1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Demokrasi öncesi
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Demokrasi öncesi

A+A-

Yargının siyasallaşması dendiğinde normal bir demokraside anlaşılan şey, hükümetin ve güçlü siyasi partilerin yargıya müdahale etmeleri, kendi tercihleri yönünde karar çıkmasını sağlamalarıdır. Bu durum ekonomik ve sosyal hakların sınıfsal bir hiyerarşiyi ima ettiği bütün rejimlerde geçerli... Dolayısıyla sadece liberal demokrasilerin sorunu değil, ama bu tür demokrasilerde çokça karşımıza çıkan cinsten bir durum.


Bu değerlendirmede bariz bir asimetri bulunuyor... Yargının kendi işini yapmaya istekli olduğu, siyasilerin taleplerini davet eden bir tutum sergilemediği; asıl sorunun siyasetçilerden kaynaklandığı varsayılıyor. Aslında genel bir bakışla söz konusu tespit çok da yanlış değil... Gerçekten de Batı tipi yerleşik ve ‘olgun’ liberal demokrasilerde denetlenmesi gerekenin siyasi yapı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bürokrasinin ise siyasete mesafe almayı ve kendi kurumsal kültürünü koruyucu bir zırh gibi kullanmayı gelenekleştirdiği için daha ‘masum’ olduğu varsayılır.


Ama ya rejim yeterince ‘olgun’ bir demokrasiyi ima etmiyorsa? Bu durumda her ülkenin kendi tarihinden gelen siyasi kodlar ilişkilere egemen olur. Türkiye’de bu kodun en belirgin tarafı siyasetin niteliksel olarak iki kademeli olarak tasavvur edilmesi ve bürokrasinin daha ideolojik olan siyasi meselelerde bir aktör olarak tasarlanması... Buna göre seçilmiş sivil siyasetçilerin asıl hükümranlıkları ekonomik ve sosyal alandaki üretim ve paylaşımla sınırlı. Belki de tam bu nedenle birçok kişi için siyaset, müstakbel rant imkânları uğruna yapılan bir yatırımı ima ediyor ve nitekim siyasete girme hevesi de daha ziyade bu insanlarda ortaya çıkıyor.


Buna karşılık ideolojik tercihlerin belirleyici olduğu meselelerin ‘siyaseten’ siyasetçinin sorumluluk alanının dışında tutulduğunu görüyoruz. Bu konuların başında ise muhakkak ki Kürt meselesi geliyor... Bu bağlamda yaşananlar ve seslendirilen tercihler bir türlü normal siyasetin parçası olamıyor. Çünkü bu alanda resmî ideolojinin ilelebet sürmesi beklenen ve değişimden hiçbir şekilde etkilenmeyen bazı kabulleri var. Buna göre Kürtlerin kimliksel varlıkları son kertede Türkiye Cumhuriyeti için bir tehdit oluşturmakta. Dolayısıyla ya Kürtlerin asimile olmaları gerekiyor, ya da buralardan gitmeleri... Eşit vatandaşlık temeli üzerinde biçimlenen en masum istekler bile hemen siyasileşiyor, çünkü devlet Kürtleri ideolojik mercek altında ‘görüp’ tanımlıyor.


Bu değerlendirmenin doğal uzantısı, Kürt kimliğinin dahil olduğu her türlü düşünce ve eylemin devletin değişmez ilkesel bakışı içinde yanıtlanmasıdır. Ne var ki söz konusu işlev seçilmiş sivil siyasetçilere yüklenecek türden değildir... Çünkü onların hem ideolojik güvenilirlikleri az, hem de rant sistematiğinin sonucu olarak devlet çıkarını arka plana atan bir çizgi izleme ihtimalleri yüksek. Dolayısıyla Kürt meselesi asıl bürokrasinin tasarruf alanı içine girer ve devlet geleneğini taşımakta olan kurumlar bu özel konuları ele alırken aktif birer siyasi aktöre dönüşürler.


Nitekim Türkiye’de yargının asıl işlevi de bu... Devletin ‘özde’ ilgilenmediği sıradan birtakım ihtilaflarda yargı da, aynen Batıdaki hemcinsleri gibi davranabilir. Ancak devlet açısından kritik meselelerde, yargının resmî ideoloji doğrultusunda siyasete müdahale etmesi beklenir. Bu nedenle Türkiye’de ‘yargının siyasallaşması’ denen şey, siyasetçinin yargıya değil, aksine yargının siyasi alana müdahalesini ima eder. Nitekim söz konusu görev o denli hayatidir ki, yargının bizzat sivil siyasi aktörleri de sınırlaması beklenir...


Bugünlerde Kürt kimliğini merkeze alarak siyaset yapan kim bilir kaçıncı siyasi partinin kapatılması gündemde. Yargının bakışı, geleneği, zihniyeti ve kendisine yakıştırdığı görev anlayışı ise belli... Diğer bir deyişle yargının davranış kalıpları ‘özde’ hukuka bağımlı değil. Ortada ideolojik olarak belirlenmiş, sivil siyaseti ve toplumsal tercihleri kısıtlamaya imkân veren bir yasa dili var sadece.


Diğer taraftan toplumsal değişim, resmî ideolojiyi ve bizzat yargının tutumunu da eleştirel mercek altına almış durumda. Artık parti kapatmak o kadar kolay değil, çünkü her kapatma kararı yargının siyasete müdahale etme iradesini deşifre ediyor. Bürokrasinin ideolojik nedenlerle siyaseti tanımlaması, onaylamadığı talepleri öne çıkaran siyasi partileri kapatması, aslında bu ülkede hâlâ demokrasi öncesi bir durumu yaşadığımızı gösteriyor. Adına ne denirse densin günümüzde bu tür rejimlerin, tüm yargı sistemini şaibe altına sokan bir meşruiyet krizine doğru sürüklenmesi ise kaçınılmaz gözüküyor...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.