1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Davos’ta Kazandığını Hakkari’de Kaybetti
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Davos’ta Kazandığını Hakkari’de Kaybetti

A+A-

Sefer Turan olayı bana çocukluk yıllarımı hatırlattı. Sanıyorum bu olay, Kürdlerin çoğuna kendi geçmişlerini anımsatmıştır. Hatırladığım kadarıyla 1974-75 yıllarıydı. 9-10 yaşlarındaydım. PKK diye bir örgüt yoktu o zamanlar. Bizim bölgemizde hiçbir siyasi faaliyet ve hareketlilik de yoktu. Kürdistan’ın en sakin ve olaysız bölgesi sayılırdı.

 

Bölgedeki karakol, silah arama ve toplama bahanesiyle her gece bir köye baskın düzenlerdi. Bütün bölgede terör estirirdi. Gece baskını düzenlediği köylerde bütün köy halkını meydanda toplar ve kalmadık tahkir ve işkence yöntemlerini onlara uygulardı. Ortada sebep olarak gösterilebilecek ne siyasi bir hareket ne de siyasi bir eylem vardı.

 

Her günün sabahında yakın çevredeki bir köyün dün gece yaşadıkları bütün diğer köylere ulaşırdı.

 

Biz her gece, bu gece bize de baskın düzenlenebilir korkusuyla yatağa giriyorduk. Askerlerin gelmesi halinde teslim edecek silahımız da yoktu. Eğer silahları verin diye işkence etseler, ne yapacağız diye endişelenirdik? Akşam karanlık basınca, içimiz daralır, içimize ürperti girerdi. Acaba bu geceyi de salim atlatabilecek miyiz? Büyüklerin konuşmalarını dinleyen biz küçük çocukların o küçük dünyasında hangi kabusların oluştuğundan belki büyüklerin haberi de yoktu.

 

Büyüklerimiz, masal anlatır gibi jandarmadan gördüklerini biz çocuklarına anlatırlardı ve bu anlatımların çocukların ruhunda nasıl bir derin iz bıraktığını belki de kestiremiyorlardı.

 

Evimizde silah yoktu. Osmanlı alfabesiyle yazılı Risale-i Nur kitapları vardı. Rahmetli babam, Risale-i Nur kitaplarının Osmanlıcasını okurdu. Çünkü Osmanlı zamanında okumuştu ilk mektebini. Gece baskınları korkusuyla kitapların evden uzakta tarlada nasıl saklandığını hatırlıyorum. Çünkü babam, daha Said Nursi hayatta iken Risale-i Nur okuduğu için askerler tarafından göz altına alınmıştı.

 

Çocukluk yaşlarında yaşananlar, kolay kolay unutulmaz.

 

Biz çocukken korkutulduk.

 

Biz çocukken devletin militarist yüzüyle tanıştık.

 

Biz çocukken babalarımızdan babalarımızın da nasıl korkutulduğunu dinledik.

 

Biz Kürdistanlı çocuklar neden korku içinde büyütüldük?

 

Neden büyüklerimizin tahkirine şahit kılındık?

 

Niçin gözlerimizin önünde büyüklerimiz aşağılandı?

 

Neden büyüklerimiz bize masal yerine askerden gördükleri muameleleri anlattı?

 

Neden devlet denince askeri hatırlardık?

 

Niçin devlet bize sadece militarist yüzünü gösterdi?

 

Neden Sefer Turan 15 yaşındayken devletin şefkatli ellerini başında hissedeceğine başında devletin demir dipçiklerinin ölümcül darbelerini hissetti?

 

Kürdistan’da kaç tane Sefer Turan vardır bilen var mı?

 

Bütün bunlar, bir militarist devletin bir millete karşı siyasetidir.

 

Sefer Turan olayının nedenlerine ve bu olay üzerinden devşirilmeye çalışılanlara gelince…

 

Yerel seçimlerin üzerinden çok zaman geçmemişken DTP’ye karşı bir tutuklama kampanyası başlatıldı. Sebep ne olursa olsun, herkes bu tutuklamaların seçim sonuçlarıyla alakalı olduğunu düşünmeye başladı. Sandıkta yenemediğini, karakolda yenmeye çalışıyor gibi bir izlenim oluştu. Hz. Ali’nin çok anlamlı bir sözü vardır: “Kendini zan altında bırakan kişinin, başkalarının kuşkulu yaklaşımından rahatsız olmaya hakkı yoktur” Seçim sonrası DTP’ye operasyon başlatanlar, herkesin bu operasyonu DTP’yi cezalandırma siyaseti olarak algılamasından rahatsız olamazlar; eğer operasyonun nedeni gerçekten başka ise. Değilse, zaten kuşkular doğrudur demektir.

 

DTP’liler de bu siyasete tepki göstermeye başladı. Bu tepkiye Hakkari’de Sefer Turan olayıyla cevap verildi. Olayın failinin polis olması, AKP’yi temize çıkarmaz. Polis, İç İşler Bakanlığına, bakanlık da Başbakana bağlıdır. Dolayısıyla polisin yaptığından Başbakan sorumludur.

