1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. 'Daha Neyi Bekliyorsunuz?'
'Daha Neyi Bekliyorsunuz?'

'Daha Neyi Bekliyorsunuz?'

A+A-

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, partisinin Meclis Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Kerkük'te elim bir saldırı sonucu yaşamını yitiren Türkmenlere Allah'tan rahmet, ailelerine ve Türkmen halkına başsağlığı dileklerini ileterek, barışı ve istikrarı arayan Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren bu tür saldırıların biran önce son bulması temennisini dile getirdi.

Türkiye'nin her kesiminden demokrat çevrelerin yıllardan beri tartışmasız olarak gündemlerinin birinci sırasında tuttukları can alıcı bir konu bulunduğunu belirten Türk, bu konunun demokratik siyaset ve bunun önünde engel olan vesayet rejimi olduğunu söyledi. Şu anda, asker-yargı-polis ve bir bütün bürokrasi vesayeti altında inim inim inleyen bir Türkiye gerçekliği bulunduğunu belirten Türk, militarizmin etkisinden kurtulmayan bir siyaset kurumunun özgürleşemeyeceğini ifade etti. Bugünkü sistemin savunulacak yanı kalmadığını ifade eden Türk, bu vesayet rejiminde ısrar edenler ve demokratikleşmenin önünde bir set gibi duranların, bu rejimin meşruiyeti, yasallığı ve egemenliğinin tartışılır duruma gelmek üzere olduğunu bilmesi gerektiğini söyledi.

İran'da günlerden beri olup bitenleri yakından takip ettiklerini kaydeden Türk, halkın meşru ve önü alınamaz demokrasi talebinin, bin yıllık devlet geleneği olan bir ülkenin rejimini bile tartışmalı hale getirdiğini söyledi.

Türkiye'nin gerek siyaset kurumu, medya dünyası, sivil toplumu, aydınları, yazarları, sanatçıları ve tüm demokratik kamuoyunun, gerekse de bütün bunları vesayet altında tutan kurumsal statükosunun bu durumdan dersler çıkarmak zorunda olduklarını belirten Türk, "Şimdi seçkinci siyasetin öncüleri diyecekler ki 'İran ile Türkiye'nin ne benzerliği var?' Onlar sormadan biz cevap verelim. Kimse başını kuma gömüp kandırmasın. Adı ister İslami cumhuriyet olsun, isterse laik cumhuriyet olsun, eğer bir rejimin temel niteliği otoriter vesayetçilik ise bu her iki cumhuriyet de aynı meşruiyet krizini yaşamaya mahkumdur. Demokratik olmayan hiçbir cumhuriyetin, yaşadığımız bölgede, bu dünya konjonktüründe bu şekilde devam etmesi mümkün değildir" diye konuştu.

"BELGE SAHTEDİR VEYA GERÇEKTİR ŞEKLİNDEKİ SUNİ TARTIŞMALARLA ASLINDA YAPILMAK İSTENEN, VESAYET REJİMİNİ MEŞRULAŞTIRMAKTIR"

Kamuoyunun günlerdir demokrasiyi hedef alan bir belgenin sahte olup olmadığını tartıştığına işaret eden Türk, gerçeklerin adeta ters yüz edildiğini öne sürerek şunları kaydetti:

"Gerçekten sorun, bu belgenin sahte olup olmaması mı? Hadi diyelim ki sahte çıktı, peki bu sonuç, ülkede askeri vesayetin, darbe girişimlerinin olmadığı anlamına mı gelecek? Veya ülkedeki askeri vesayetin varlığı, bu belgenin gerçek çıkmasıyla mı kanıtlanmış olacak? Bu kadar basit ve sığ bir yaklaşım olabilir mi? Belge sahte çıksa ne olacak, gerçek çıksa ne olacak. Sonuçta yaşanan bir yığın olay var. Bu ülke ne cenderelerden geçti.

