Türkiye’ye gelen 17 milyonun ise 9’unun amaç dışı kullanıldığı tespiti yapılmış. Bu paranın tümüyle birilerinin cebine girmiş olduğunu sanmayın... Çünkü devletin koyduğu kurallarla piyasanın kural dışına kaçma eğilimleri arasına sıkışan her kurum gibi, muhtemelen Deniz Feneri de birçok harcamasını kayda geçiremedi ve şimdi o meblağ bir suistimal olarak gözüküyor.


Diğer taraftan suistimalin olmaması gibi bir durumun da pek gerçekçi olmadığı açık. Böylesine büyük paraların ‘hayır’ adına döndüğü, yani paranın gerçek sahibinin olayı denetleme şansının olmadığı ortamlarda, yasa dışı el koymaların ve paylaşım çekişmelerinin olması kaçınılmaz. Bütün bunların onaylanmasa da ‘doğal’ olarak algılandığı bir dünyada yaşıyoruz ve muhafazakâr kesim de hızla modernleşiyor. Modernleşmeyi bu anlamda kullanmak bazılarını yadırgatabilir, ama bu bütünlüğü olan bir kültürel çerçeve ve muhafazakâr cemaatin içinden de laik kesimle aynı oranda ‘girişimcinin’ çıkması kimseyi şaşırtmamalı.


Asıl mesele ise, tabii ki Deniz Feneri suistimalinin AKP ile ve özelde Erdoğan’la ilişkisi. Çünkü davada adı geçen kişilerin Türkiye bağlantıları arasında Başbakan’ın kişisel olarak çok yakını gibi gözüken insanlar var. O nedenle Erdoğan’ın tereddütsüz bir biçimde bu olayın üzerine gitmesi ve bir an önce sırtındaki yükten kurtulması gerekiyor. Aksi halde başkalarının bulduğu her yeni bilgi, onun saklamaya çalıştığı bir zaaf olarak önüne konacak...


Ancak Deniz Feneri’nin siyasi yönü sadece AKP bağlantısı ile sınırlı değil... Türkiye’deki uzantılar olarak sözü edilen insanların ortaklarından biri de emekli general Yavuz Ertürk’müş. Diyarbakır civarında birçok faili meçhulün sorumlusu olduğu konusunda yaygın bir kanı bulunan meşhur Bolu Tugayı’nın komutanı... AİHM önünde ifade vermediği için Türkiye’yi binlerce avro zarara sokan, ama devletin bunu hesabını sormadığı bir ordu mensubu... Bu bağlantı Deniz Feneri’nin sadece sivil siyaseti değil, onun arka planındaki Ergenekonvari ilişkileri de aydınlatma potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymakta. Belli ki bir ‘hayır işi’ etrafında yapılan örgütlenmenin genişleyen her halkası, hesapta olmayan bir dizi ‘hayırsız iş’ meraklısını da içine almış.


Bir yanda Başbakan yakınlarının, öte yanda derin devlet bağlantısı doğal olan bir emekli komutanın olduğu bu geniş ağ, Türkiye’deki siyasetin rengini de çok net bir biçimde veriyor. Bunu kavramak üzere Yavuz Ertürk’ün şu anki iş ilişkilerine de bakmak lazım: Bu kişinin tahmin edileceği üzere bir özel güvenlik şirketi var. Ancak aynı zamanda da Kanal D’nin haber dairesinde danışmanlık yapıyor...


Tabii yine insan düşünmeden edemiyor: Acaba Deniz Feneri’nin Başbakan’a ulaşabileceği bilgisini Doğan Grubu’na ileten bu danışman mı? Acaba Doğan Grubu bu işin üzerine atlarken, bizzat kendi danışmanlarının da işin içinde olabileceğini düşünmedi mi? Yoksa öylesine bir sıkışma yaşanıyor ki, bile bile derin devlete yanaşmak durumunda mı kalındı?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.