1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. Daha Ne Kadar Öleceğiz ?
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Daha Ne Kadar Öleceğiz ?

A+A-

Kürt sorunu, adeta ölümcül bir hastalık gibi Kürt-Türk insanların canını almaya devam etmektedir. Bu hastalığın tedavisi için, acil serviste yaptığı birkaç ağrı kesici iğne ile umut vaad eden Başbakan, her fırsatta benden umudu kesin dercesine serzenişlerde bulunur oldu. Korkunç olan da hastalığın can almaya devam ettiği halde, Kürt sorunu bitmiştir deyip hastanın/hastalığın tedavisini, kendi kaderine terk etmesidir. Ne acıdır ki ağrı kesicilerle ölümcül hastalığın şifa bulduğunu söylemek, daha çok öleceğiz anlamı taşımaktadır. Oysa Başbakan’ın acil serviste yaptığı birkaç ağrı kesici iğne sonrası, hastayı tedaviye alacak diye ne çok umutlanmıştık ve sevinmiştik. Ama nafile…

  

Nafile, çünkü hava bültenlerinde Kürdistan illerinde havanın güneşli olduğu gösterilse de, gök gürültüsü hiç eksik olmuyor. Oysa cemreler düşeli ve Nisan yağmurları yağalı çok oldu. Ama ne cemrelerin düşmesine ve yağmurun yağmasına sevinebildik, ne de binbir çeşit bahar çiçeklerinin güzelliğini gönlümüzce seyre çıkabildik… Çünkü baharın gelmesiyle yağmur damlaları, kandamlalarına karışarak toprağa damladı. Zira savaş uçakların gölgesinde bunu yaşamak mümkün değil.

.

Evet, maalesef ani gök gürültüleri yağmurun habercisi değil, adeta savaş uçaklarından bombaların yağmasının habercisi. Bu gök gürültüsü kır çiçeklerin, dağ güllerin yağmura kavuşması değil, gencecik yoksul Kürt- Türk fidanlarının kanlarının toprağa damlaması demektir.

 

Zira güneş ışınları kızıştıkça, havalar ısındıkça haber bültenlerine düşen can yakıcı Kürt-Türk genç fidanların ölüm haberleri, gün geçtikte artmaktadır.

 

Bütün bunlar gösteriyor ki bu ülkenin Ahmediyle, Mehmediyle binlerce “adet” insanın ölümü, kimsenin gözüne gelmiyor. Anlaşılan, birileri bir “miktar” daha bu ülkenin insanlarının ölmesini buyurmaktadır. Ya da birilerine göre insanların öldürülmesi, anlaşılan henüz varılması gereken “âdete” ulaşılmış değil.

 

Kim bilir, daha öldürülmesi gereken kaç “figüran” var.

 

Ne de olsa “kanı” ve “ölümü” kutsayan bir kültürün meşruiyeti söz konusu. Dahası kan ve ölüm kültürün mimarları, ölümü ve öldürmeyi “vatanseverlik” olarak telkin etmekteler. Yoksa insanların sinek gibi öldürülmeleri, doğal bir hal alması hiç mümkün mü?

 

***

Hele Başbakan… Nerde o ilk yola çıktığı dönemlerde konuşurken yüreğimize su serpen Başbakan. O eski halinden, maalesef eser kalmamış. Mağdur olmasından olsa gerek, her konuşması, yüreklerimize su serperdi; öfkemizi dindirirdi. Mağdurların hislerine tercümandı. Ama özellikle yaklaşık son bir yıldır, her konuşması, içimizi acıtıyor, yüreğimizi ağzımıza getiriyor.

.

Dahası, yok dinsizmiş, zerdüştmüş, Kürt sorunu yokmuş, terör sorunu varmış ve hele adeta her konuşmasının nakaratı olan, vazgeçilmez tek tekleri akılmaz bir tavırdır tutmuş gidiyor. Hele Uludere ile ilgili militarist refleksleri ve statükocu tavrı anlaşılır gibi değil.

 

Demek Başbakan’ın açısında tek sorun, statükoya kimin sahip olmasıymış.

 

İşte bütün bunlar Kürtler için bir şeylerin değişmediğini, sadece statükonun el değiştiğini gösteriyor.

 

Ayrıca, PKK’ ye dinsiz demekle Zerdüşt demekle, Kürtlerin doğuştan var olan haklarını yok sayılma gerekçesi olamaz. Velev ki PKK ya da Kürtler Zerdüştür.. Bu Kürtlerin temel haklarının verilmesine ne dinen, ne de hukuken engel değil. … Zira kimse Kürt halkının temel haklarını ve Kürt sorunu “dinsizlerin” “Zerdüştlerin” usul ve kaidelerine göre çöz, demiyor. Başbakan’ın bir Müslüman olarak İslâmiyet’in bütün kavimlere ve Kürtlere de tanıdığı hakları tanıması yeterli. Hem Kürtlerin temel hakları neden PKK’ ye endeksleniyor ki?

 

Hele Başbakan’ın dün kızdıklarına bu gün kendisinin benzemesi, oldukça manidardır. Ve kızdıklarına benzediğini söyleyenlere, yüksek perdeden kızması ise ziyadesiyle trajikomik bir durumdur.

 

Zira Şemdinli’deki kitap evini bombalayan Büyükanıt’ın iyi çocukları ile Başbakan’ın övündüğü, teşekkür ettiği ve samimi bulduğu Uludere’de 34 “insanını” bombalayan güvenlik güçleri, arasında ne fark var? Ya da Tansu Çillerin kurşun atan da, kurşun yiyende kahramandır, dediği çocuklar… Bütün bunlar Kürtleri öldürmenin ne derece kahramanlık olarak telkin edildiğinin tezahürdür. Kürtler için hiç değişmeyen acı gerçekse, her dönemin aktörleri kendilerince iyi çocukları, Kürtleri imha etmeleridir.

 

Kısacası Kürt sorunun çözümü için, “ölme” ve “öldürme” politikaları henüz “cazibesini” yitirmiş değil. Ne de olsa bu politikaları uygulayanların çocuklarına bişey olmuyor.

 

Evet, gelinen noktada Başbakan’ın acil serviste arada bir yaptığı ağrı kesici iğnelerle yatıştırdığı hastayı/hasatalığı, bu günlerde her ne hikmetse yüzüne bile bakmak istemiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.