1. YAZARLAR

  2. Markar ESAYAN

  3. Çürük zihniyetin altında kalmamak için…
Markar ESAYAN

Markar ESAYAN

Serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Çürük zihniyetin altında kalmamak için…

A+A-

Soma’da üç yüz bir işçi kardeşimizi kaybettik. Bir kez daha Somalı acılı ailelere başsağlığı diliyorum. Mekânları cennet olsun.

Ölenleri geri getirmek mümkün değil. Ama onların arkalarında bıraktığı yetimler, acılı eşler ve akrabalar artık bizim ailemizdirler. Sorumluların hak ettikleri cezayı görmesi, bu kazaların bir daha yaşanmaması ve Somalı ailelerin “sağaltılması” için gereken ne varsa bunu yapmak, talep etmek, gündemden düşürmemek hepimizin görevidir.

Ancak, felaket yaşanmadan hemen evvel, Soma ile ilgili uyarıcı haberin basınımızda hangi boyutta yer alacağı, hak ettiği boyutta yer alsa dahi, bunun bizlerin dikkatini ne kadar çekeceği ile ilgili acı gerçekle yüzleşmek zorundayız.

Soma’daki felaketi önleyecek kapsamlı bir haber, rapor veya bir uzman görüşü, içeriden bir işçi ihbarı, gündemimizde ne kadar yer tutabilir, ne kadar ilgi çeker, buna ne denli sahip çıkılırdı?

Kim bilir, şu anda hangi sektörlerde, hangi eğimi yanlış hesaplanmış virajda, adam sendeciliğin hüküm sürdüğü yerlerde bizi bekleyen yaşanmamış kaç ölüm daha var? Hatırlarsınız, aynı yolda üstgeçit yapılmadığı için insanlar sürekli ölürdü eskiden. O bölgenin halkı, bilmem kaçıncı ölümden sonra o yolu kapatır, belki birkaç kişi daha oradaki çatışmada yaralanır, sonra gereken yapılırsa yapılırdı.

Türkiye o noktaları oldukça aştı. Ama zihniyet hâlâ değişime muhtaç…

Tabii önce devlet, tüm bürokrasi, sivil toplum ve her bir vatandaşta zihniyet devrimine ihtiyacımız var…

Belki de her şeyi mercek altına alacak bir milli eylem planı hazırlamalı, kendimizi “scan” etmeliyiz. Her bir sektörü, her bir kurumu, her bir alanı…

İnsanın değerler hiyerarşisinde en tepede olması, zihniyetin buna göre şekillenmesi gerektiği aşikâr. Bu insanların da arzulayacağı bir şey. Ama sıradan vatandaşın bile bu zihniyete intibak edemediğini görüyorsunuz. Kimse bana “eğitim” veya “cahillikten” bahsetmesin. Bunun asıl nedeni geçmişte totaliter devletin insanları bezdirmiş ve sindirmiş olmasıdır.

Çocukken bizim dükkân sürekli soyulurdu. Babamdan sürekli haraç almaya gelenler olurdu. Çok zorda kalmadığımızda –sigorta için- bu olaylarda polise başvurmazdık. Çünkü bir de orada soyulacak veya Ermeni olduğumuz için aşağılanacaktık, tecrübeyle bilirdik. Haraca gelenleri babam keserle kovalardı. Bir kere de bir mafyacının ağzına silah soktuğunu bilirim.

Zaten babam da bu zor hayat yüzünden çok erken vefat etti. Her şeyin bir bedeli var.

İşte devlet, insanlar bu bedeli ödemesin diye vardır. Yoksa devlet kutsal bir şey değildir. Devletin kutsallığı, insanlarına verdiği hizmetten gelir, efsanelerden değil.

Şimdi durum nedir bilmiyorum ama, askerlik, eğer kalmışsa, insanın içindeki o son bireyselliği, hakkını arama duygusunu yok etmek üzere kurgulanmış gibiydi. Eğittiğim acemi askerler, sadece onları dövmediğim için usta birliğine giderken teker teker benimle fotoğraf çektirmişti.

İşte bizler böyle bir geçmişten geliyoruz. Vatandaşın nasıl olmasını bekliyorduk ki! Tabii ki “kaderci” olacak. Bu kadercilik, dini bir anlayış değildir, bir çaresizlik sonucudur. Dinde “Beni sokmayan yılan bin yaşasın mantığı” yoktur. Felaketleri Allah’a sığınarak atlatmak imanın faydalı bir tezahürüdür, ama önlem almamak, hak ve adalet için mücadele etmemek dindarlık değildir.

Şimdi, böyle sindirilmiş, ezilmiş, horlanmış, yoksul bırakılmış bir kesimin siyasi temsilcisi 12 yıldır iktidarda. Sağlık devrimi ve diğer yatırımlarla “makarnacı” diye aşağılanan kesimlere egemenlik ve refah devri yapıyor. Asıl kavga da buradan kopuyor.

Ama neden Soma felaketi yaşandı? Bunu da sormak ve nedenlerini bulmak zorundayız. Birçok önemli gerekçeler sıralayabiliriz. Hükümet ve Erdoğan 12 yıldır enerjisinin büyük bölümünü darbelerle mücadeleye harcadı, dikkatini bu suni gündemlere vermek zorunda kaldı. Böyle bir ahlaksız-sert ortamda, Türkiye’nin 12 yıllık başarılarını elde etmek gerçekten bir mucizedir.

Ama insanlar geçmişteki başarılarla avunmazlar. Süreklilik isterler.

Belli ki, zihniyette hâlâ gözden geçirilmesi gereken noktalar var. Evvelki gün yazdığım gibi, eğer Somalı yoksul işçileri hayatta tutamıyorsak, askerî vesayetin sona ermesinin ne kıymeti var?

Başbakan’ın grup konuşması bu anlamda ümit vericiydi. Yanlışlar, eksikler görülmek, üstelik bu, acılarımız suiistimal edilirken yapılmak zorunda. Bu suistimali bir avantaja çevirebiliriz. Çünkü artık her toplumsal mesele, asıl niyet siyaset mühendisliği de olsa gündeme daha çok gelecek.

Soma’daki işçi sınıfından bir yandan “tiksinirken”, bu acının Erdoğan’ı hal etme potansiyeli üzerine akbaba gibi üşüşenler, “insani” argümanların omzu üzerinden birçok kışkırtma yaptı ve yapacak. Yoksa, Ceylan Önkol’un ölümünde ve doksanlı yıllardaki faili meçhullerdeki tavırlarını çok iyi biliriz. “Türkiye’de basın özgürlüğü bitti” diye dünyaya koşan kibrin, Özgür Gündem bombalanır, onlarca muhabiri öldürülürken alkış tuttuğunu da…

Peki “bunun avantajı nerede?” diye sorabilirsiniz.

Müsaadenizle bu konuya devam etmek isterim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.