1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Değişim; Kelebek mi, yoksa hamam böceği mi?
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Değişim; Kelebek mi, yoksa hamam böceği mi?

A+A-

Değişim güzel bir sözcük, ben de sık sık kullanırım.

Ama değişim var, değişim var...

Benim değişimden kastım ileriye doğru değişimdir. Ne var ki her değişim ileri yönde değildir.

Tırtıl önce bir koza örer kendisine, zaman geçer bu kozadan güzelim bir kelebek olarak çıkar. Bu ne güzel bir değişimdir değil mi?

Buna karşılık, Kafka’nın Türkçeye “Değişim” adıyla çevrilen ünlü romanının kahramanı Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendisini kocaman bir hamam böceğine dönüşmüş bulur. Roman onun trajedisi üstüne kuruludur. Böyle bir değişime, ya da başkalaşıma  “iyi” diyebilir misiniz?

Ben siyasi hayatta, bu tür negatif değişimlere sık sık rastladım. İnsanların bir günün içinde değiştiklerini, nerdeyse kendi zıtlarına dönüştüklerini gördüm. Akşam insan olarak yattılar, sabah kocaman bir hamam böceği halinde uyandılar...

Bazıları gençliklerinde zaptı zor hızlı devrimciler idiler; ama paraya pula, bir posta kavuşunca, bu olanakların kapısı önlerinde açılınca, akıl almaz bir hızla değiştiler, ideallerine öylesine sırt çevirip gittiler ki yakalayana aşkolsun!

Anılarımda böylelerinden zaman zaman söz etmişimdir. Tunceli’de avukatlık yaptığım ve Türkiye İşçi Partili olduğum dönemde üniversitede okuyan bir genç vardı. Tatile geldiğinde babaevine uğramadan önce bana uğrar, kahramanlıklarını anlatırdı. Okulu bitirdiği yıl bir torpille Tunceli’ye YSE müdürü olarak atandı. Kente ayak bastığı gün iri-kıyım müteahhitlerle, düzen partilerinin başkanlarıyla yazıhanemin önünden geçti, -kapı önünde sandalye koymuş oturuyordum- bana taraf bakmadı bile...

Bir başkası avukatlık stajını yanımda yapacak kadar solcu ve Kürt sorununa yakındı. Ama stajını bitirir bitirmez, hızla istimlak davalarına yöneldi, köylülerin davalarını almak için akıl almaz numaralar çevirdi, kısa sürede yükünü tuttu, siyasete CHP’den atıldı, milletvekili ve bakan oldu... Tabi sol görüşleri de Kürt sorununu da aynı hızla unutarak...

Ben Dersim’de avukatlık yaptığım zamanlar belki lisede, belki üniversitede okuyan, Nazmiyeli, Kureyşan aşiretinden, ana dili Kürtçe’nin “Dımıli” lehçesi (Kirmanckî) olan  Kemal Kılıçdaroğlu da yazıhaneme hiç uğrar mıydı, bu taraklarda bezi var mıydı, bilmiyorum. Ama solcuların ve Kürtlerin analarının en çok ağlatıldığı bir dönemde düzenin çarklarında bürokrat olabildiğine, hele hele, genelmüdürlüğe kadar yükselişine, ardından da CHP’nin başına getirilişine ve şimdi de soyunu sopunu Türkmenlere uzatışına bakılırsa, ya bu tür taraklarda hiç bezi olmadı, ya da çok önceleri ve hızlı bir başkalaşım geçirdi.

Ben böylesi hemşerilerimle çok karşılaştım...

Ama yalnızca hemşehrilerim mi? Onlara haksızlık etmeyeyim; Kürdistan ve Türkiye politikasında bu türden pek çoklarıyla karşılaştım.

Yalnızca post ve para için, konforlu bir hayatı ve “yüksek” bir makamı tercih edip sol ve yurtsever safları terk edenleri değil, bizzat bu safların içinde de kimilerinin akıl almaz biçimde paraya tamah edişine, bir makamın cazibesine yenilişine çokça tanık oldum. TİP’te ve 30 yıla yakın yönettiğim PSK’de bile...

1969 yılında yapılan genel seçimler öncesinde TİP Genel Yönetim Kurulu’nda kontenjanlar belirlenirken sendikacıların ve bizim Kürt arkadaşların, önemli illerde liste başlarını kapmak için nasıl birbirlerine girip Başkan Mehmet Ali Aybar’ı bunalttıklarını bilirim... Bunu anılarımın birinci cildinde yazdım.

Bu kariyer tutkusu sosyalist ideallerle nasıl bağdaşıyordu?..

1990’lı yıllarda yurt içindeki arkadaşlarımızın akıl almaz bir hata yaparak bir legal partinin başına getirdikleri, -ama ne garip!- milletvekili de olan  “iki kazı bile güdemez” bir adamın, birkaç ay yattığı cezaevinde kendisine bol para verilmediği için nasıl yakındığına, parti başkanlığından gidip de resmi yeni yönetim tarafından duvardan indirilince nasıl ağladığına, parti parasını nasıl zimmetine geçirdiğine ve bu sonuncusu dahil, bir dizi parti suçu nedeniyle ve yetkili organ kararıyla partimizden atıldığına tanık oldum.

Daha 18 yaşımda iken bir sosyalisttim, hâlâ öyleyim. Önce Türkiye İşçi Partisi’nde örgütlü mücadeleye katıldım, sonra da Kürdistan Sosyalist Partisi’ni (PSK) kurduk. Başlangıçta bizi, sosyalist olduğumuz için “Kürdistan’ın yaban gülü” diye niteleyen, yani sosyalizmi Kürtlere yabancı, Kürt davasına zararlı sayan kimi Kürt milliyetçileri, çok geçmeden, modaya uyup hızlı sosyalistler oldular, çeşit çeşit sol partiler kurdular, bizi sollayıp kendilerini komünist ve Kürdistan’ın “biricik proletarya partisi” sayarak, bizi reformizmle, revizyonizmle suçlar oldular. Zaman geçti, sosyalist sistem yıkıldı, Sovyetler Birliği dağıldı; bu baylar bu kez de modaya uyup aynı hızla sosyalist safları terk ettiler. Ve bu kez de, hâlâ sosyalist kalıp “değişmediğimiz” için bizi suçluyorlar...

Kürt sorunu için kendi kaderini tayin hakkını ve federasyonu savunduk, hâlâ da savunuyoruz. Kuzey Kürdistan’lı hemen tüm örgütler, bağımsızlığı mutlaklaştırmadığımız için bizi suçladılar. Hele birileri, uzun yıllar bağımsızlığı mutlaklaştırıp, federasyon, otonomi gibi istemleri ihanet, bizi de düşmandan saydılar. Günü geldi bu birileri bağımsızlığı terketti ve onunla birlikte federasyon, otonomi gibi istemleri de ilkellik sayar oldular...

Bu birileri, hızlı değişimlerini sürdürdüler. Bir gün “demokratik cumhuriyet” ertesi gün “demokratik konfederasyon”, çok geçmeden “demokratik özerklik” dediler. Ne var ki kozanın içi hep boştu. Oradan bir kelebek bir türlü çıkmadı, çıkmaz. Son, devletsiz, milletsiz, resmi dilsiz, sınırsız, bayraksız  “demokratik özerklik” ise Kürdistan’ı, eyalet adı altında birkaç parçaya daha bölmeyi amaçlıyor...

Geçmiş yılların o hızlı bağımsızlıkçılarının pek çoğu ise, şimdi dönmüş bu “demokratik özerklik” kervanının peşine takılmışlar...

İşsiz güçsüz kalmış pek çok Türk solcusu da odun kırıcının hınk deyicisi durumunda...

Elbet, belli bir çıkar ve makam için olmasa da, insanların görüşleri zaman içinde değişebilir. Siyasal konularda veya başkasında. Yıllar içinde belli şeyler birikir, kişiyi ya da örgütleri etkiler ve onlar günün birinde, niceliğin niteliğe dönüşmesi de diyebileceğimiz bir biçimde, görüş ve politika değiştirebilir. Bu doğal bir şeydir, bir tür yenilenmedir. Zaman içinde yanlışını fark ettiği, ya da koşullar değiştiği ve yenilenme gerekli ve zorunlu hale geldi halde, kendisini yenilemeyen kişi ve örgüt bir fanatiğe, dönüşür.

Nitekim biz de 1992’de toplanan 3. Kongremizde görüşlerimizi ve programımızı ciddi biçimde yeniledik.

Ama besbelli, yukardan beri sözünü ettiklerim böyle örnekler değil. Bu tür değişim kelebek olmak mıdır, yoksa hamam böceği mi, takdiri okurlara bırakıyorum.

Şu 50 yılı aşan siyasi hayatım boyunca böyle olaylarla çok karşılaştım ve doğrusu siyasetin bu tarafını çok iğrendirici buldum.

Koca bir toplumda çıkarlarını öne alan, paraya posta düşkün ve bunun için onurunu, ahlak kurallarını kolayca bir yana iten insanlar elbet olacak. Böyleleri çok da olabilir, bunda şaşacak bir şey yok. Ama beni şaşırtan böylelerinin neden, bir dizi risk taşıyan böylesi sol ve yurtsever partilere geldiğidir.

Bu tür partilerde genellikle baskı, tutuklanma, işkence, kaç-göç, yoksulluk bekler insanları; post ve rant değil. Bu tür partilerde yürümek için bir dava adamı olmak gerekir. Bu tür davalar fedakârlık, direnme ve kararlılık isten insandan.

Öyle olunca bu tür post ve para düşkünlerinin, bu tür zaaflar taşıyanların ne işi var ezilenlerin kurtuluşunu amaç edinmiş devrimci partilerde, diye düşünürüm.

Ama belli ki onların da yolu, yanlışlıkla da olsa sık sık düşüyor bu tür partilere... Ya da iyi bir adam günün birinde yolunu ve yönünü sapıtıp başkalaşıma uğrayabiliyor...

Şöyle bir rubaim vardı:

Hayvandan geldiğimiz pek doğru, ama atamız yalnızca maymun mu?
Kimisi dilsiz balıktır, saksağandan yapılmıştır kimisinin hamuru
Kimi yük altında eşek, kimi tilki, kimi kurttur, ulur durur
Kimi tavşan gibi ödlek, kimi yılan, kimi akrebin kuyruğu(*)

---------------------------------------------------------

Dörtlüğün Kürtçe orijinali ise şöyle:

Mirov ji heywan hatîye, rast e, lê cedê me ne tenê meymûn e
Di hevîra hinan da qijqijik heye, hin bê zar û zman in, masî ne
Hin wek kerê di bin bar da, hin gur in, zûre zûr in
Hin kewroşk in, bizdonek in, hin mar in, hin rovî ne

kurdistan.nu

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.