Askeri vesayeti sürdürenler, bunu, laikliği, ulus-devleti koruma adı altında halen sürdürmüyor mu? Askerler, 'AB yasaları bizim önümüzü kesiyor' dedikten sonra AB reformları rafa kaldırılmadı mı? Diyarbakır Milletvekilimiz Akın Birdal İHD Genel Başkanıyken bir andıç sonucu suikaste uğramadı mı? Gazeteciler işlerinden atılmadı mı? Hrant Dink bazı devlet görevlilerinin sorumluluğunda katledilmedi mi Düşüncelerinden dolayı insanlar hakkında dava açılmıyor mu? Çocuklar bile onlarca yıl ağır hapis cezasıyla yargılanmıyor mu? Sivil mahkemede 39 yıl hapis cezası alan Şemdinli çetesi, askeri mahkeme tarafından bir günde salıverilmedi mi? Asker istedi diye Van Savcısı ve Emniyet İstihbarat Şefi görevlerinden alınmadı mı? Daha geçen yıl Kürtleri rahatsız etmeyi öngören bir takım karanlık eylemlerin yer aldığı Bilgi Destek Eylem Planı ortaya çıkmadı mı? Çıktı.

Peki daha neyi araştırıyorsunuz, neyin peşindesiniz? Bunca deneyimden sonra, çıkıp toplumun karşısına 'belge sahte de olabilir gerçek de' demenin bir anlamı var mı? Şimdi 'belge sahtedir veya gerçektir' şeklindeki suni tartışmalarla aslında yapılmak istenen, vesayet rejimini meşrulaştırmaktır. Yarın çıkıp 'belge sahtedir' diyebilirler. Böylece topluma da, 'bakın siyasete müdahale etmeyi planlayan böyle bir girişim yokmuş' diyecekler. Böylece varolan vesayet düzenini sürdürmeye devam edecekler. Olay bundan ibarettir."

"KARARLI BİR MÜCADELE SÜRECİ BAŞLATILMALIDIR"

Hükümet kendisine, demokrasiye ve halk iradesine karşı yönelen bu tür karanlık girişimler karşısında bir siyasi irade olarak ortaya çıkmadıkça bu ülkenin daha çok andıçlar göreceğini ifade eden Türk, 12 Eylül darbe Anayasası varlığını sürdürdükçe bundan güç alan statüko ve militarizmin toplumu zaptı-rapt altına almaya devam edeceğini ifade etti. Boş söylemlerle, hamasi nutuklarla, tribünlere selam yollayan mesajlarla bu vesayete karşı mücadele yürütülemeyeceğini dile getiren Türk, "Hükümet samimiyse, arkasına kamuoyu ve halk desteğini de alarak, darbe girişimlerine karşı etkin bir siyasi, demokratik ve hukuki mücadele başlatır. Demokratik bir sisteme geçiş, demokrasi alanında atılacak köklü adımlarla mümkün olabilir. Demokratik reformlar hayata geçirildiği oranda ancak, andıçlar, fişlemeler ve darbe girişimleri engellenebilir" dedi.

Başbakan'a ve hükümete, 'Bu vesayet rejimini sürdürmeye çalışanlara karşı sizin eylem planınız nedir?' sorusunu yönelten Türk, sorumlu ve yapıcı muhalefetin bir gereği olarak hükümetin izlemesi gereken yol haritasına ilişkin olarak önerilerde bulunmak istediğini söyledi. Türk, hükümetin günübirlik açıklamalarla bu olayları geçiştirmek yerine, kararlı bir demokratik, siyasi ve hukuki mücadele sürecini başlatması, Parlamentoda biran önce darbeler ve andıçlar sürecini bütün boyutlarıyla araştırıp, gerekli önlemleri tespit edecek bir meclis araştırma komisyonu kurulması gerektiğini söyledi. Asker üzerinde etkin bir denetim mekanizması geliştirilmesi gerektiğini savunan Türk, bunun yolunun da Genelkurmay Başkanlığı'nın Başbakan'a bağlı bir kurum olmaktan çıkartılıp, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmasından geçtiğini ifade etti.

