1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Dağlıca ve Aktütün’de derin-TSK ve derin-PKK Elele
Dağlıca ve Aktütün’de derin-TSK ve derin-PKK Elele

Dağlıca ve Aktütün’de derin-TSK ve derin-PKK Elele

A+A-

Dağlıca ve Aktütün’de Derin-TSK ve Derin-PKK Elele

Taraf Gazetesi, 17 askerin hayatını kaybettiği Aktütün baskını ile ilgili bir haberinde iki tane fotoğraf sunmuştu. Bunlardan birincisi, Dağlıca baskınından 15 gün sonra, dönemin 2. Ordu Komutanı Hasan Iğsız (şimdi Genelkurmay İkinci Başkanı) tarafından Dağlıca Taburu komutanı Yarbay Onur Dirik'e başarı plaketi verirken çekilen fotoğraf … İkincisi, Akütün Karakolu'na düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Uzman Çavuş Hasan Aygör'ün cenazesindeki ailesinin acılı görüntülerini yansıtan fotoğraf…

Birincisinin üstüne, “Bu fotoğraf olmasaydı…” ikincisinin üstüne de, “Bu fotoğraf olmayacaktı!” notunu düşmüştü. Taraf’ın vermeye çalıştığı mesaj açıktı: “Eğer Dağlıca Baskını'nda ihmali, hatta ihmalden öte ihaneti, olan Onur Dirik’ten hesap sorulsaydı Aktütün baskını gerçekleşmeyecekti!” Benim şahsen çıkardığım diğer bir mesaj da şudur: Dirik gibi bazı kirli işler için kullanılan insanlar Genelkurmay’daki bazı üst düzey askeri bürokratlar tarafından korunmaktadırlar.

Aktütün baskınında olduğu gibi Dağlıca başkınının da Genelkurmay tarafından daha önceden bilindiği halde önlem alınmadığını belgeleriyle beraber kamuoyuna duyuran da Taraf gazetesiydi (25 Haziran 2008). Genelkurmay, bir süre sessiz kaldıktan sonra yarım ağızla dahi olsa Taraf’ın belgelerini doğrulamak zorunda kalmıştı. Ergenekon Soruşturma dosyalarındaki (özellikle 354 nolu klasördeki) bilgilerden yararlanarak Dağıca baskını esnasında düğünde eğlenen, önlem almayarak onlarca askeri göz göre göre ölüme gönderen Onur Dirik’in Ergenekon Terör Çetesi’yle olan ilişkisini gündeme getiren de Taraf Gazetesi’ydi.

Bu gibi kirli ilişkileri deşifre eden Taraf, hem Dirik gibi askerlere arka çıkan Genelkurmay hem de “Genelkurmay’ın Türkiye’yi Biçimlendirme Planı” gereği (ki bu illegal planı kamuoyuna duyuran da Taraf’tı; http://www.taraf.com.tr/haber/10772.htm) güdümüne aldığı Uğur Dündar (StarTV), Fatih Altaylı (Habertürk) ve Oray Eğin (Akşam) gibi “Apoletli gazeteciler” tarafından baskı altına alınarak susturulmaya çalışılıyor.

Taraf’ın Aktütün Baskını hakkındaki haberinden hemen sonra Aydın Doğan’ın StarTV’si (Uğur Dündar) ve Vatan Gazetesi devreye sokularak disinformasyona (kasden yanlış haber vermeye) başladılar: “Taraf’ın haberindeki fotoğraflar sahte çıktı” (Vatanim.com.tr, 17 Ekim 2008), “Görüntüler Kandil Dağı ve Aktütün'ün 20 km ötesindeki Keri tepesine ait” (Star TV). “Sahte” dedikleri fotoğraflar gerçekten de sahteydi çünkü Uğur Dündar, Genelkurmay tarafından kendisine verilen disinformasyon görevini tam yapmak için Taraf’a ait olmayan fotoğrafları kullandı. Artı, görüntüler hakkında Taraf da iddia edilenin aksini yazmadı zaten, Taraf’ın sözkonusu haberinde, “Burası Aktütün’e 25 km mesafede” ifadesi geçiyordu.

