1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Değerlerin kaynağı
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Değerlerin kaynağı

A+A-

Eflatun, “Öğrenme hatırlamadır.” der. İnsanın doğasında var olan evrensel ve ebedi bilgi ve hakikatler, dışarıdan hatırlatma (zikr) yoluyla uyandırılır, bilinç seviyesine çıkarılır.

 

Dışarıda olanların içeride karşılığı vardır. Enfüsi olan afaki olanın iç-izdüşümüdür. Kur’an’ın bir ismi “zikr”dir, yani hatırlatıcı ve uyarıcıdır. Vahy alan peygamberin bir misyonu “müzekkir”dir, yani hatırlatan ve öğüt verendir. Vahyler ve vahyi alan peygamberler, insana dışarıdan, onun büsbütün yabancısı olduğu şeyleri getirmezler, aksine onun özünde, doğasında zaten var olan, ancak bir şekilde bastırılmış, unutturulmuş, özvarlığın derin tabakaları altına sürülmüş bilgi ve değerlerin bilinç düzeyine çıkarılmasına yardım eder, bunun yol ve yöntemlerini gösterirler. Ama bütün bu süreçte çaba göstermek ve başarmak insanın görevidir. İnsanın farkında ve bilincinde olduğu hiçbir değer insana yabancı değildir. İnsan, selim fıtratı (vicdan) ve aklını kullanarak bazı değerleri bulabilir.

Vicdan ve aklın bulabildiklerinin sahiden doğru değerler olduğundan nasıl emin olacağız? İnsanî değerleri daha başka değerlerle test etmemiz gerekmez mi? Değerleri vaz’den insan, bunları “keyfî olarak” ve başkalarının aleyhinde olmak üzere değiştirmeye kalkıştığında ne yapacağız? Değerleri ne adına ve nasıl koruyacağız? Değerlerin kaynağı uzmanlar mı, koruyucuları devlet mi, toplum mu? Hangi değerler tarihin ve toplumun ürünüdür, hangileri evrensel ve ebedi hakikatlerden neş’et etmişlerdir?

Tabii ki zamanın ve sosyal-maddî şartların değişmesiyle değişen değerler yanında değişmeyen, her zaman ve durumda geçerli değerler de var. Nesef, ünlü kitabına “Eşyanın hakikatleri sabittir.” cümlesiyle başlar. Evrensel ve ebedi değerler eşya ile aynı hakikattendirler. Bundan dolayı insanla ilişkili olsa da bu kategorideki değerler insandan bağımsızdır. İnsana güven esastır, ama Hakikat’le bağını kopardığı her durumda ontolojik güvensizlik başlar. İnsan şaşırır ve zulmeder.

Doğru değerlerin tespiti büyük ölçüde doğru bir zeminde ve doğru kişiler arasında süren müzakereyle mümkündür. Müzakereye katılanlar öncelikle hakikate ve birbirlerine azami derecede “saygı” gösterirler. Saygı, karşı tarafı saygın kabul etmek ve onun temel haklarını beyan etmektir. En şerefli yolculuk hakikat arama maksadıyla yola çıkmaktır. Hakikat arayışı ve sevgisi yoksa “bir arada yaşamak” da mümkün değildir. İslam tarihinde farklı topluluklar arası ilişkiler sadece askerî ve politik deha ile değil, fakat hakikate olan sadakat ve ihtiramla da sağlanmıştır.

Bugün -formlar, bağlamlar, argümanlar ve gerekçeler farklı olsa da- İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Helsinki Nihai Senedi, Paris Şartı veya Kopenhag Kriterleri’nin işaret ettiği değerlerin neden hedefledikleri bir arada yaşamayı sağlayamadıkları sorulmaya değer bir sorudur. Bu metinler temelde “din” olan ilham kaynaklarını sekülerleştirerek farklı grupları yasalarla ve devletlerin gücüyle bir arada tutmaya çalışıyorlar, oysa yasalar her zaman içsel olarak ruhlarda karşılık bulmayabiliyor. İnsanların kanları, malları ve namusları birbirine yasaktır; insanlar özgür doğar; insan ilke olarak suçsuz ve masumdur; temel haklar kamu otoritesinin güvencesi altındadır, gibi formülasyonlar, tam 1400 sene önce bir Peygamber, yönetici halifeler ve hukukçular diliyle aynen böyle ifade edilmişlerdir. İslamiyet’ten önce İncil ve Tevrat’ta 10 Emir bunların daha eski kaynaklarıdır. Daha kadim zamanlara gidilecek olursa, karşımıza ahlakî değerlerin, “doğru, güzel ve iyi”nin öğretici paradigması olarak “ed-Din” çıkar. Modern iddia şu ki, insan herhangi bir dinî kaynaktan hareket etmeden de ahlakî değer sahibi olabilir. İnsanın kendisi Allah’tan ne kadar bağımsız bir varlık ki O’ndan bağımsız değerleri olabilsin? Din aradan çıkarıldığında insanın kendi ürettiği değerler, hayatın devamına ne kadar hizmet edebilir? Dinin değerlerinin bir kökü insan fıtratında içkindir, ebedi özünde meknuzdur, ama dinle kritik edilmedikçe fıtrat tarlasının hangi bitkinin tohumunu patlattığından emin olamayız. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.