1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Cumhuriyetin 87. yılında ilginç Türkiye manzaraları
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Cumhuriyetin 87. yılında ilginç Türkiye manzaraları

A+A-

Ülkede son günlerde en çok konuşulan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndaki ikili resepsiyon olayı. Bir kez daha hükümet bir yanda, ordu diğer yanda... Nedeni ise yine başörtüsü olayı.

Ordunun, sözde laiklik adına başörtüsü konusunda yıllardır AK Parti hükümetine gösterdiği direnç, böylece bir kez daha yüze vurdu. Elbet, yıllar yılı halkın dini duygularını sola ve bir bütün olarak demokrasi hareketine karşı bir panzehir gibi görüp kışkırtan, Diyanet İşleri Teşkilatı’nı ve zorunlu din dersini anayasaya ve yasalara kendi elleriyle koyan generallerin, laiklik konusundaki bu yaygaraları hiç inandırıcı değil. Generallerin başörtüsü konusundaki artık gülünç olmaya başlayan bu direnişi, yıllar yılı sivillerle paylaştıkları, paylaşmaktan öte denetimde tuttukları iktidarı, ekonomik ve siyasi tüm imtiyazlarını yitirmemek içindir.

Öte yandan, AK Parti de generallere karşı manevra alanını genişletme ve lafta değil, gerçekte iktidar olabilme çabalarına rağmen, hiç de sivilleşmenin ve demokratikleşmenin şampiyonu değil. Keşke olabilseydi. Kitlelerden göreceği çok daha büyük destekle, generallerin ve öteki statükocu güçlerin direncini rahatlıkla kırabilir, çağdaş ve ileri bir demokrasinin yolunu açabilirdi.

Ne yazık ki AK Parti başından beri bu işte hiç de umut vermiyor. Yaşadığı önemli deneyimler de ona ders olmaya yetmiyor. Ak Parti demokrasi kavgasını, toplumun öteki temel demokratikleşme kalemlerinden adeta soyutlayıp başörtüsü, ya da türban sorununa kitlemiş görünüyor. Kitlelerin kendisine 2007 seçimlerinde verdiği önemli desteği, türbanla sınırlı anayasa değişikliğinde harcadı ve onu da ağzına gözüne bulaştırdı. Şimdi, 12 Eylül referandumunun ardından yine bir başına türban sorununu çözmeye kafayı takmış bulunuyor.

Bu nedenledir ki AK Parti kendisine kredi açan demokrat ve liberal kesimlere bile güven vermiyor, kuşku uyandırıyor.

İnanç özgürlüğü mü, inanç hegemonyası mı?

Örneğin, AK Parti, Diyanet İşleri Teşkilatı gibi Sünni İslama dayalı ve laiklikle bağdaşmaz koca bir kurumu, bu buz dağını tartışmak şurda kalsın, AİHM ve Danıştay’ın açık ve bağlayıcı kararlarına rağmen, zorunlu din dersini kaldırmayı bile düşünmüyor, bu talebi dile getirenlere öfkeyle tepki gösteriyor. AK Parti bu tutumla gerçekten inanç özgürlüğünden yana olduğunu söyleyebilir mi, bu söylem inandırıcı olur mu?

Kendi inanç ve sembollerine kısıtsız özgürlük isterken, ötekilerin üzerindeki yasak ve baskıları sürdürmekte ısrar, bir inanç hegemonyası oluşturma çabasıdır. (Statükocu ve militarizmin baş sivil dayanağı CHP’nin durumunu zaten tartışmıyorum. CHP’nin sözde Alevi, ama vitrinlik başkanı Kılıçdaroğlu da, laiklik üstüne bunca yaygara koparırken, ağzına zorunlu din dersi konusunu ve Diyanet İşleri Teşkilatı’nı almıyor bile…)

Almanya’dan Türk dilinde eğitim kurumları isteyen ve ”asimilasyon bir insanlık suçudur” diyen Erdoğan, Kürtlerin anadilde eğitim talebine gelince, seksen yıllık asimilasyon politikasının katı bir yandaşı gibi, ”kimse bizden anadilde eğitim beklemesin!” diye kestirip atıyor. Erdoğan ve hükümeti, bu tutumla Kürt sorununun çözümü konusunda inandırıcı olabilir mi? Bu tutumla çağdaş, demokratik bir anayasa için çaba göstermeleri beklenir mi?