 

2007 genel seçimlerinde AKP’nin Kürdistan’daki oy oranının DTP’yi kaygılandırdığını ve o tarihten bugüne DTP’nin AKP’ye karşı bir çok strateji ve taktik geliştirdiğini herkes biliyor. Bu, siyasetin doğasındandır. Kaybeden, siyasetle kazanmaya çalışır. DTP, iki yıllık çalışmalarının sonucunu aldı. AKP, nerede yanlış yaptığını doğru hesaplayıp siyaset içinde karşı strateji ve taktik geliştireceğine devletleşerek cevap vermeye kalktı. Tutuklamalar ve Sefer Turan olayı, siyasi bir partinin ve özellikle devlete muhalif görünen bir partinin stratejisi değil, militarist devletin stratejisidir. AKP, militarist bir görüntü vermiştir,

 

AKP, başından beri Kürd meselesinde doğruyla yanlış arasında yalpalıyor. Gah doğruya yöneliyor, mazlumun yanında yer alıyor, devlete muhalif bir siyaset izliyor gah devletleşiyor, devletin partisi gibi davranıyor, militarist yöntemlere başvuruyor. Bu yalpalanma da, özellikle Kürd halkı arasında güvensizliğe yol açıyor. Sefer Turan olayı, militarist yaklaşımın müessir bir timsalidir.

 

Oysaki AKP, muhalif bir parti olduğu, devlete muhalif göründüğü, devletin mağduru olduğu için halktan oy aldı. Muhalefet ve mağduriyet, Müslüman kimliğiyle birleşince, muazzam bir halk desteğine dönüştü. AKP, devlete karşı milleti korudukça, devletten uzaklaşıp millete yaklaştıkça doğru yolda sayılır. Milletten uzaklaşıp devlete yaklaştıkça, devletleşir, militaristleşir ve yalnızlaşır.

 

Kürd halkı, Türk halkı gibi AKP’ye kucak açtı. Ne var ki, AKP, bu iki halkı birden kucaklayacak kadar engin siyasetler geliştirmekte zorlanıyor. Kendisi gibi siyasi bir parti olan DTP’nin siyasi atakları ve taktikleri karşısında halkları kuşatacak siyasetler üreteceğine, DTP’nin şahsında Kürd halkıyla zıtlaşma eğilimleri gösteriyor, devletleşme yoluna gidiyor.

 

Erdoğan, Davos’ta kazandığını, Kürdler açısından Hakkari’de kaybetmiştir. Erdoğan, devletten uzaklaşıp millete yaklaşmazsa, sadece Kürdleri kaybetmekle kalmayacak, Türklerin de önemli bir kısmını kaybedecek ve bir çoklarının uyardığı gibi, ANAP’ın akıbetine duçar olabilecek.

 

Sefer Turan hadisesiyle ilgili ilgi çeken bir olay da Kolordu Komutanının Sefer Turan’ı hastanede ziyaret etmesidir. Hafızamızın tarih bölümünü silerek olaya bakarsak, bu ziyaretin olumsuz bir yanının olmadığı, aksine güzel bir davranış olduğu sonucuna ulaşırız. DTP de durumdan memnun gibi. En azından tepkili değil. Genel Kurmay Başkanı’nın Şırnak ziyareti de Erdoğan’ın Van ve Diyarbakır ziyareti kadar DTP’nin tepkisini çekmedi. Şöyle bir görüntü çizilmeye çalışılıyor: Sanki ordunun Kürd sorununda hiç dehaleti yoktur ve sorunun tarafı değildir. Sorunun tarafı Kürdlerle hükümettir ve ordu hükümet ile Kürdlerden, Kürdlere daha yakındır.

 

Hakikatin böyle olmadığı bir gerçek. Kürd sorununun doğuşunda, beslenmesinde ve çözümsüz kalmasında birinci derecedeki rol hep askere ait oldu. Genel Kurmay Başkanı’nın ülkenin ana siyasetlerini tayin edici baptan yaptığı konuşmaların üstünden daha kaç gün geçti ki?

 

Asit kuyularının sahibi asker değil mi? Fail-i meçhullerin azmettiricisi ve banisi asker değil mi? Kolurdu Komutanı, neden asit kuyularını ve bu kuyulardan çıkan ceset parçalarının ailelerini ziyaret etmiyor? Generaller neden Ergenekon kurbanlarını ziyaret etmiyor da Ergenekon’un kurucularını cezaevlerinde ziyaret ediyor?

 

Ergenekon, asker kaynaklı değil mi? Kürdlerin infaz timi gibi çalışan Ergenekon’u kuran ve koruyan asker değil mi?

 

Şimdi bütün bunlara rağmen DTP ile askerin birbirine göz kırpması, Kürd halkı adına nasıl yorumlanmalı? DTP ve asker dürüst davranmıyor. Belki de ideolojik olarak DTP ve asker, AKP’ye oranla birbirine daha yakın oldukları için birbiriyle paslaşıyor.

 

Türkiye’de devlet, ordu demektir. Militarist siyasetin banisi ve yürütücüsü de ordudur. Hükümetler ya bu siyasete tabi olur veya ona muhalif durmaya çalışır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.