Uğur Dündar gibi “Resmi hizmete mahsus” gazetecilerin oluşturduğu havadan istifade eden Genelkurmay İkinci Başkanı Hasan Iğsız (Onur Dirik’e ödül veren şahıs) birkaç gün önce karşımıza çıkıp, soruşturmayı bitirdiklerini, Taraf’ın gündeme getirdiği görüntülerin yalan olduğunu, istihbarat konusunda herhangi bir zaafları olmadığını anlatarak olayın üstünü kapatmaya çalıştı. İnsan soramadan edemiyor: madem Taraf’ın haberi yalandı ve elinizde bütün doğru belgeler vardı, neden Taraf’ı yalanlamak için tam dört gün beklemek zorunda kaldınız? Anlaşılan bazı işler için kılıf uydurmak epey zaman alıyor bu günlerde!

Daha önce Dağlıca Baskını’nda kabahati kesin olan Onur Dirik’e ödül veren, “Aktütün Sınır Karakolu'nda meydana gelen çatışmada en ufak bir zafiyet ortaya çıkmadığını” söyleyerek Taraf’ı yalanlamaya çalışan Iğsız, beceriksizliklerinin faturasını Barzani’ye kesmeyi ve Güney Kürdistan’ı hedef almayı ihmal etmiyor (http://www.taraf.com.tr/haber/18465.htm): “Irak’ın kuzeyindeki yerel yönetimin hiçbir şekilde desteğini alamadıklarını da söyleyen Iğsız” Barzani’nin kendilerine “Korucu Başı”lık yapmasını bekliyorlar anlaşılan. “Buradaki (Irak’ın kuzeyindeki) yol, hastane gibi imkanların da terör örgütüne sunulduğunu belirtti. Iğsız, Irak’ın kuzeyindeki yönetimden PKK’yı terör örgütü olarak kabul edip örgüte verilen desteğin ortadan kaldırılması beklediklerini” söyleyen Iğsız’ın ifadelerinden, Aktütün Baskını’nın da tıpkı Dağlıca Baskını gibi Güney Kürdistan’ı işgal etmek için planlandığını akla getiriyor.

Kabahatini ve beceriksizliğini örtbas etmek için kılıf uyduran, manipüle edilmesi kolay olan görüntülere odaklanan Genelkurmay ve güdümündeki gazeteciler, Taraf’ın gündeme getirdiği şu dört delili ısrarla dikkatlerden kacırmaya çalışıyorlar: 1) Kurmay Binbaşı Zafer Kılıç imzalı, 'HRK.: 3070-69254- 08/HRK. MRK.' No'lu ve 29 Eylül 2008 tarihli İç Güvenlik Hareket Günlük Durum Raporu. 2) 2 Ekim 2008 tarihli, nöbetçi Kurmay Yarbay Ferdi Korkmaz imzalı 'HRK.: 3070-69254- 08/HRK. MRK.' No'lu İç Güvenlik Hareket Durum Raporu. 3) 4 Ekim 2008 tarihli, Kurmay Yarbay Ferdi Korkmaz imzalı 'HRK.:3070-69293-08/HRK. MRK.' No'lu İç Güvenlik Hareket Durum Raporu. 4) ABD ile anlık istihbarat paylaşımı çerçevesinde 5 Eylül, 2 Ekim ve 3 Ekim tarihlerine ait farklı bölgelerde çekilen PKK'lıları yürürken ve mevzi kazarken gösteren İnsansız Hava Aracı görüntüleri.
Iğsız’ın paralelinde açıklama yapan Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner’in ifadelerine Ahmet Altan, “Böyle Olmaz…” başlıklı 28 Ekim 2008 tarihli yazısında şunları yazdı (http://www.taraf.com.tr/makale/2419.htm):

“Kara Kuvvetleri Komutanı, Aktütün’de olanları dürüstçe ve açıkça anlatmıyor. O yüzden bütün konuşması çelişkilerle dolu. Zaten açıklaması temel bir çelişkiyle başlıyor: ‘Hiçbir istihbarat zaafımız yoktur,’ diyor... Sonra da, ‘Aktütün’e baskın yapılacağını bilmiyorduk’ diyor. Hangisi doğru? İstihbarat zaafınız yoksa baskın yapılacağını biliyordunuz, baskın yapılacağını bilmiyorsanız istihbarat zaafınız vardı. (…) Ardından, ‘biz baskına karşı zaten oraya takviye gönderdik’ diyor. Baskın olacağını biliyor muydunuz, bilmiyor muydunuz? Biliyorsanız niye önlem almadınız, bilmiyorsanız, ‘olacağını bilmediğiniz bir baskına karşı takviye göndermek’ ne anlama geliyor?”

“…Biz, Genelkurmay’ın Aktütün baskınını uçaklardan gelen görüntülerle ‘naklen izlediğini’ yazdık. General de aynı şeyi söylüyor. ‘Baskını iki saat görüntülerden izledik’ diyor. Orada da işte baştan beri sorduğumuz şu dehşet verici soru çıkıyor karşımıza. ‘Baskını naklen izliyorsunuz da o 17 çocuk nasıl ve neden ölüyor?’ Bir general dürüst olmalı. Bir açıklama yapıyorsa, halkına bütün gerçekleri açıklamalı. Gerçekler, bizim sorduğumuz soruların cevaplarında yatıyor. O cevaplar nerede?”

Genelkurmay, Uğur Dündar gibi “Apoletli gazeteciler”in bazılarını disinformasyon için devreye sokarken Fatih Altaylı ve Oray Eğin gibi diğer bazılarını da Taraf’ı yıpratmak için kullanıyor; onlar da Yaşar Büyükanıt’ın daha önce yoğurduğu çamuru Taraf’ın üstüne sıçratarak itibarını yok etmeye çalışıyorlar. 20 Haziran 2008 tarihli haberiyle Genelkurmay’in “Türkiye’yi Biçimlendirme Planı”nı ortaya çıkararan Taraf’a verecek tatmin edici bir cevabı olmayan (zamanın) Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Sabah’tan Muharrem Sarıkaya’ya verdiği mülakatta, “O gazeteyi finanse eden kim, siz ona bakın!” diyerek Taraf’a çamur atmıştı.

Büyükanit’ın işaretinden sonra görevi devralan Oray Eğin, “Belgeler artık bu merkeze sızıyor” (25 Haziran 2008, Aksam; http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=121852,10,6) ve “Cemaat ve Taraf kardeşliği” (26 Haziran 2008, http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=121911,10,6) gibi yazılarıyla “Taraf’ı yıpratma görevi”ne başladı. Ahmet Altan, 18 Temmuz 2008 tarihli “Yalanlar, gerçekler, sorular...” başlıklı yazısında “Taraf’ın finansörü” dahil birçok iddiaya çok net cevaplar verdiği halde (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=149357) Eğin 4 Eylül 2008 tarih ve “İşte Taraf’ın para kaynağı” başlıklı yazısıyla eline tutuşturulanları tekrarlamaya devam etti (http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=128750,10,6).

Kendilerine yönelik saldırıların psikolojik harbin bir parçası olduğunun ve üzerlerine gönderilen kişilerin “Gazeteci” kisveli “Resmi görevliler” olduğunun farkında olan Altan, sözkonusu yazısında şunları yazdı: “Para kaynağı, bu gazetenin sahipleri... Epeyce zorlanıyorlar... Bu zor durumda sadece Mehmet Betil yardım etti, gerekirse de ortak olacak... Başka bir kaynak olduğunu gösterin, gazeteyi kapatalım. Benim söylediklerimin doğru olmadığını gösteren tek bir belge ya da tek bir ‘işaret’ bulun, bir daha gazetecilik yapmayayım… Hadi, bütün gazete patronları hesaplarını açıklasın... Biz varız... Siz var mısınız? Yetiyor mu cesaretiniz? O yazıları basan patronlarınızın cesareti yetiyor mu? Cesaretleri yetiyorsa, hodri meydan. (…) “Bu yazdıklarımdan sonra yalanlarından vazgeçecekler mi? Sanmam... Çünkü görevleri yalan söylemek... Ve utanmamak.”

Altan, “Gazeteci” kisveli “Utanmazları” bilecek kadar tecrübeli bir gazeteci… Fatih Altaylı da “Meslektaşı” Eğin’in Altan tarafından cevaplandırılan iddialarını yaklaşık bir buçuk ay sonra yeniden gündeme getirerek “Utanmazlığı”nı gösterdi (“Kimden taraf,” 16 Ekim 2008, Haberturk.com; http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=8901 ve “Herkes elestirilebilir ama” 17 Ekim 2008, Haberturk.com; http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=8908). Ahmet Altan tekrar cevap verse Altaylı utanacak mı? Hiç sanmıyorum; ar damarı hasarlı olmasaydı Altan’ın cevabından sonra böyle yazıları kaleme bile almazdı.

Bir gazeteci bile bile yalan söylemek için çok tedirgin olmalı. Aynı tedirginliği, özellikle Ergenekon Davası’nın başlamasıyla Genelkurmay’daki bazı askeri bürokratlarda da görüyorum. Bu tedirginliğin salt suçluluk psikolojisinden kaynaklandığını sanmıyorum, daha ciddi sebepler olmalı. Dağlıca’da da buna benzer bir psikoloji vardı, bazı askeri burokratlar burunlarından soluyorlardı; alel acele baskının üstünü örttüler çünkü orada çok açık bir ihanet vardı (aşağıda bunun detayını göreceksiniz). Dağlıca Baskını, (Güney Kürdistan’a saldırmanın yanında) Türkiye’yi karıştırıp bir darbe zemini hazırlamak için derin-TSK içindeki Ergenekoncu zevatın derin-PKK’lılara yaptırdığı planlı bir senaryoydu. Baskını yapanların PKK kılığına sokulan sivil askerler olduğu iddiası bile var (at iziyle it izi birbirine karışmış durumda; kimin derin-TSK, kimin derin-PKK elemanı olduğu da fazla önem arzetmiyor, hepsi aynı çetenin direktifiyle görev yapıyorlar)… Hatırlanacağı gibi, o sıralar cenaze merasimleri Ergenekon Çetesi’nin eylem sahnesine dönüşmüştü; görevini yapmayan askeri zevat alkışlanırken siyasetçiler hakarete hatta fiziki saldırılara uğruyorlardı…

Tekrar Taraf’ın Onur Dirik hakkındaki haberine dönelim… Habere göre Dirik, Dağlıca başkınından yaklaşık bir yıl önce Dağlıca ve Çukurca'daki askeri birliklerin bulunduğu noktaları gösteren fotoğrafları Ergenekon saniklarindan Ayşe Asuman Özdemir'e göndermis. Üstelik fotoğraflarda askerlerin konuşlandığı tepeler, stratejik noktalar ve hareket biçimleri gibi hayatı bilgiler var. Birilerine brifing veriyormuş gibi bir durum seziliyor. Bütün bu bilgileri Ergenekon Soruşturması ile ilgili toplanan klasörlerden 354 nolu dosyada bulmak mümkün.

http://arsiv.sabah.com.tr/2008/08/07/haber,3D8E2E771F7941D5A0B61B173E46537B.html adresindeki klasörler arasından 354 nolu klasörü açıp “Onur,” “Dirik,” veya “Onur Dirik” kelimeleriyle arama yapıldığında Dağlıca baskınında sorumlusu Onur Dirik ile Ergenekon Çetesi arasındaki samimi ilişki ile karşılaşılır. Daha önce bahsedilen, fakat bazı kritik noktaları hakkettiği dikkati çekmeyen Dirik-Ergenekon ilişkisini biraz daha açarak Dağlıca Baskını’nın derin-TSK içindeki Onur Dirik gibi Ergenekon ile irtibatlı zevat ile Ergenekon Çetesi’nın taşeronluğunu yapan derin-PKK’nın ortak planı olduğunu göstereceğim. Dağlıca Baskını ile benzerliği göz önünde tutulursa, Aktütün Baskını’nın da aynı şekilde derin-TSK ve derin-PKK ürünü planlı bir oyun olduğu anlaşılacak.

Dirik, powerpoint dosyası olarak Ergenekon sanığı Ayşe Asuman Özdemir’e gönderdiği fotoğraflardan birinin üstünde oklarla “Çukurca (bir “Şirin ilçemiz”), “Arkadaşların(!) gözetleme yerleri,” “Hacki tepe, bölge emniyeti bakımından son derece önemlidir,” “Işıklı Üs Bölgesi ve bizim tabur” “Sol taraf (Güney) Irak sınırıdır” notları düşmüş. Fotoğraf ve üzerindeki notlarda, gizli bir planın hazırlığı yapılıyormuş gibi bir hava hissediliyor.

Dirik, “Arkadaşların” ibaresinden sonra parantez içinde ünlem işareti kullanmış; dil bilgisinde, parantez içinde kullanılan ünlem işareti ifadeye “Alay etme, hafife alma, küçümseme, inanmama, kinaye” anlamı katar. “Arkadaşlar”dan kasdı, Ergenekon Çetesi ile birlikte planladıkları kirli plandan bihaber askerler… Dirik’in, kendisine emanet edilen askerleri “Arkadaş” olarak değil belirli bir amaç için kullanılan kurbanlıklar olarak gördüğü anlaşılıyor. Baskın olacağını bildiği halde önlem almayarak askerleri bile bile ölüme gönderirken kendisi köydekibir düğünde eğlenmeye gitmiş; olaydan bir iki hafta sonra göbek atarak dans oynadığı görüntüleri internete düştü. Genelkurmay’daki patronları ihanetinden dolayı onu cezalandırmak yerine ödüllendirdiler. Taraf Gazetesi bu kirli ilişkileri kamuoyuyla paylaşınca gazeteye ateş püskürtüyorlar. Haksız da sayılmazlar; şimdiye kadar kirli oyunlarını gizleyerek, engelsiz olarak uyguluyorlardı. İşleri zor şimdi; kızgınlıkları, çılgına dönmeleri bundandır.

354 nolu klasörde başka bir fotoğraf… Üzerinde “Operasyonlar” yazılı… Dağda operasyon yapan askerlerin fotoğrafları ve Hakkari ili Çukurca ilçesindeki Tabur Komutanlığı civarı gösteriliyor. Ergenekoncu dostuna gönderdiği üçüncü bir fotoğrafa şu notları düşmüş: “Çukurca-adı üstünde ‘Çukur’ bir yer,” “Çukurca-Işıklı yolu sol taraf (güney) Irak sınırına 1 km mesafededir.” Fotoğrafın alt kısmında da uzun bir not düşülmüş:

“Bu yolun emniyetinden biz sorumluyuz. Arkadaşlar da mayınlamaktan sorumlu. Soldan Irak’tan giren dere yataklarından gelip mayını koyup gidiyorlar. Ya da daha fazla zahmete girmek istemiyorlarsa Çukurca’da sürüler ile yaylaya çıkan çoban görüntüsünde gelip araziyi dolaşırken yapıyorlar bu işi. Sabahleyin buralarda çoban ya da tarlasına gelen adam görmüyorsak o gece yolun mayınlanmış olabileceğini anlıyoruz. Yolun mayınlandığını bütün bölgenin halkı bilir.”

Dirik’in bu notunda dikkatimi çeken birkaç husus var. Burada kullandığı “Arkadaşlar”dan kasdı, “Soldan Irak’tan giren dere yataklarından gelip mayını koyup gidiyorlar” dediği PKK’lılar. Yukarıda askerler için kullandığı küçümseme anlamı veren ünlem işareti kullanmamasından iki mana çıkardım: ya derin-PKK’lıları arkadaş olarak görüyor (kendisi gibi Ergenekon Çetesi adına çalıştıklarından), ya da PKK kisvesiyle mayın döşeyen ve saldırı düzenleyenler aslında PKK’lılar değil, PKK’lı kılığına sokulan Ergenekoncu askerler!

Genç subayların 12 Eylül darbesi öncesi sokak çatışmalarını kızıştırdıkları, Ergenekoncu Şener Eruygur’un 2007’de düzenlediği Cumhuriyet Mitingleri’nde onbinlerce askerin sivil kıyafetle sokaklara döküldüğü gerçeği düşünüldüğünde bu iddianın gerçek olabileceği akla geliyor. Her halükarde, Dirik’in Dağlıca Baskını’nda masum olmadığı anlaşılıyor, hatta eylemi yapanlar gerçekten PKK’li ise, Dirik’in onlara baskın yapma zemini hazırladığı anlaşılıyor. Dirik gibi birilerinin içeriden yardımı olmadan PKK’nin kendi başına böyle bir eylemi gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor.

354 numaralı Ergenekon dosyasında Asuman Özdemir (asumanozdemir@gmail.com) ile Onur Dirik’in (onurdrk@yahoo.com) birbirlerine gönderdikleri mesajlara bakıldığında ikilinin çok samimi oldukları anlaşılıyor. Özdemir’in 11 Şubat 2007 pazar günü gönderdiği “Dağlıca böyle bir yer mi?” başlıklı mesajında şunları yazmış: “Sevgili Onur,/ Dağlıca böyle bir yer mi?/ :))) (gülme işareti, CA) / Sevgilerimle / Asuman / İstanbul’a dün akşam döndüm. 4-5 gün için evden çıktım, evin yolunu ancak buldüm. Bu arada adresini yaz yolla kargoyu göndereceğim..” Dirik 14 Subat 2007 Carsamba gunu ayni samimiyetle cevap veriyor: “Sevgili Asuman; / Hoşgeldin. Umarım iyi vakit geçirmişsindir. Sevgililer Günü’nü kutlarım. Benim adres gayet basit: Onur Dirik / Topçu Kurmay Yarbay / Çukurca/ Hakkari / Buralarda Onur Dirik dedin mi herkes tanır alimallah :))/ Görüşmek üzere. Selam ve sevgilerimle.” 30 Ocak 2007 Salı gecesi, internetteki “Belçikada Yaşayan Türkler (BYT)” grubunda daha önce birileri tarafından yazılan “Veli Küçük, Sen neymişsin be?” başlıklı mesaja verdiği cevaptan Dirik’in Veli Küçük’e de muhabbet beslediği anlaşılıyor.

31 Ocak 2007 tarihli mesajında Özdemir’e şunlayı yazmış: “… Dağlıca Olayı’na kilitlenmiş durumdayım. Nihayet ‘Alana’ girebilmeye başladık bir parça. Tahminime göre 10 gün içinde oradan gerçek zamanlı bilgi almaya başlayabileceğiz. Bu konu bizim için çok önemli. Gelecek Nisan-Mayıs aylarında vuku bulabilecek olaylarda normal şartlarda verilebilecek 5-10 arası zayiatın ihtimalini ya da sayısını önceden bilgi edinerek azaltmayı hedefliyoruz. (…) Zayiat vermenin ne olduğunu geçtiğimiz Ekim ayında bir kere daha yaşadık çünkü. Neyse bu arada sana Dağlıca denilen yerin birkaç resmini gönderiyorum. Herhalde daha önce göndermemiştim. Sevgi ve selamlarımla. Dağlıca.. Dağlıca.. Dağlıca.. Parola Dağlıca.. İşaret Dağlıca… Gece gündüz Dağlıca..”

Bu mesajdan şunları anlıyoruz: bir, Dirik, Dağlıca Olayı için görevlendirilmiş... İki, olay Nisan-Mayıs 2007 tarihi için planlanmış… Üç, olayın kendileri (Ergenekon) için çok önemli olduğu anla
şılıyor. Dört, olayda verilecek zaiyat (yani kaç askerin kurban verileceği) dahi planlanmış ve “Alan” dediği merkezden (Kandil’deki PKK veya İstanbul’daki Ergenekon merkezi) alacagı gerçek zamanlı bilgi alış verişi ile karara bağlanmış (“…Normal şartlarda verilebilecek 5-10 arası zayiatın ihtimalini ya da sayısını önceden bilgi edinerek…” ifadesinden anlıyoruz bunu). Beş, verilecek zaiyatla Türkiye’yi karıştırmayı amaçlamışlar (“Zayiat vermenin ne olduğunu geçtiğimiz Ekim ayında bir kere daha yaşadık” ifadesinden anlıyoruz).

Dirik’in, baskın olacağı istihbaratına rağmen önlem almayarak Ergenekon’dan aldığı görevi başarıyla yaptığı anlaşılıyor. Nisan-Mayıs ayı için planlanan “Dağlıca Baskını” çeşitli sebeplerle Ekim’e ertelendiği anlaşılıyor. Bu surecte neler yasandigina bakmakta fayda var: Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, AK Parti’ye Cumhurbaşkanı seçtirmemek için siyasi demeçler vererek ortamı gerdi; “Bay Kriz” sıfatıyla anılan, Ergenekoncu İlhan Selçuk’un sırdaşı Cumhurbaşkanı Necdet Sezer “İrtica” ve “Rejim tehlikede” vurgusunu sıklaştırdı; Ergenekoncu Şener Eruygur “Cumhuriyet Mitingleri” düzenledi; Cenaze merasimleri Ergenekon Çetesi’nin miting alanlarına dönüştü (görevini yapmayan Genelkurmay’ın alkışlanıp hükümetin yuhalanması, protestocuların Genelkurmay’a yakın olduğunu gösteriyor).

Malatya Cinayeti işlendi; Genelkurmay, 27 Nisan gece yarısı internet sitesine din karşıtı ve faşist ifadeler içeren korsan bir bildiri koydu; ANAP lider Erkan Mumcu ile DYP lideri Mehmet Ağar asker süngüsüyle hizaya gelerek Meclis’i boykot ettiler (ki bu boykot onların son boykotu oldu); Anayasa Mahkemesi 367 entrikasıyla Cumhurbaşkanlığı seçimini sabote etti; Eruygur’un “Cumhuriyet Mitingleri”ni yeterli görmeyen Genelkurmay, “Teröre karşı kitlesel tepki” çağrısı yaptı.

Bütün bunlar Ergenekon’un istediği sonucu vermeyince derin-PKK ile ortaklaşa Ankara Anafartalar Çarşısı’nı bombaladılar (bombalar Ergenekon’dan canlı bomba PKK’dan). Aralarında Genelkurmay’dan üst düzey birkaç askeri yetkilinin de bulunduğu Hudson Enstitüsü’deki bir toplantıda sınır ötesi operasyon için Türkiye’yi karıştırma planı yapıldığı anlaşıldı (Anafartalar kararı muhtemelen orada alındı). Bu arada, derin-PKK, Ergenekon’un kendisine verdiği “Mayın patlatma görevi”ni muntazemen yaptı.

Seçimlerden önce Ergenekon çetesine yönelik tutuklamalar ve seçimlerden AK Parti büyük bir destekle tekrar iktidara gelmesi Ergenekon’u başka arayışlara soktu. Güneydoğu’da görev yapan Dirik gibi Ergenekoncu yetkililerin yardımıyla derin-PKK’ya daha büyük, ses getirecek saldırılar yaptırılmaya başlandı. Dirik’in sorumlu olduğu, Ergenekon’un “Nisan-Mayıs” için planladığı “Dağlıca Baskını” böylece 21 Ekim 2007’ye sarkmış oldu.

Taraf Gazetesi tarafından gündeme getirilen ihmaller (aslında ihanet), Onur Dirik’in bu baskına gerçekten kilitlendiğini ve ihanetini başarıyla yaptığını gösteriyor. Baskından sonra PKK tarafından kaçırılan askerler Türkiye’ye geri döndüklerinde yargılandılar. Yargılanan askerler mahkemede başkın öncesi telsizde geçen konuşmalardan, PKK’lıların yakınlarda olduğunun farkına vardıklarını ve durumu üslerine (Dirik’e) rapor ettikleri halde hiçbir girişimde bulunulmadığını anlattılar. Ayrıca, baskın öncesi taburdan bazı askerlerin başka yerlere sevk edildiğini, baskın sırasında silahların tutukluk yaptığını ve o gece hava destekli yardımın çok geç geldiğini anlattılar. Bu arada, Dağlıca Tabur Komutanlığı'nın silah deposunda sebebi bilinmeyen bir yangın çıktı; yangında askerlerin tutukluk yaptığını belirttikleri silahlar
kül oldu!

Haksız yere yargılanan askerler, bütün yanlış uygulamaların sorumlusu olarak Dağlıca Tabur Komutanı Onur Dirik’i gösterdiler. Baskın sırasında taburda olmadığı ve düğüne gittiği ortaya çıkan Dirik kanlı başkından kısa bir süre sonra içkili yılbaşı gecesi kutlamasıyla gündeme geldi. İnternete düşen görüntülerde Dirik düğünde davul çalıyor emrindeki subaylara da oynamaları için davette bulunuyor. Ergenekon ile ilişkiden dolayı hapsedilmesi gereken Dirik önce ödüllendirildi ardından da Afyonkarahisar'da konuşlu İkmal Komutanlığı'nın Lojistik Şube Müdürlüğü'ne atandı.

Dirik gibi Ergenekoncu bir askerin bölgeden uzaklaştırılması maalesef Kürdleri rahatlatmıyor çünkü bölgede daha birçok Ergenekoncu askeri ve sivil görevli var. Vakit Gazetesi’nin gündeme getirdiği bir fotoğrafta, şuan Şırnak Akçay 6. Motorlu Piyade Tugay komutanı olan Ferhat Özgen, Ergenekon’dan dolayı tutuklu bulunan Kuvay-ı Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Özoğlü’nun karşısında hazırolda duruyor. Taraf Gazetesi, Vakit’in bu fotoğrafını, “Esas duruş sürüyor” başlığıyla verdi (http://www.taraf.com.tr/haber/20488.htm): “Bu nasıl bir ilişki? Dün Genelkurmay’da haftalık başın brifingi vardı. Ne onlar açıkladı bunu, ne de gazeteciler sordu.”

Ergenekon iddianamesinin 193. sayfasında yer alan ifadelere göre Özoğlu’nun Kürdleri hedef alan ayaklanmalar için 2 bin kişilik mobil ekip oluşturulduğu kaydediliyor. 20-25 kişilik gruplar halinde görev yapacak ekiplerin amacı toplumda kaos çıkartmak. Son günlerde olaylar çıkartan, DTP’li ve PKK’li sandığımız gençler Özoğlu’nun militanlari olmasın sakın!

Dirik, onlarca askeri bilerek ölüme gönderme ihanetinden ve Ergenekon Çetesi’ne yardım etmek suçundan Afyonkarahisar’dan alınıp hapishanedeki dostu Asuman Özdemir’in yanına; Ferhat Özgen’in de Şırnak Akçay’dan alinip “Sivil komutanı” Durmuş Özoğlu’nun yanına konması gerekir. Dogu ve Guneydogu'da Kurd kani akitmak icin tetikte bekleyen diğer Ergenekonculari, Egenekon Cetesinin tetikciligini yapan derin-PKK'lilari ne yapacagiz?

nasname/Cevdet AKBAY

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.