1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. DAVA VE DAVA ADAMI
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

DAVA VE DAVA ADAMI

A+A-

  DAVA VE DAVA ADAMI

 

         Dava nedir? Dava adamı kimdir ve nasıl dava adamı olunur gibi sorulara cevap vermekten ziyade, dava adamı;  davasına dair kuralları, kaideleri pratik hayatında samimiyetle, bizzat yaşamalıdır, Yaşanarak/yaşayarak, davanın canlı bir timsali olarak bütün güzellikleriyle pratik hayatıyla göstermelidir.

Dava, davayı savunan(lar) açısında bir bakıma ulvi bir gayedir ve bu gayeyi gerçekleştirme uğruna ciddi manada gayret edilmelidir. Gaye ve gayret karşılıklı olarak birbirini elzem kılar. Gayretsiz gayelerin bir anlam ve öneminin olmadığı gibi; gayesiz gayretlerin de bir anlam ve önemi yoktur. Her bir Müslüman’ın gayesi, İlayı kelimetullahtır ve gayret de bu ilayı kelimetullahın gerçekleştirilmesine dair tüm çabaları olmalıdır.

         Hangi dava olursa olsun (hak veya batıl) gelişmesi, kabul görmesi; o davayı savunanlarının gayretleri ile doğru orantılıdır. Bir davaya inanan kişi veya kişilerin, davası uğruna tüm gücüyle gayret etme zorunluluğu vardır. Davanın, davacı açısından vazgeçilemez bir kıymete haiz olması halinde, dava anlam ve önem kazanır.

         “De ki! Benim namazım, ibadetlerim, yaşamım ve ölümüm hep Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am, 162) Ayeti kerime de buyrulduğu gibi; İslam davasına inanan kimse, Rabbinin emir ve yasaklarına gereği üzere teslimiyet göstermelidir. Bir bakıma dava adamı, hevayı Huda’ya feda etmelidir. Hüdanın emir ve yasakları, davasını bütün prensiplerini, sınırlarını belirlemeli ve hayatını bu prensip ve sınırlar dâhilinde şekillendirmeli ve sürdürmelidir. Eğer ki heva, kişinin hayatında belirleyici bir etkiye sahip ise, onun hayatına yön veriyorsa; bir bakıma Hüdayı hevaya feda etmiş demektir ki, böyle bir kişinin davadan söz etmesinin anlam ve değeri kalmamaktadır.

         Bir dava adamının yegâne ölçüsü elbette ki Rabbi Rahmanın belirlemiş buyurduğu ölçüler olacaktır. Resulü Ekrem efendimizin şöyle buyurduğu rivayet olunmaktadır: “Dikkat edin! Sakın insanların korkusu, sizden birinizin gördüğü veya şahid olduğu hakkı anlatmasına mani olmasın. Çünkü hakkı söylemek veya önemli bir şeyi hatırlatmak, ne kişinin rızkına mani olur ve ne de ecelini yaklaştırır.” ( İbni Kesir.Cilt 5, S.2386)

Dava adamı, davasına gerçekten inanmalı, davası ile ilgili asla şek veya şüphesi olmamalıdır. Davasına olan inancı ve azmi kendisini, davası uğruna her türlü gayret ve fedakârlığa götürebilmelidir. “Hakk, Rabbinden gelendir. O halde sakın kuşkulananlardan olma.” (Bakara, 174)

Dava adamı şu vasıflarla vasıflanabilmelidir:

* Dava adamı olmak demek, nefsi ile beraber her şeyini davasına feda edebilmek demektir. Davaya iman; dava uğruna malıyla, canıyla ve bütün gücüyle çabalamayı zorunlu kılmaktadır

* Mallardan ve canlardan düşünmeden vazgeçebilmektir. Unutulmamalıdır ki; Allah, mallardan, canlardan, hoşa giden dünyanın güzelliklerinden bir takım eksilmelerle iman edenleri sınamaktadır. Bu sınavda başarı göstermek veya göstermemek; davasına olan bağlılığın da göstergesi olmaktadır.

* Herkes uyurken, dava adamı gecelerini ilim ve ibadetle kolayca gündüze çevirebilmelidir. İslam, en başta Rabbine gereğince kul olmayı ve cehaletle mücadeleyi emretmektedir. Kör cehaletin hüküm sürdüğü bir dünyaya kısa bir zamanda medeniyet meşalesini yakmış, karanlık yürekleri nur ile aydınlatmış ve adalet duygusunu sarsılmaz bir kıvama getirmiştir. Dünya tarihinde, kendi dışında hiçbir gücün, kuvvetin başaramadığı ve de başaramayacağı ‘ASR-I SAADETİ’ tarihe nakşetmiştir.

* Sevdiklerine ansızın sürur içerinde rızai bari uğruna veda   edebilmektir. Allah rızası ve dava bağımlılığı aslında körü körüne bir bağlılık değildir. İçi mana ile dolu, insanı, insanlığın zirvesine taşıyan bir olgunluk ve teslimiyeti insana kazandırmaktadır. Bu teslimiyet, Rıza-i ilahi uğruna bütün dünyalıklardan vazgeçirme güç ve bilincini ihtiva etmektedir/etmelidir.