"GEREĞİNİ YAPARIZ DEYİP ARDINDAN KONUYU SOĞUTMAK SAMİMİYETSİZLİK"

Türkiye'de vesayete karşı mücadelenin en önemli aşamalarının başında, Kürt sorunu konusunda atılacak adımların geldiğini öne süren Türk, askeri vesayetin dayandığı en önemli zemini, Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve yaşanan çatışmalı ortamın oluşturduğunu belirtti. Türk, terörle mücadele adı altında yürütülenin de askeri vesayet rejiminin ta kendisi olduğunu ifade etti.

Sıraladığı somut öneriler konusunda adımlar atıldığı ölçüde siyasi iktidarın vesayetle mücadelesinde samimi olduğuna inanacaklarını kaydeden Türk, "Yoksa 'gereğini yaparız' deyip, ardından konuyu soğutmaya çalışmak, hiçbir adım atmamak, samimiyetsizliği gösterir. Bu nedenle, hükümet önemli ve tarihi bir sınavla karşı karşıyadır. Eğer ciddi ve etkili bir mücadele süreci başlatırsa muhalefet, medya ve demokratik kamuoyu bu sivilleşme mücadelesine büyük destek verecektir. Bunun aksinin ise ülkemiz açısından, demokrasi açısından, halkımızın geleceği açısından derin yaralara yol açacağının bilinmesi gerekir" diye konuştu.

"SAĞ GÖSTERİP SOL VURUYORLAR"

DTP'ye yönelik hukuksuz operasyonların halen sürdürüldüğünü belirten Türk, dün DTP'nin Dersim teşkilatının 30 üyesinin, hukuksuz bir şekilde gözaltına alındığını savundu. Bu andıçla başlayan baskı ve yıldırma sürecinin tüm hızıyla devam ettiğini söyleyen Türk, "Sağ gösterilip sol vuruluyor. AK Parti hedefmiş gibi yansıtılıp, DTP ve muhalif güçlere karşı operasyon yürütülüyor" dedi.

Demokrasi mücadelesi vermek için önce demokrat olmak gerektiğini dile getiren Türk, demokratlığın da hedefi kim olursa olsun bu tür karanlık yapılara karşı bir bütün olarak karşı durmayı gerektirdiğini belirtti. Türk şunları kaydetti:

"Ötekine dokunabilirsiniz, ama bana karışmayın demek ucuz bir demokratlıktır. Ucuz demokratlarla militarizme, vesayete karşı bir mücadele yürütülmesi zaten olanaklı değildir. Umarız Sayın Başbakan bu yaşananlardan gerekli dersi çıkartır ve tutarlı bir demokrat olmayı başarır. Yoksa bizim gibi Türkiye'nin en büyük demokrasi güçleri, AK Parti'nin bu cemaatle birlikte yeni bir vesayet sistemi kurmaya çalıştığına ya da mevcut vesayet rejimi ile pazarlık yaptığına kani olacaktır."

Geçtiğimiz günlerde Digor Mahkemesi'nin, Kürtçe'nin yasaklanmasının anlamsızlığına dikkat çeken önemli bir kararın altında imza attığını hatırlatan Türk, demokratik tartışmaların önünü açacak olan bu kararın doğal olarak kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdığını ve destek gördüğünü söyledi. Bu kararın yarattığı olumlu r,üzgarın fazla uzun sürmediğini belirten Türk, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Digor kararına karşı misilleme yaparcasına grup toplantısında yaptığı Kürtçe konuşmayla ilgili verilen takipsizlik kararını iptal ettiğini anlattı. Türk, Ergenekon'un siyasetteki sivil uzantılarının yaptığı itiraz sonucu bu kararın alınmış olmasının da ayrıca manidar olduğunu dile getirdi.

DTP Genel Başkan Türk, muhalefet partilerinin tüm itirazlarına rağmen AK Parti'nin ısrarla ve dayatmayla kendi çoğunluğuna dayanarak Genel Kurul'dan geçirdiği mayın temizleme yasasına karşı hukuki bir süreç başladığını hatırlatarak, Meclis'teki muhalefet partileri olarak, bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne gitmeye hazırlandıklarını söyledi. Türk, sorumlu muhalefetin gereği olarak, bu hukuksuzluğun giderilmesi için yasanın Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesini onayladıklarını ve imzaladıklarını söyledi.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.