1. YAZARLAR

  2. Nurcan Aktay

  3. Demirtaş’ın aldığı oyları nasıl okumalı?
Nurcan Aktay

Nurcan Aktay

hurbakis
Yazarın Tüm Yazıları >

Demirtaş’ın aldığı oyları nasıl okumalı?

A+A-

Geçtiğimiz Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları üzerine derin analizler yapılıyor. Bu analizleri doğru yapmak elbette herkes için çok önemli. Özellikle siyasiler, bundan sonraki politikalarını buna göre belirleyecek.   

Seçimlerin ne kadar eşit koşullarda yapıldığı, CHP-MHP ittifakı bir yana, Selahattin Demirtaş’ın aldığı oylar üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.   

Demirtaş aldığı oylarla, HDP’nin geçtiğimiz yerel seçimlerde aldığı oyları neredeyse ikiye katladı. Bu sonucun adeta ağız birliği edilmişcesine HDP’nin başarısı olduğu, “mayasının tuttuğu” şeklinde yorumlanıyor. Eğer HDP de bu sonucu böyle okuyorsa, bundan sonraki politikalarını mevcut haliyle devam ettirecek demektir. Eğer öyleyse, HDP ve HDP’yi destekleyenlerin kocaman bir yanılgı içinde olduklarını belirtmek isterim.   

O halde Demirtaş’ın aldığı oyları nasıl okumalı?   Seçimlerden bir gün önce yazdığım yazıda şöyle demiştim: “..Bu seçimde alınacak oylarda da HDP’nin çok fazla bir katkısı olmayıp, gelen oylar Demirtaş’ın şahsına gelecektir.”   

Neden böyle söylemiştim?   Bunun için partinin kuruluş sürecine ve Demirtaş’ın HDP Eş Genel Başkanlığı’na getirildiği koşullara bakmak lazım.   

Hatırlarsanız bu yapı HDK adıyla Sırrı Süreyya Önder’in ifadesiyle “BDP’yi Kürt milliyetçiliğinden arındırmak için” kuruldu. Sonrasında Öcalan’ın yeni paradigmasının gerektirdiği “Türkiyelileşme” projesiyle uyumluluk arzeden politikasına, partileşerek devam etti.   

Şüphesiz ki bu yeni durum tabanlarında çok sorgulandı, bazı kırılmalara da yol açtı.   

O süreçte HDP ile uyumsuzluk arz eden milli duruşu, statü vurgulu söylemleri, Demirtaş’ın da bu süreçten pek de memnun olmadığı izlenimi veriyordu. Dolayısıyla 25 Nisan 2014 tarihinde BDP’yi genel kurula taşıdıktan sonra hiçbir partide genel başkan olmayacağına ilişkin yaptığı açıklama,  bu süreci yakından takip edenler için hiç sürpriz olmadı.   

O süreçte tabanda duyulan bu rahatsızlık daha çok eş genel başkanları üzerinden ifade edildi. Kürtlerin psikolojisine uzak olan, Türk soluna mensup Ertuğrul Kürkçü ve Kürt olmasına rağmen kendini Alevi ve Sosyalist kimliği ile tanımlayan Sabahat Tuncel’li HDP’nin, süreç içerisinde Sünni Kürt tabanıyla arası açıldı. BDP sürecine kadar da, ezici çoğunluğuna rağmen Sünni Kürtlerin temsiliyetinin fazlaca yetersizliğine (ki; AK Partiye oy kaptıran en önemli husustur) bir de “Türkiyelileşme” politikasının eklenmesinin sonuçları, geçtiğimiz yerel seçimlerde sandığa bariz bir biçimde yansıdı. Ancak ne yazık ki HDP bu başarısızlığı okuyamadı. Eleştirilerin genel başkanlar üzerinden yöneltilmesi, HDP’yi yanılttı ve bu sonucun faturasını genel başkanlarına keserek, çözümü sürpriz bir biçimde Demirtaş’ı eş genel başkanlığına getirmekte buldu.   

Kuşkusuz ki Kürt tabanında güvenilir bir lider olan Demirtaş, iyi bir tercih. Ancak başarısızlığı liderlere bağlama sonucunda üretilen bu çözüm, asla kalıcı bir çözüm olmayacaktır.   

Çünkü sorun;  

“Türkiyelileşme” projesi ile Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeleri talebinden vazgeçilmesidir. 

“Çözüm Süreci” hassasiyetiyle devletin geçmiş günahlarının Kürtleri tatmin edecek düzeyde gündeme getirilmemesidir.    

“Çözüm süreci”ni, hükümetin her vesile ile araçsallaştırmasına müsaade etmektir.   

Buna rağmen Demirtaş’ın partinin imajını düzelttiğini düşünenler, Demirtaş’ın oylarının, HDP projesinin Kürtler tarafından benimsendiğine yoranlar, önümüzdeki seçimlerde ne kadar yanıldıklarını göreceklerdir.   

Demem o ki;   

O oylar HDP’ye verilmedi.   

O oylar Demirtaş’a da verilmedi.   

O oylar Selahattin Demirtaş’ın yakın bir zaman öncesine kadar dillendirdiği Kürt hassasiyetlerine verildi.   

Bu durumda eğer Demirtaş’ın duruşu HDP ile uyumlu hale gelirse ki; şimdiden uyumlu bir çizgi takip etttiği/edeceği söylenebilir (mesela Cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki argümanları bir yana, tanıtım materyallerinde sarı, kırmızı, yeşil renkleri kullanmamış olması belki de en somut detaydır). Bu da, süre içerisinde Demirtaş’ın Kürtlerin nazarında güvenirliliğini kaybetmesine neden olacaktır.   

Şimdiden diyebilirim ki,  HDP “Türkiyelileşme” projesinde ısrar edecek olursa, önümüzdeki genel seçimlerde Demirtaş’ın bugün aldığı oyları dahi alamaz. Bu durumda ya “güvenilir”  yeni bir lider arayışına girmesi, ya da milli hassasiyeti olan Kürtlerden vazgeçerek yoluna devam etmesi gerekir.   

“Türkiyelileşme” projesini Kürtlerin neden hiçbir zaman içlerine sindiremeyeceğine bir ara değinirim inşallah. Lakin burada belirttiğim hususlarda yaptığım tespitler bana aittir. Elbette farklı iddiaların olduğu durumlarda istatistikler konuşur. Bunları da zaman gösterecek. Bu zaman içerisinde HDP’nin başarı kriterlerinden biri de kuşkusuz Çözüm Süreci ve aynı zamanda Türk hükümetinin ve Cumhurbaşkanı’nın bu süreci ne derece ciddiye aldığı.   

Sanırım bu noktada şunu da hatırlamakta fayda var: Çok değil, daha dört gün öncesi seçimi kazanan yeni Cumhurbaşkanı yaptığı uzunca balkon konuşmasında, Çözüm sürecini “TEK” bir kez dahi anmadığı gibi, konuşmasını “TEK Millet,  TEK Bayrak, TEK Vatan”la bitirdi(!).   

Ne dersiniz, hala umut var mı?!


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.