* Firâvunîlerin zindanlarını hak ve hakikatlerin ortaya çıkması amacıyla, izzet içerisinde ve sabırla Medrese-i Yusufiyeye tebdil edebilmektir. Cahiliyenin bin bir türlü bağları, dava adamına ayak bağı olmaya namzettir. Dava adamı, bütün bu bağları büyük bir feraset, dirayet ve teslimiyetle çözebilmelidir.

* Kapitalizm çarkına kapılmadan, villalarda ve malikânelerde zevk-u sefalara tevessül etmeden, kuru ekmeğini dahi dava arkadaşıyla samimiyetle paylaşabilmektir. Unutulmamalıdır ki kapitalizm ve bütün beşeri türevleri günümüz insanları/insanlığı çok acımasızca sarmalamış ve insanoğluna çok büyük acımasızlıklar yaşatmaktadır. Yine unutulmamalıdır ki; günümüz yeryüzündeki bütün cinayetlerin, katliamların, hoyratlıkların, bağnazlıkların temelinde kapitalizm ve türevleri canavarı yatmaktadır. Dava adamı, kapitalizmin gizli, aşikâr bütün veçhelerine karşı uyanık, azimli, dirençli olmalı, teyakkuz halinde bulunmalıdır.

* Mal ve evlat yarışına girenler gibi değil de, mal ve evlat kazanımlarını bir çırpıda İbrahim’ce infak edebilmektir. Malvarlığıyla övünmek, cahiliye adetlerindendir. Sayısal çoğunluklar dava adamının benliğini asla işgal etmemelidir. Sayıdan, kemiyetten ziyade dava adamını ilgilendiren keyfiyettir, kalitedir. Davaya, imana sadakattir, teslimiyettir…

* Ölüm, ansızın üstümüzü çizmeden, her daim hazırlıklı olarak ve bilinçli bir şekilde ölümün üzerini çizebilmektir. Ölüm bir yok oluş değil; yeniden bir dirilişin geçididir. İzzetle yaşandıktan sonra, bu dünya ömrünün kısa veya uzun olması pek de bir anlam taşımamaktadır. Bu dünyada iken ölümü öldürmek; Rabbi katında ölümsüzleşmektir.

* Dünya üzerinde gamsız ve dertsiz değil; davayı, yüreğinin en derin yerinde gam/dert edinebilmektir. Dertsiz insan, aslında yerilen insandır. İnsanlığın derdini dert edinmeyen, insanlığın sorunlarına ilgi duymayan insan, insanlıktan bir bakıma çıkmış insandır. Bu manada insanların içinde en dertli olanların peygamberler olduğunu görmekteyiz…

* Yüreğimizi dünyalık hazlardan arındırarak; sevda ve sevgimizi davanın rengiyle renklendirebilmektir. Davanın/ imanın rengi, bütün hayatımızın ana unsuru olmalıdır. Dava sahibi/mümin, adeta ahlakıyla, duruşuyla kalkışı ve oturuşuyla, insan ilişkileriyle bir ahlak abidesi olmalıdır. Dava adamı imrenilen, gıpta edilen biri olmalıdır.

* Gayemiz uğruna coşkuyla, sevdayla gayret göstermektir, gayretullaha gelmektir. Dava adamının yüreğinde her daim bir sorumluluk hissi olmalıdır. Bu sorumluluk duygusu yürekten gelerek gayrete dönüşmelidir.

* Selahaddin-i Eyyubi misali rüyalar görebilmek ve bu rüyaları gerçekleştirmeye azmetmektir. Büyük rüyalar görmek, büyük hülyalar kurmak, büyük hedefler belirlemek gerek. Ki bütün bunları gerçekleştirmeye yönelelim. Büyük rüyaları, hülyaları, emelleri olmayan kimseler büyüyemezler, gelişemezler, büyük hedefler gerçekleştiremezler.

* Dava adamı olmak demek, davasını ve dava arkadaşını kendi nefsine tercih edebilmektir. Dava adamı bencillikten sıyrılmalıdır. En ez kendi nefsi için istediğini, kardeşi için de istemelidir.

* Davası uğruna izzeti her türlü zillete tercih edebilmektir. Dava, dava adamını izzet sahibi kılar/kılmalıdır. Zillet içerisinde yaşamaktansa; izzet üzere ölmeyi gözünü kırpmadan tercih etmelidir.

* Zulme asla rıza göstermemeyi; zalimin hasmı ve mazlumun hamisi olmayı hayatının kırmızı çizgisi kılmaktır. Adaletin sarsılmaz savunucusu, zulmün, cehaletin ise muarızı olmalıdır.