MGK, hem acı hem gülünç

Cumhuriyet bayramını kutlama törenleri sırasında, ”laiklik ve başörtüsü” adına karşılaşılan gülünç manzaraların öncesi, başka ilginç ve gülünç manzaralar da vardı. Ekimin son haftasında toplanan MGK’nın manzarası da bu türdendi. Bir yanda Erdoğan ve bakanları, bir yanda asık suratları, put gibi duruşlarıyla Genelkurmay Başkanı ve generalleri…

Bu MGK niye var, niye toplanır, neyi görüşür?.. Besbelli ülkenin ”temel meseleleri”ni. Nitekim bu kez de kapalı kapılar ardında, halktan gizli olarak bu meseleleri görüştü, ”Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”nin, yani ülkenin gerçek anayasasının, şu ”Kırmızı Kitap”ın içeriğini belirledi. Aslında zaten belliydi, rötuştan geçirdi… ”İrticayı” tehlike olmaktan çıkardı, ”bölücülüğü” yani Kürt sorununu bıraktı…

Sözde bu ülke demokratik. Halkoyuyla seçilmiş bir parlamento, onun güvenoyu verdiği bir hükümet var… Ama o hükümet, başbakanı ve bir dizi bakanıyla generallerin karşısına diziliyor, ülkenin siyaseti, halktan ve parlamentondan gizli olarak orada, generallerin izin verdiği çerçevede belirleniyor ve gizli, çelik kasalarda saklanmak üzere hükümete tebliğ ediliyor!

Bu manzara kendi başına hem acı, hem gülünç değil midir? Halkla, parlamentoyla, hükümetin kendisiyle alay değil midir? Demokratik bir ülkede hiç böyle şey olur mu?.. Bir Batı ülkesinde böyle bir manzarayla karşılaşabilir misiniz?

Böyle bir ülkede doğaldır ki cumhuriyet bayramında generaller devlet başkanını, yani anayasaya göre başkomutanlarını boykot da eder, daha doğrusu „takmazlar“. Devlet iki başlı hale gelir…

Bölük pörçük demokrasi…

AK Parti bu duruma gerçekten son vermek istiyor mu? 12 Eylül anayasasını kökten değiştirmeye, MGK ve benzeri militarist, faşizan kurumları kaldırmaya gerçekten niyetli mi? Yoksa, son MGK toplantısında olduğu gibi militarizmle uzlaşmaktan, ”irticayı” tehlike olmaktan çıkarıp, ”bölücülüğü” yani gerçek adıyla Kürt sorununu tehlike olarak bırakmaktan yana mı?

Ne yazık ki bugüne kadar görülen şey, AK Parti’nin kendisine gerekli olduğu kadarıyla, salt kendi yolunu açmak için demokrasi istediğidir. Bunun için militarist çarkla, statüko ile uzlaşmaya açık. Bunun kanıtı zorunlu din dersi ve Kürtçe eğitim konusundaki tutumudur. Kaldı ki ülkenin değişim ihtiyacı bundan çok daha geniş ve köklü adımlar atılmasını gerektiriyor. Başörtüsü sorununun çözümü de, din-devlet ilişkilerinin normalleşmesi kapsamında, böyle mümkün olacaktır.

Böylesine köklü bir değişim, demokrasiyi bölük pörçük değil, bir bütün olarak hedeflemeye, hak ve özgürlük isteyenlerin bu amaçla el ele vermesine bağlı. Hayat gösteriyor ki, AK Parti gibi kitlelerden önemli bir destek ve oy alan bir partinin gücü bile, diğer toplum kesimlerinin hak ve özgürlüklerini kaale almadığı zaman, kendi tabanına özgü istemleri bile hayata geçirmeye yetmiyor. Küçük hesaplar, şark kurnazlıkları bir yerde tıkanıyor. Statüko, çıkarı değişimden yana olan kesimler arasındaki çelişkilerden, onların dağınıklığından, dargörüşlülüğünden yararlanıp değişimi engelliyor ve ömrünü uzatıyor.

kurdistan.nu

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.