1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Denetimsizliğin çekiciliği
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Denetimsizliğin çekiciliği

A+A-

Siyasetin bayram şekeri olarak merkez medyada sarmalanıp sunulan Kılıçdaroğlu/Fırat karşılaşması bu toprakların hiç de yabancısı olmadığı bir soruna gönderme yapmaktaydı. İktidarın dar bir kadro elinde kullanıma açıldığı, denetimden kaçtığı her durumda, o iktidar sahipleri ve yandaşları kendilerine ekonomik rant sağlamanın peşine düşerler. Bu epeyce risksiz bir yatırımdır, çünkü sahip olunan siyasi ilişkiler sayesinde hukuki dosyaların üzerinin kapatılması mümkün olur ve kazanç suistimali yapanın yanına kâr kalır.


Öte yandan bu devletin yönetme sistematiği zaten söz konusu suistimal düzenini beslemektedir. Askerî vesayet altındaki sivil iktidarların gerçek toplumsal meselelere ilişkin hareket alanı son derece sınırlı olduğu için, ‘siyaset’ de ekonomik çıkar üzerinden tanımlanmaktadır. Nitekim sınırı aşan, askerî vesayetin şu veya bu yönde dışına çıkmaya yeltenen iktidarlar zamanında aniden darbe koşullarının oluşması artık kanıksanmış bir gerçekliktir.


Bu nedenle Kılıçdaroğlu/Fırat karşılaşması hem gerçek bir soruna işaret etmekte, hem de bu sorunun ardındaki gerçekliği gizleme işlevine sahip. Olayı ‘ciddiye’ alanların muhtemelen büyük çoğunluğunun yolsuzluk eğiliminden hiç de uzak olmadıklarının sosyolojik bir gerçeklik olduğunu şimdilik bir kenara koyalım... Giderek magazinel hale getirilen bu çatışma sayesinde Türkiye’de siyasetin anlam ve işlevinin arka plana atılmaya çalışıldığını görmezden gelemeyiz.


Bu siyasetin en belirgin niteliği tüm gayretin denetim dışına kaçmaya hasredilmesidir. Çünkü denetimsiz kalan her alan maddi manevi menfaatlerin yeşermesine, paylaşılmasına ve dağıtılmasına olanak yaratır. Bu ise bizatihi bir siyasi güçtür ve size denetimli alanlarda pazarlık fırsatı yaratır.


Dolayısıyla Türkiye’deki devlet sistematiğinin turnusol kâğıdı denetim karşısındaki tutumdur. Denetimden kaçma eğiliminin olduğu her yerde iktisadi ve siyasi nüfuzun tekelleşmesi ve topluma yönelik bir sömürü ve tahakküm mekanizması kurması mümkün hale gelir.


Bu arka planın önüne yerleştirdiğimizde Fırat’ın ortağı olduğu şirketin hayali ihracata bulaşmış olması vakayı adiyeden öteye gitmez. Olayın afişe olması, vergi kaçıranların ceza alması tabii ki işlemesi gereken bir süreç. Ancak ‘siyasetin’ sınırını bu noktada çizenlerin de bizzat manipülasyon peşinde olduklarını akla getirmekte...


Çünkü bu ülkede en denetimsiz olan, denetimi bilinçli olarak engelleyen kurum ‘siyaset’ değil, bürokrasidir. Eylül’ün 24’ündeki makalesinde Lale Sarıibrahimoğlu bir ‘durumu’ hatırlatmaktaydı: 2003 yılında Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı bir tugayı denetlemeye giden Sayıştay denetçileri içeri bile sokulmamışlardı. Gerekçe ise askerî yönetmelikti... Siyasetin yüzeysel okuyucuları olan bizler Sayıştay Kanunu’na eklenen 12. madde ile artık bu kurumun askeriyeyi denetleyeceğini sanmıştık. Meğerse aynı Kanun’un 38. maddesi TSK’nın 1969’da çıkardığı bir yönetmeliği de aynı yasanın parçası kılmaktaymış. Bu özel maddeye göre ise TSK birimlerinin denetimi Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı teftiş kurulları tarafından yapılacakmış...


Tahmin edileceği gibi Sayıştay’ın hukuki itiraz yolunu seçmediği bu özel durum sayesinde 2003 yılından bu yana askerî karargâhlarda denetim yapılamıyormuş... Yani tam da içi cephaneliğe dönüştürülmüş evlerin bulunduğu, insanların öldürüldüğü, darbe planları yapıldığı bir dönemde... Ama denetimsizlik sadece ‘asayişin’ manipüle edildiği bir hareket alanını değil, büyük miktarda paraların döndüğü bir çıkar dünyasını da ima eder. Nitekim son dönemde ortaya çıkan kaynağı belirsiz maddi birikimlerin iz sürümü de aynı denetimsizlik nedeniyle yapılamamış durumda.


Bazılarınız 12 Eylül dönemini veya daha öncesine gidip Lockheed skandalını da hatırlatabilirsiniz... Rüşvet itirafının bizzat Lockheed yöneticileri tarafından yapıldığı bu suistimal olayında yargının ısrarla ‘beraat’ kararı vermesinin anlamını düşünecek epeyce zamanımız oldu.


Türkiye sivil siyasetçilerin bir bölümünün iktidara uzandıkları andan itibaren denetimsiz hareket alanları kolladıkları ve yasalar sayesinde bu alanı genişletmeye çalıştıkları bir ülke... Ama aynı zamanda TSK başta olmak üzere bürokrasinin kendisine ayırmış olduğu denetimsiz alanı sistematik bir biçimde koruyup genişlettiği de bir ülke... Dahası sivil siyasetçinin son kertede sıradan bir vatandaş olmasına karşın, bürokrat ömür boyu koruma altında... Ve daha da vahimi bürokratın imtiyazı resmî ideolojinin uzantısı...


Askerî vesayet sadece sivil iktidarın üzerinde bir tahakküm değil... Denetimsizliğin de meşruiyeti...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.