1. YAZARLAR

  2. Yalçın AKDOĞAN

  3. Darbeci zihniyet ve otoriterlik
Yalçın AKDOĞAN

Yalçın AKDOĞAN

Yalçın AKDOĞAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Darbeci zihniyet ve otoriterlik

A+A-

 28 Şubat postmodern darbesiyle ilgili yargılama başladı. AK Parti'nin 12 Eylül halkoylamasıyla gerçekleştirdiği reformlar sayesinde darbelere hukuki zeminde hesap sorulabilmesi tarihi bir olaydır. Ergenekon davası bir yönüyle darbeye teşebbüs iddialarını aydınlatırken, 28 Şubat davası fiilen gerçekleşen ve hayatın her alanında büyük tahribat oluşturan bir darbeyi masaya yatırıyor.

28 Şubat süreci irtica iddialarıyla belli toplum kesimlerine darbe vurmayı hedeflemesine rağmen, Türkiye'nin üzerinden silindir gibi geçmiş ve ülkeye çok büyük zararlar vermiştir. Seçilmiş iktidarı alaşağı eden bu müdahale, sadece siyaseti tanzim etmeye soyunmamış, toplum mühendisliği gibi yıkıcı etkiler yapan girişimlerde de bulunmuştur. Sermaye, medya, sivil toplum, üniversiteler, cemaatler, bürokrasi postmodern darbenin baskısı altında inim inim inlemiştir. Yapılan haksızlıklar, yaşanan dramlar arş-ı a'layı inletmiştir.

O dönemde cemaatler öncelikli tehdit olarak hedefe konulmuş ve büyük zulümler görmüştür. Fethullah Gülen ve Esad Coşan yurtdışında yaşamak zorunda kalmıştır. Milli Gençlik Vakfı, Sahabe Eğitim Vakfı, Zehra Vakfı, Gebze Hizmet Vakfı gibi 21 vakıf keyfi gerekçelerle kapatılmıştır. Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım domuz bağıyla katledilirken, İskender Paşa cemaati lideri Esad Coşan Avustralya'da şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Toplum mühendisliği girişimleri bazen yargı marifetiyle, bazen bürokratik baskılarla, bazen de daha kirli yöntemlerle tezahür etmiştir. Binlerce bürokrat işinden edilmiş, küçük esnafa kadar tasfiye operasyonları sürdürülmüştür.

***

Askeri darbelere çanak tutan, zemin hazırlayan, destek veren, alkış tutan kesimler bu büyük suça manen veya maddeden ortaktır. Kimisi için ayıp, kimisi için günah, kimisi için suç sayılabilecek ortaklıklar tarihe utanç vesilesi olarak geçmiştir.

28 Şubat sürecinde hükümetin hataları, eksiklikleri elbette eleştiri konusu yapılabilir, ancak şu bir gerçektir: Refah Partisi iktidara geldiği andan itibaren düğmeye basılmıştır ve hükümetin yapıp ettiklerinden bağımsız olarak bir linç kampanyası başlatılmıştır. Refah Partisi'nin söylemleri veya eylemleri değil, siyasi varlığı bir sorun ve tehlike olarak görülmüştür.

Kendi siyasi beceriksizliğini askere havale eden muhalefetin darbelerden medet uman anlayışı maalesef zayıflamış ama ortadan kalkmamıştır.

Pazartesi günü Adli Yıl töreninde Türkiye Barolar Birliği Başkanı'nın hükümete yönelik tavrı 28 Şubat sürecinde siyasetçiye yönelen nahoş tavırları hatıra getirmiştir.

Brifinglerle, salon toplantılarıyla seçilmiş iktidarı değersizleştirmeye çalışmak 28 Şubat sürecinin temel yöntemidir. Siyasetçiyi itibarsızlaştırmanın demokrasiye hizmet etmeyeceği çok açıktır.

Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun başörtülü avukatlar konusundaki tahammülsüz tavrı bilinmesine rağmen salonda demokrasi nutku atabilmiştir. Feyzioğlu isminin Türk siyasetindeki hatırası hiç de demokrat bir şöhreti simgelememektedir. 27 Mayıs darbesinden sonra kurulan Milli Komite hükümetlerinde görev yapan, 1961 anayasasını hazırlayan komisyonun başkanlığını yapan Turhan Feyzioğlu tam da darbe dönemlerinin aktörlüğüyle anılmaktadır. Feyzioğlu'nun yapımında rol oynadığı 1961 Anayasası ise torun Feyzioğlu'nun eleştirdiği otoriter yapının hukuki zeminini hazırlamıştır. Vesayet rejimi 1961'de Türkiye'nin başına bela olmuştur.

Serap Yazıcı bu düzenlemeyi 'en büyük günahın sahibi' olarak niteler. Anayasa hocası Ergun Özbudun'a göre '27 Mayıs'ta, 1876 Anayasası'nın bile yasakladığı olağanüstü bir yargı kurulmuştur. Yargılama süreci hukuksuzluklarla doludur. Bu hukuksuz yargılanma neticesinde verilen idam cezaları haksız bir hüküm olarak tarihe geçecektir.'

Levent Köker, asıl otoriter anlayışın 1961'de nasıl filizlendiğini şöyle anlatır: 'Devletin güvenliği için kendi kontrol mekanizmalarını kuran yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılıyor. Halkın kendisi için neyin iyi olacağına karar veremeyeceği düşünüldüğünden, buna bürokratlar karar veriyor.'

İşte AK Parti o dönemden beri gelin vesayet sistemini değiştirmekte, ülkeyi demokratikleştirmekte ve darbelerin izlerini silmeye çalışmaktadır. Otoriter sistemi kuran zihniyetin bu yapıyı değiştirmek için mücadele eden AK Parti'yi otoriterlikle eleştirmesi çok komik düşüyor.

yenişafak

Önceki ve Sonraki Yazılar