1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. DEMOKRASİNİN YANSIMALARI
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

DEMOKRASİNİN YANSIMALARI

A+A-

 

İslam âleminin 20. Asırda yetiştirdiği ender âlimlerden birisi olan Rahmetli Nedvi, “Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti” adlı eserinde genişçe anlattığı üzere Müslümanların gerilemesiyle dünya/insanlık pek çok şey kaybetmiştir. Elbette ki kaybedenlerin başında da Müslümanlar gelmektedir. Zira yeryüzünde medeniyetin imarı ve inşasını, insanlar arasında barışın, adaletin tahakkukunu ve idamesini sağlayan/bir bakıma üstlenmiş bulunan Müslümanların gerilemeleriyle beraber bütün bu yetkin ve etkinliğini kaybetmişlerdir.

Bu kaybetmenin şüphesiz ki pek çok sebebi vardır/olmuştur. Ama ana sebeplerinden birkaç tanesini saymak istersek en başta Müslümanların Kur-an ahlakını/yaşam tarzını terk etmesi, Kur-an ve ümmet şuurunun zaafa uğraması, tevhid bilincinin kaybolması, ilmi çalışmaların zayıflaması ve buna istinaden hurafelerin ümmet çapında yayılması, batı medeniyetine karşı adeta küçüklük kompleksine kapılmasıyla beraber batı kaynaklı marazlı fikir, düşünce ve görüşlerin Müslümanlar arasında yaygınlık göstermesi; sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel gibi hayatın pek çok alanında batı hayat tarzına imrenilmesi ve benimsenir hale gelmesi… Türünden sebepleri sayabiliriz.

Müslümanların gerilemesiyle dünya/insanlık adaleti, sadakati, merhameti, şefkati, uhuvveti, izzeti hatta insaniyeti gibi hayati pek çok erdemi kaybetmiştir. Müslümanlar zayıf düşerken diğer yandan çağdaş muasır medeniyetin (aslında çağdaş cahiliyetin) temsilcileri(!) olan batı ise yeni hamleler başlatmıştı. Özellikle “keşifler” kılığı altında acımasızca yürüttükleri nice işgal, sömürü, soygun ve katliam politikalarıyla yeryüzünü adeta bir cehenneme çevirmişlerdir. Çağdaş/modern batı toplumları kendi refah ve lüks yaşamları uğruna bir taraftan adeta fildişi kulelerini inşa ederken, diğer yandan mazlum halkları sömürdüler, soydular, sürdüler, işkencelere maruz bıraktılar, katlettiler hatta soykırımlarda bulundular.

Buldukları “demokrasi” kavramını barbarca kullanan batı, asırlardan beri sürdürmekte oldukları dünyayı kendi aralarında paylaşma yarışında hiçbir insani ölçüyü tanımadılar. Bir yandan keşfettikleri(!) demokrasiyi toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel barışı sağlamanın garantisi olarak insanlığa sundular. Ama diğer taraftan bu kavramı her türlü melanetliklerine, süfliliklerine de birer kılıf olarak kullanmaktan hiçbir zaman geri durmadılar.

Modern batı, demokrasiyle beraber insanlığa sunduğu yaşam kıstaslarını adeta çağdaş bir cahiliyete/putperestliğe evirdiler. Öyle bir putperestlik ki; eski cahiliyetleri/putçulukları aratır hale getirdiler. Zira modern demokrasi şahid olduğumuz gibi dünyanın pek çok bölgesine ve halklarına barış yerine mermileri, bombaları, füzeleri, tecavüzleri, katliamları, sürgünleri, kan ve gözyaşlarını ve daha nice ölüm araç gereç ve teçhizatları sınırsızca kullandılar. Kendi dışındaki toplumlara, halklara her türlü zorbalığı reva gördüler. Kısaca işlerine gelince demokrasi putuna tapındılar, tapılmasını istediler, işlerine gelmeyince topluca demokrasi putunu yemeye koyuldular.

Malum, Rusya Ukrayna’ya saldırdı. Katliam, cinayet, talan, yıkım vs aldı başını yürüdü. Batı insanı ayağa kalktı, isyan etti! Rusya’nın bu durumu vahşettir, cinayettir, haksızlıktır dedi. Bu cinayetler, istilalar bir an önce durmalıdır vs. vs… Elbette ki bu söylemleri doğruydu, yerindeydi. Bir halk, çoluk çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle cinayete kurban gitmemelidir. Hatta haksız bir yere bu insanlara bir fıskiye dahi atılmamalıdır. Her insan, her toplum özgürce, istediği şekilde yaşama hakkına sahiptir ve hiç kimsenin bu anlamda başka kimseye/topluma/halka müdahale etme hakkı yoktur.

Batı dünyası ne yazık ki bu haksızlıklar, cinayetler, katliamlar konusunda samimi bir duruş sergilememektedir. İkircikli bir tutum ve davranışın da ötesinde; ihanet dolu bir yaklaşımla ve barbarca hareketler, tutumlar ve fikirler sergilemektedirler. Zira Ukrayna’da olduğu gibi onlarca yıldan beri Filistin’de Siyonist şebeke Müslümanları hunharca katletmektedir. Aynı şekilde büyük şeytan Amerika, Afganistan da yüzyılın en büyük vahşetini sergiledi. Aynı büyük şeytan Irakta bir milyonu aşkın Müslüman’ı katlederken, taş üstünde taş bırakmadı. Suriye’de sürdürülen vahşet hala devam etmektedir. Bütün bunlar ve daha nice katliam, işkence, zulüm, yağma, talan yapılırken batının kılı kıpırdamadı. Değil ki bu yapılanları mahkûm etmek, alkış bile tuttular.