* Her türlü gösteriş ve kibirlikten yüreğini de, davranışlarını da arındırarak; safi olabilmektir. Dava eri, gurur, kibir, nefisten kaynaklanan şan-şöhret tutkunu asla olmaz, olmamalıdır. Mütevazı, içten samimi, alçakgönüllü, gönül eri olmalıdır.

* Kısaca rabbine karşı kulluğunu; kulluk bilinç ve şuuruyla ifa edebilmektir. Ahlakıyla Efendiler Efendisini örnek, davranışlarıyla da önder almalıdır. Takva elbisesine bürümelidir. Davası uğruna maddi, manevi tasadduktan asla geri kalmamalıdır. Elinden gelen gayretinin azamisini göstermelidir. Dünyaya, dünyalıklara tutkun olmamalı; dünyalıkların mahkûmu olmamalıdır. Davasının tutkunu ve eli altındaki dünyalıkların da hâkimi olmalıdır.

* Dava adamı hem ‘kal’ diliyle hem de ‘hal’ diliyle davasının boyasıyla renklenebilmektir. Davasıyla asla tenakuza düşmemektir. Rabbimiz, dava erini şiddetle bu tür durumlara karşı uyarıda bulunmaktadır:

“Siz insanlara iyiliği emreder de kendi nefsinizi unutur musunuz?”  (Bakara, 44)

Dava sahibi bir Müslüman, asla böylesine sefihliklere düşmemelidir. Dava adamı,  söylediklerinin ve davasının canlı timsali ve tercümanı olmalıdır. Zira bir davanın güç kazanması, o davayı savunanların gösterecekleri fedakârlıklarla doğru orantılıdır. O halde dava adamı gayretten usanan değil, her daim gayrete susayan kimsedir. Dava adamı; hevasını davasına, davasına da hüdasına ram kılan kimsedir. Dava adamının korkusu da, ümidi de yalnız ve yalnız Rabbinedir. Rivayet edildiğine göre Efendiler Efendisi şöyle buyurmuştur:

 “Allah için sizden biriniz, bir şeyi görüp de kendi nefsini hakir ve hor kılarak, söylenmesi gereken bir sözü söylemezlik etmesin. Çünkü ona kıyamet günü şöyle, şöyle demekten seni alıkoyan neydi? Denilir. O kimse, ’insanların korkusudur’ deyince, Allahu Teâlâ; ‘Ben onlardan korkmana daha çok layık değil miydim?’ Der.” ( İbni Kesir, Cilt 5, s 2386)

Öyleyse diyoruz ki, dava adamı;

*Vahiyle her daim dirilen kimsedir

*Yaratılış gayesinden asla gafil kalmayan, gelen etkilere karşı kavi olan kimsedir,

*Kalbi, Allah’ı zikir ve kulluk ile tatmin olan, itminanı Rahmanda arayan kimsedir,

*Dava adamı, takvaya bürünen, hikmet, dirayet ve feraset sahibi olan kimsedir,

*Davette göstereceği gayretler ile davasını yaşayarak anlatan ve insanlara ulaşan kimsedir,

*Tebliğini yumuşaklıkla, içtenlikle ve tatlı dille insanlara sunan/ulaştıran kimsedir

*Hablullah’a yapışarak ve her türlü tefrikadan uzak kalan kimsedir

      *Davası uğruna göreceği her türlü zahmeti, nimet bilerek bedel ödeyebilen kimsedir

*Büyük bir gayret ve teslimiyet ile yüreklere, zamana ve zemine damga vuran, iz bırakan kimsedir

*Yeryüzünde salihane yürüyen, yaşayan ve Rabbine verdiği ahdine sadık kalarak; yaşantısıyla adalete şahit olan kimsedir.

*Davası uğruna hem yaşamayı ve hem de ölmeyi yerine göre bilen ve de başaran kimsedir.

“Müminlerden öyle erler vardır ki; Allah’a verdikleri sözde sadakat ettiler. Kimisi adağını ödedi ve kimi de şehid olmayı bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştirmediler.” (Ahzab, 23

Dava adamı verdiği sözünden asla caymayan, ihmalkâr olmayan, doğru olandan asla ayrılmayan kimsedir. Rabbinin rızasını her daim gözetleyen; adaletin, doğruluğun, sadakatin, sevginin birer canlı timsali olan kimsedir. Dava adamı, tüm bu güzellikleri ihtiva eden iman/dava havuzuna su taşırken, diğer taraftan bu havuzun su kaçıran çatlakları misali, hırsıza dönmemelidir. Dava adamı hem havuza su taşıyan ve hem de bu suyun en güzel şekilde koruyucusu, kollayıcısı olmalıdır. Hayatının her haliyle şeriatı garranın nümunesi olmalıdır. Onu gören kişinin; kendisine nefret etmesine değil, kendisine hayran kalmasına, kendisine gıpta etmesine vesile olmalıdır.

Rabbani davamıza hiçbir beşeri kiri bulaştırmadan, emredildiğimiz veçhile anlamak, inanmak ve yaşamak dualarımla…

                                                                                     Mehmet TAŞ

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum