1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. Dava Adamı Olmak
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Dava Adamı Olmak

A+A-

Yaşam süreci içinde farklı çevresel etkenlerin müdahalesiyle kazanılan dava adamlığı, potansiyel olarak barındırdığı karakteristik niteliği sayesinde genel insan tipinin dışına taşan özgün bir kimliğe sahiptir. Var oluşunu manayla şekillendirmenin pratik biçimi olan bu duruş, aksiyonerlikle beraber fikir üretme çabasından ötürü, daimi kontrol düzeneğinin denetiminde hayatına mana katar.

“Herkesi memnun etmeye çalışmak, hiç kimseyi memnun edememektir.” çıkarımından hareket eden dava adamı, mensubu olduğu hareketin daha iyi bir konuma gelmesi için alan darlaşmasına gitmelidir. Aidiyet hissiyle bağlı olduğu yapının gelişebilmesi ve güçlenebilmesi noktasında belli bir düzeyde dışa kapalı, içe dönük bir siyasetin izlenilmesi kısa sürede verim düzeyi yüksek çok büyük işlerin vücuda gelmesini sağlar. Böyle bir yöntem izleyen hareketlerin fertleri, hem birbirlerine daha fazla kenetlenirler, hem de enerjilerini gereksiz yere harcamanın önüne geçmiş olurlar. Bu durum, onların harici çevreye karşı sağır olacakları anlamına gelmemeli. Elbette, kendi dışındakilere, özellikle zihniyet olarak aynı metot olarak farklı oldukları yapılarla temas hiçbir zaman kesilmemeli, diyalog yolu kapanmamalıdır. Fakat zamanlarının büyük bir kısmını hareketlerinin etki alanlarını genişletmeye harcamalıdırlar. Ötekilerin kendilerine olumlu yaklaşmaları babında, içte gösterilen gayretin aynısının dışa gösterilmesi gerekliliğine inanan hareketler, bir taşla birçok kuş vurma hedefiyle faaliyetlerde bulunurlar. Bu vesileyle sempatizanlarının sayısını çoğaltarak hareketlerini istenilen kıvama getireceklerine inanırlar. Hâlbuki sempatizanlar sadece biblo rolüne bürünebilirler. Rahat ortamlarda her ne kadar cılız bir şekilde sesleri çıksa da, zor zamanlarda sessizliğe bürünmekten başka bir şey yapamazlar. Sempatizanlarını çoğaltmaya ayıracakları vakitlerini taraftarlarını arttırmaya ayırsalar, daha gür bir şekilde seslerinin çıkacağından emin olabilirler. Zaten bir hareketi varlık sahasında tutan, yüzeysel çoğunluğa karşın derin azınlığın bitmez tükenmez enerjisidir.

Samimiyet, her dava erinin kendisinde barındırması gereken başat bir niteliktir. Olumlu yönde atılacak her adıma hiçbir karşılık beklemeden kendi çapında katkı sunma, samimiyetin göstergelerinden biridir. Aslında bir teslimiyettir samimiyet. Doğru bildiği yolda bir iş adamı mantığıyla değil de, inançlı bir insanın zihin dünyasıyla tavır geliştirme eylemselliğinin vücut bulma halidir bu özellik. Samimiyet, sorumlu oluşun tetiklemesiyle ve çeşitli vakalarla karşılaşmanın yaratmış olduğu ruhsal gel-gitler sonucunda bir yürek kıpırtısı şeklinde ortaya çıkar. Burada artık “ben”den çıkış, “ötekine” varış söz konusudur. Çünkü bu vasıf, “öz”ün muhataplarına dönük bir işlevselliğe sahiptir. Diğerlerine yönelik gerçekleştirilecek içtenliğin zorlamaya dönük bir yapısı yoktur aynı zamanda. Eğer böyle bir durum oluşursa, buna samimiyet değil iki yüzlülük denir. Samimiyetin doğasında gönüllülük esastır. Varlığını varlıksallığa adama, hiçbir art niyete sahip olmadan sevgi temeli üzerine kurulan bir gönül meselesidir. Dava adamı asla söyledikleri ve yaptıklarının farklı bir versiyonunu düşünme lüksüne sahip değildir. Elinden geldiğince doğallığını kurumalıdır. Çünkü samimiyet, insanın doğal yapısıyla paralellik arz eder. Yapaylığa dair herhangi bir işaret, jest, mimik, söz ya da eda dava adamının içtenliğini zedeleyen ifade araçları olabilir. Bundan dolayıdır ki, kendini bir davayla özdeşleştiren herhangi bir birey, sözlü ya da sözsüz kullandığı tüm iletişim araçlarının samimiyetin göstergelerinden biri olduğunu unutmamalıdır.

Güçlükler karşısında dirayetli olmak ve sebat göstermek dava adamı olabilmenin ön şartlarından biridir. Bela ve musibet, çetrefillerle örülü bu güzergâhta sık sık karşılaşılabilecek işaretlerdir. Egemen gücün kurumsallaşmış şekli olan devletin çeşitli ayakları başta olmak üzere, deprem, sel gibi doğal felaketlerle çeşitli türevdeki toplumsal ve psikolojik sıkıntılar bir dava adamının karşılaşabileceği genel olumsuzluk biçimleridir. Tüm bu negatif hallerin çözüm merkezi ise, insanın kendi öz benliğidir. Herhangi bir davayı omuzlayan bir fert, öncelikle kendisiyle ciddi bir muhasebeye girişmesi gerekir. Bu davayı taşıyabilecek irade kendisinde mevcut mu, ya da bu iradeyi mevcut hale getirebilir mi? Davanın gelişim süreci içinde bire bir muhatap olabileceği her türlü iç ve dış baskının tahakkümü karşısında insani zaaflarını asgari seviyeye düşürememiş bir fert elbette, birkaç küçük darbeyle ıssız bir köşeye çekilebilir. Bundan ötürüdür ki, ağır ama tatlı bir yükün altına giren her bir dava eri, son nefesine kadar kendisini içsel açıdan motive etme gayretinde bulunmalıdır. Başına gelebilecek felaketlere karşın sürekli uyanık ve hazır olmalıdır. Uğrayacağı musibetlerden ötürü de kimseyi sorgulamaya hakkı yoktur bu kişilerin. Çünkü kendisi süreç içinde girdiği yolun ne olduğunu ve nereye varmak istediğini kavrayacak bilince sahip olacaktır. Eğer bu yükü taşıyacak potansiyeli kendisinde barındıramıyorsa, davasını terk etmesi hem onun hayrınadır hem de dava arkadaşlarının. Çünkü ilerde uğrayabileceği bir musibetten ötürü göstereceği zaaf, nev-i şahsına münhasır çeşitli psikolojik sıkıntılarla boğuşmasına yol açacağı gibi, bağlı olduğu davanın da zedelenmesine ve yıkıma yüz tutmasına neden olacaktır.

Her bir dava eri, sistemli çalışma zorunluluğundan ötürü örgüt mantığı ile kendisini kuşatmalıdır. Sıradan yaşayışın ötesinde sahip olduğu değerler dizgesinin etki alanını genişletmesi için, örgütlenme olmazsa olmaz şartlardan biridir. Farklı kategorik bölmelere ayrılıp sınıflandırılan her bir alana, uygun şahıslar yerleştirilmelidir. İç işlerinde serbest bırakılması gereken bu küçük alanlar, dışa karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. Bununla beraber yaptıkları ya da yapacakları hizmetler noktasında belli aralıklarla bir üst birime rapor sunarak, ne aşamada olduklarını bildirmekle birlikte, kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirme güdüsüyle hareket edebilmelidirler. Kategorik bölmelerdeki dava bilincini aşılayan eğitimlerin ne kadar süreceğine dair net bir zaman dilimi söz konusu değildir. Bu alanlarda eğitime tabi tutulan bireylerin hazır bulunmuşluk düzeyleri de göz önünde bulundurularak sürenin kısalığına ya da uzunluğuna karar verilmelidir. Daha sonraki süreçte, dava bilincini yeterince kavramış şahıslar, bir üst kategorik sınıfa dâhil edilerek olgunlaşmalarını tamamlayabilmelidirler. Bu üst kategoride, davaya özgü özelliklerin verilmesine dikkat edilmelidir. Bu aşamayı da geçen birey, artık hizmete amade bir dava eri olarak yeni kategorik örgütlenmelere giderek davasını halka ulaştırma noktasında çalışmalarına başlar. Böylelikle, davanın istemiş olduğu mesajın yaygınlaştırılması mümkün hale gelir.

Varlığını davanın varlığında eritme, davanın başarıya ulaşması noktasında yapılması gereken önemli bir girişimdir. Dava adamı, kendisinden feragatlik etmediği sürece, davanın ilerleyemeyeceğinin ve yerinde sayacağının farkında olmalıdır. Kendi özel işlerine ayırdığı vaktin daha fazlasını uğrunda mücadele ettiği yola ayırmakla beraber, maddi ve manevi her türlü olanağını devreye sokabilmelidir. Her bir dava eri, gücü nispetinde mensubu olduğu düşünce sistemini yayma noktasında gayret göstermelidir. Kimi anlatma yoluyla hareketi daha geniş alanlara yayma vazifesini yerini getirmeli, kimi hareketin finans sorununu gidermeli, kimi şehirlerarasında koordinasyonu sağlayıp harekete psikolojik destek vermeye çalışmalı, kimi de yapılacak etkinliklerde organizasyonu sağlama görevini üstlenmelidir. Yani sonuçta kendisini bir davaya mensup gören her bir fert, elini taşın altına koyarak davaya katkı sunmalıdır. Sunulan bu katkılar, en az bir alanda gerçekleşmeli, potansiyel olarak kendisine güvenenler ise, birden fazla alanda mücadelelerini sürdürmelidirler. Yapılacak bu fedakârlıklarda, gönüllülük esas alınamaz; çünkü davanın doğası gereği yapma gerekliliği söz konusudur. Bu gereklilik, içsel kontrol mekanizması tarafından bireyin zihnine nakşolunan tinsel bir güç özelliğine sahiptir.

Bir davaya mensup bireyler, birbirlerine güven aşılayabilmelidirler. İnanç birlikteliğinin ortaya çıkarmış olduğu kardeşlik bilinci bunu gerektirmektedir. Davaya mensup herhangi bir ferdin başına gelebilecek bir bela, eğer diğer dava erlerini harekete geçirmiyorsa güvensizlik vücuda gelir. Harekete geçme, birilerinin dürtmesiyle değil, kendiliğinden meydana gelmelidir. Her bir dava eri, diğerlerine karşı sorumludur. Bu sorumluluk bilinciyle sıkıntıya maruz kalan herhangi bir kardeşinin acısına ortak olabilmeli, o acıyı hafifletme noktasında üzerine düşeni yerine getirebilmelidir. Gösterilecek destek, bire bir tanışmışlığın dışına taşan ulvi bir nitelikle bezenmiştir. Aynı zihni dünyanın taşıyıcıları olmaları ve yürek birlikteliğine sahip olmaları onlar için yeterli tek gerekçe olmalıdır. Aslında davanın taşıyıcıları çokluk içinde birliği temsil etmektedirler. Her ne kadar fiziken birbirlerinden uzak mesafede bulunsalar da, farklı karakter yapılarına sahip olsalar da hepsinin zihin dünyaları aşağı yukarı birbirlerine yakındır. Buna karşın, teferruattaki farklılıkları gerekçe göstererek bireyselleşmeye doğru yönelmek, diğerlerine karşı olan sorumlulukların törpülenmesine neden olacağı için mesuliyeti çok fazladır. Bu türden ayrıntılar, dava erlerini gerçek misyonlarını ifa etme noktasında olumsuz yönde etkileyerek davanın selametini zedeler. Bundan dolayıdır ki, parçalara yoğunlaşarak bütünü gözden ırak tutmak faydanın tersine zarar getireceğinden uygun zaman gelene kadar üstünün örtülmesi gerekir.

Dava eri, sarp bir yokuşu tırmanmaya çalışan kişiye benzer. Yokuşu tırmandıkça yorgunluk, terleme, iç sıkıntısı meydana gelir. Fakat hedefine ulaşma zorunluluğunun vermiş olduğu inanç, tüm bu negatif görüngülerin pozitif hallere dönüşmesini sağlar ve iştiyakla doğru olarak bilinen yolda ilerlemenin devam ettirilmesini mümkün hale getirir.

Önceki ve Sonraki Yazılar