Unutulmamalıdır ki bir Ukraynalı kadar bir Afganlının, bir Suriyelinin, bir Filistinlinin, bir Arakanlının, bir Yemenlinin ve daha nice mazlum ve mustazafların da özgürce yaşamaya hakları vardır. Bir Ukraynalının canı kadar bu insanların canı da elbette önemlidir ve önemsenmelidir. Yeryüzündeki hiç bir insan elbette ki insan olması hasebiyle bu gibi tüm insani haklara sahiptir, sahip olmalıdır. Bu haktan hiç kimse mahrum bırakılamaz ve bırakılmamalıdır.

Modern demokrasi ve çağdaşlığıyla övünüp duran batı insanı/devletleri, Asya ve Afrika’nın muhtelif yerlerinde zülüm ve katliamlardan kaçan mültecilere kapılarını sonuna kadar açmak yerine o zavallı insanları horladılar, copladılar, hakaret ettiler. Hatta kimsini alenen ölüme terk ederken, kimisini denizin dalgaları arasında can vermelerini zevkle seyrettiler. Kimi Avrupa ülkeleri ise mazlum mültecilere işkenceler ederek çeşitli şekillerde dünyanın gözü önünde öldürdüler, katlettiler.

Bu gün merhamet kamuflajına bürünen Avrupalılar, tarih boyunca kendilerine dokunmayan zulümleri, katliamları, soykırımları hep zevkle ya izlemiştir veya bizzat kendileri işlemiştir. Kendisinden olmayan insanları insan yerine bile koymayan batı zihniyeti, söz konusu işler kendilerine dokununca bütün dünyanın ayağa kaldırdılar.

Kuzey ayısı (Rusya) (Dönemin S.S.C.B.)1979 yılında Afganistan’ı topyekûn istila etti. Halka karşı doğrudan katliamlara başvurdu. On yıllık işgal ve katliam süresince bir buçuk milyon masum Müslüman katledildi. Beş milyon insan kamplarda yaşamak zorunda bırakıldı. Ama batı uygarları, demokratları, çağdaşları tarafından ciddiye alınabilecek hiçbir ses çıkmadı!

1994 Aralık ayında yine Rusya Çeçenistan’ı işgal ederken hiçbir kural tanımadan şiddetin her türlüsünü amansızca uyguladı. Bir haftada Çeçenistan işgalini bitirmek amacıyla girdiği Çeçenya’da 1996 Ağustos’una kadar sürdü. Bekledikleri başarıyı sağlayamayınca barışmak zorunda kaldı. Rusya 1996 da imzaladığı barış anlaşmasından üç yıl sonra Dağıstan bahanesiyle tekrar Çeçenistan’ı işgal etti ve bu işgal 2009’a kadar, yani yaklaşık olarak on yıl devam etti. Taş üstünde taş bırakmadığı Çeçenistan’da bu süre zarfında yüz bini aşkın insanı katletti. Batı dünyasının, yani günümüz çağdaş/modern/demokrat dünyanın yine kılı kımıldamadı!

Kılı kımıldamadı, çünkü aynı barbarlığı kendileri de başka coğrafyalarda asırlarca işlemişlerdi ve hala muhtelif yerlerde devam etmekteydiler. Aynı batı uygar insanları (!) imal ettikleri terör örgütleriyle Asya’da, Afrika’da mazlum halklara yönelik sayısızca terör eylemeleriyle düzinelerce çoluk-çocuk masum insanı katlettirdiler. Lakin terör kendilerine biraz olsun dönünce (Mesela Paris’teki bombalı eylem) aylarca dünyanın gündemini meşgul ettiler. Olayı birleşmiş milletlere kadar götürdüler. (Ki B.M.’de kuruluşundan beri sergilediği icraatları itibariyle kendilerinin bir kulübü olmasının ötesinde bir işlerlik, bir etkinlik gösterememiştir.)

Bu gün zulüm üzere dünyaya hükmetmeye çalışan batı toplumunun icadı olan hiçbir şey insanlığın hayrına değildir. Buna gerek fikir/düşünce babında olsun ve gerekse kurumlar ve kuruluşlar olsun yapıp ettikleri her şey dâhildir. İnsanlığın felahı için yeni fikirlere, düşüncelere, yapılara, kurumlara, kuruluşlara mutlak şekilde ihtiyaç vardır. Bunların da adalet, sadakat, samimiyet gibi erdemler üzerine olmalıdır, ki bunun da İslam’dan başka bir menşei şimdiye kadar olmamıştır, olamaz ve olamayacaktır. Elbette ki bunun gerçekleşmesi ise Âlemlere rahmet olan bir önderin ahlakı ve hayat telakkisi ve insanlığın kurtuluşu için gönderilen bir dinin (İslam’ın) ahkâmı ile mümkün olabilecektir.

“Asra andolsun ki insanlar hüsrandadır. Ama iman edip hayırlı ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.