1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. DEĞİŞİM VE YENİLİK
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

DEĞİŞİM VE YENİLİK

A+A-

 

Eğitim ve öğretimin en önemli amacı insanları geliştirmek ve eşit kılmaktır. Tüm toplumların teorik anlamda eğitimde elde etmek ettikleri asıl gaye budur. Diğer bir gaye ise değişim ve yeniliktir. Değişime, yeniliğe insanların tepkisi genelde karşı çıkma, direnme ve ret etme şeklinde oluyor. Ortaçağda kilisenin dogmalarına dokunmak ne kadar tehlikeli idiyse, günümüzde de yerleşmiş inanç ve retorik uygulamalara dokunmak da o kadar tehlikelidir. Birçok diğer noktalarda olduğu gibi, bu noktada da özgüven içerisinde öznel düşüncelerini özgürce, hiçbir baskı altında hissetmeden rahatlıkla dile getirebilen insan sayısı çok azdır. Çoğu insan ailevi veya çevresel faktörler sebebiyle inandığı veya düşündüğü şekilde yaşayamamaktadır. Toplum dışına itilmemek, yalnızlaşmamak, tek başına kalmamak için çoğu zaman fikirlerini özgürce dile getirmekten çekinmektedir. İnsanı yaratan Allah, ona serbestçe düşünme ve fikir üretme özgürlüğü bahşetmiştir. Öncelikle insanın okumasını, düşünmesini (tefekkür etme), okuduklarını hayata geçirmesini ve savunmasını istemiştir. Bunu yaparken de kendisi dışında hiç kimseyi memnun etme veya kimseden çekinmemesini, sadece kendisine boyun eğmesini ister. Tüm ilahi metinlerde insanların kul (köle, abd) olarak yaratıldığı yazılmaktadır. Efendi, Rab (Allah) İken, Kul, köle (Abd) olan insandır. Ve yaratıcı olan Allah kullarının sadece kendisine kulluk etmelerini ister...

Okudukça, düşündükçe insanın dünyaya, hayata ve olaylara bakış açısı gelişmekte ve ilerlemektedir. İnsanın yaradılış gayesi budur. Gelişme, olgunlaşma, ilerleme anlamında kullandığımız tekâmül sürecini iyi anlamamız ve kavramamız gerekmektedir. Tekâmül, İnsan ruhunun madde evrenindeki görgü ve deneyimini arttırması olarak tanımlanır. İnsan ruhunun dünya okulundan mezun olabilmesinde, edinmesi gereken en önemli nitelikler, esas olarak sevgi, şefkat, merhamet, fedakârlık gibi ruhsal yeteneklerini geliştirmiş olmak, vicdan kanalını tam anlamıyla açmış olmak, diğerkâm olmak (kendisi kadar başkalarını da düşünmek), kısaca kendisine ve diğer canlılara karşı vazifelerini hakkıyla yerine getirmeyi öğrenmektir. Okudukça ilerlemek, yaşadıkça tecrübe sahibi olmak bu şekilde gerçekleşmektedir. Düşünmek, tefekkür etmek insan olmanın olmazsa olmazıdır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği akıldır. Aklını kullanamayan insanların diğer canlılardan pek bir farkı olmaz. Kur’an’da düşünmeye teşvik eden yüzlerce ayet bulunmaktadır. Aklın önemine Kur’an kadar vurgu yapan başka bir dinsel metin yoktur. Kur’an ayetleri her fırsatta insanların hem Allah’ın vahiyle gönderdiği ayetleri (delilleri) hem de evrende yaratmış olduğu ayetleri (delilleri) üzerine akıl yürütülmesini ve derin derin düşünülmesini söyler. Allah’ın indirdiği vahiy ile vahyi anlayıp kavramak üzere insanda yarattığı akıl arasında çatışma söz konusu olamaz.

Vahiyde aklın üzerinde gerçekler vardır ancak bunlar akla aykırı değillerdir. Kur’an’da düşünmeye, akletmeye yönelik pek çok kavram vardır. İlim, hikmet, kalp, basiret, hakk, âyet, beyyine, burhan, zikr, tefekkür, tezekkür, nazar gibi onlarca farklı kavramla bu durum belirtilmektedir. Bu kavramlarla asıl dile getirilen husus, insanın kendisini tanıması, kendisinin özel olduğu, herkes gibi olamayacağı, bedensel özelliklerinden, düşünsel kapasitesine kadar her açıdan özel ve öznel olacağı gerçeğini insanın aklına yerleştirme gayesidir. Bakış açısı, yorumlaması, hakikati dile getirme şekli diğer insanlardan farklı olmalı/olabilmelidir. Bu farklılıklar ayrıştırıcı olma yerine yaradılışın asıl gayesi olan tekâmülün sonucu olarak zenginlik ve kazanç olarak görülmelidir.

Farklılıkları yaratan önemli unsurlardan biri kültürdür. Farklıyız çünkü kültürlerimiz farklı. Kültür, toplumdan topluma ve aynı toplum içinde yöreden yöreye farklılık gösterir. Çünkü kültürü oluşturan iki temel öge vardır. Birincisi maddi –ekonomik uğraş gibi– diğeri de manevi –dil, din gelenek gibi- ögelerdir. Hepimiz bir kültürün içine doğarız. Bizi büyük oranda içine doğduğumuz kültür şekillendirir. Hiç kimsenin doğuştan ırkını, dilini, dinini, milliyetini, derisinin rengini, kültürünü vb. seçme imkânı yoktur. Herkes, içinde doğduğu kültürün özelliklerini edinmek zorunda kalmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak birbirinden farklı yaşam biçimleri ortaya çıkar. Farklı inanç, yeme içme, giyim kuşam alışkanlıkları doğar. Her kültürün birbirinden farklılıkları vardır. Bir arada barış içinde yaşayabilmemiz, bizden farklı olan herkese saygı göstermek; onların dilini, kültürünü yaşatmasına yardımcı olmakla mümkündür.

İnsanların dilinin, dininin, kültürünün, düşüncesinin farklı olması dezavantaj değil aksine önemli bir avantajdır. Bu avantajın değerinin bilinmesi ve iyi değerlendirilmesi gerekir. Farklılıklar insanın olduğu gibi toplumların da zenginleşmesini ve gelişmesini sağlar. Hepimizin hem başkalarından öğreneceği hem de başkasına öğreteceği bilgi beceri gibi alışkanlıkları vardır. Aynı zamanda her kültür ürünü insanın yaşamını zenginleştirir ve yaşamdan ayrı tatlar almasını sağlar. Yine her topluma özgü ritüeller ve giyim kuşam biçimleri vardır. Bu farklılıkları, kendi kültürümüzün, yaşam tarzımızın, bilgi birikimimizin seviyesi ile eleştirip kınayamayız. Böyle bakarsak onlar da bizim kültürümüze ait ürünlere kendi kültürlerinin bakış açısıyla bakabilirler. Bu da birlikte yaşamın, toplumlar arası diyaloğun ve kültür alışverişinin önünde engel teşkil edebilir. Kültürel farklılıkların doğal olduğuna inanarak ve her kültür ürününe saygı duyarak barış içinde bir dünya kurabiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.