1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Demokrasi ve tahakküm
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Demokrasi ve tahakküm

A+A-

Demokratik toplumların kimi varoluşsal önkoşulları vardır.

Siyasi alanın devlet karşısında, toplumsal alanın siyaset karşısında, düşüncenin ise her üçü karşısında özerk olması demokratik bir toplumun olmazsa olmazları arasındadır.

Siyasi tarihimiz bir yönüyle siyasi alanın darlığının tarihi...

Cumhuriyet geleneğinde siyaset hemen her zaman devlet gücünün bağımlı değişkeni olmuş, devlet alanına hapsolmuştur.

Bu durumun türevleri de vardır.

Siyaset nasıl devlet karşısında özerk olamamışsa, toplum ya da sivil saha da siyaset karşısında özerk olamamıştır.

Benzer bir şekilde, ‘’düşünce’’ de mutlak faydacı bir beklentiyle siyasetin lojistik unsuru olmaya indirgenmiş, böyle tanımlanmış, böyle algılanmıştır.

Bu ‘’sistematik mahpusluk sistemi’’ şüphe yok ki, hakim siyasi kültürün bir sonucudur. Bir tür ‘’toplum tasavvuru eksikliği’’nin, ‘’soyut alerjisi’’nin ve ‘’kuvvetli faydacılık hali’’nin yansımasıdır.

Devlet ve devlete ait olanın zirveyi süslediği, onu siyasetin takip ettiği, toplumsal, düşünsel ve bireysel olanın en arkada, en edilgin konumda yer bulduğu, aşağıdan yukarıya bir değer sistemi hiyerarşisidir karşımızda duran...

Devletin herkesten ve her şeyden önde, belirleyici ‘’üstün değer’’ olması, siyasetin katılımı, talep-karar etkileşimini dışlayan bir tek yönlü eyleme, ‘’devleti yönetme, denetleme ve hizmet eylemine’’ indirgenmesi, toplumun tek ve doğal kabul edilen bir değer sistemiyle statik olarak ele alınması bu hiyerarşinin kurucu ögeleridir.

Tüm bunlar, bize, bizi aslında bir tür “doğal ve süreklilik içindeki bir otoriterlik” tanımına götürür.

Devlet ya da siyasi iktidarın politikalarının yerindeliği, doğruluğu bu tanımı değiştirmez.

Türk tarihi kadar dünya tarihinde böyle pek çok örnek vardır.

Kemalizm bunlardan birisiydi.

Kemalizm siyasetin ve toplumun devlet esareti üzerine kurulu bir rejimdi. Düşünce ve toplum üzerinde tahakküm kuran devlet, doğruyu bilen ve vazeden devlet, bunun dışındaki her tür eylem ve düşünceye düşman muamelesi yapıp tartaklayan devlet, bu düzeni bir ayrıcalıklar sistemine çevirip, yaşam biçimi kabul eden toplulukların devlet desteğindeki kültürel ve ekonomik hegemonyası...

Epey yol aldık...

Bugün, devletin siyaset üzerindeki hükümranlığının kırıldığını söylemek artık mümkündür...

Ancak bu durum ‘’mahpusluklar silsilesi’’ni ortadan kaldırmış mıdır?

Toplum ve düşünce siyaset ve devlet karşısında özerk hale gelmiş midir? Devleti yönetmek ve hizmet ötesinde siyaset tanımına katılım, etkileşim gibi unsurları katmış mıdır?

Velhasıl siyaset, toplum, düşünce, devlet etkileşim içinde bir özerklikler düzenine doğru ilerlemekte midir?

Asıl sorular bunlardır...

Biliyoruz ki, bunların uzağındayız...

Şüphe yok son 10 yıl önemli bir yönüyle toplumsal iç dinamiklerin ürettiği dalgaların sesini barındırır. İslami kesimden laik kesime modernleşme, demokratikleşme, lâdini olmayan bir sekülerleşme öyküsü olarak karşımıza çıkar. Bu 10 yıl toplumsal olanın siyaseti kuşattığı ve değişim mekanizmasını harekete geçirdiği ve meşrulaştırdığı bir dönemin adıdır.

Ancak görmek gerekir ki, tüm nitelik ve içerik farklılıklarına rağmen, devletin tahakkümü yerini siyasetin tahakkümüne bırakmaya yüz tutmuştur.

Her şeyin doğrusunu siyasetin bilmesi...

Toplumsal, kültürel, ahlak doğrularının kuralını siyasetin koymaya kalkması...

Beğenmediği fikirleri tehlikeli ilan etmesi, ‘’öteki’’nin parçası görmesi...

İfade, hatta basın özgürlüğünden tedirgin olması... Tüm bunlar şekil olarak dünün mantığından farklı değildir...

Böyle olmamalı...

Bu ülke fazlasını hakediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.