1. YAZARLAR

  2. Abdülkadir Selvi

  3. Cübbeli siyasete ayar
Abdülkadir Selvi

Abdülkadir Selvi

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Cübbeli siyasete ayar

A+A-

Nihayet biri çıktı, yüksek yargı kürsülerinden siyasete had bildirmeye kalkışanlara haddini bildirdi.

Nihayet biri çıktı, yüksek yargının törenlerinde Cumhurbaşkanı adaylığını ilan edenlere haddini bildirdi.

Ve nihayet biri çıktı, cüppeli siyaset yapanlara, yüksek yargı kürsülerinden siyasete ayar vermeye kalkışanlara karşı milli iradenin hukukunu korudu.

İşte bu yüzden, bu yüzden seviyorum Recep Tayyip Erdoğan'ı ve işte bu yüzden Erdoğan milletin seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olarak Çankaya'ya çıkmalı.

90'lı yıllardan beri Yargıtay'da Adli Yıl törenlerini, Anayasa Mahkemesi'nde ve Danıştay'daki kuruluş yıldönümü merasimlerini izlemeye çalışan bir gazeteci olarak, siyasilerin salondan yüzü alı al moru mor çıktığına tanık olmanın üzüntüsünü hep yüreğimde hissettim.

İlk kez biri çıktı ve siyasete ayar çekmeye kalkışanlara hadlerini bildirdi.

Siyasetçinin bir yüzüne tokat vurulduğunda diğer yüzünü çeviren süklüm püklüm biri olmadığını gösterdi.

Bu yüzden Başbakan'ı tebrik ediyor, dik duruşundan dolayı yürekten alkışlıyorum.

Yeter artık.

Türkiye, militarist yargının cüppeli siyaset yaptığı, kürsülerden millet iradesine meydan okuduğu 'Eski Türkiye' değil.

Türkiye, artık, 'Sizi buraya tıkan kuvvet bunu istiyor' diyen Yassıada zihniyetinin hakim olduğu bir Türkiye de değil.

Bu ülkede yargı adına, 'Edepsizlik' yapan çok oldu. Ama bu ülkede, edepsize edepsizlik yapıyorsun diyen başbakanlar olmadı.

O nedenle Recep Tayyip Erdoğan güçlü bir lider.

Vesayet kuşatması altındaki Türkiye'ye de böyle güçlü liderler lazım.

Demokrasi, her zaman kendisini savunacak yürekli demokratlar ister.

Danıştay'ın kuruluş yıldönümü törenlerinde Başbakan Erdoğan'ın, 'Haksızlıklar karşısında susacak mıyız hep' çıkışı yürekli demokratlığın göstergesi oldu.

Burada Mustafa Karaalioğlu'nun, 'Sovyetik dönemlerin eseri olan yüksek yargının kuruluş yıldönümü törenleri tarihe karışmalı' önerisine katılıyorum. Yargı kendi mensupları arasında kutlama yapabilir. Ama 27 Mayıs darbesiyle, 'Yüksek yargı' adını alan ve rejimin denetleyicisi konumuna yükseltilen yargı, yeni Türkiye'ye uygun olarak normalleşmelidir.

25 Nisan'da Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümündeydik. Haşim Kılıç, günlük siyasetin polemik dili olan, 'Gömlek değiştirmeden' girdi, 'sığ yaklaşımlar'dan çıktı.

Dün de Danıştay'ın kuruluş yıldönümü törenlerinde Metin Feyzioğlu, Danıştay kürsüsünden adeta Cumhurbaşkanlığına adaylığını ilan etti.

Artık yüksek yargı kürsüleri Cumhurbaşkanlığı adaylığının ilan edildiği ya da CHP Genel Başkanlığı'na göz kırpıldığı yerler olmaktan çıkmalı.

Haşim Kılıç Cumhurbaşkanı adayı olmak istiyorsa, Metin Feyzioğlu muhalefetin çatı adaylığına göz kırpıyorsa, bunu karşısına dizilmiş Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a had bildirerek yapmamalı. Çıkarmalı cüppesini, siyasete girmeli.

Yüksek yargı mensupları asgari nezaket kuralına dahi riayet etmiyorlar. Aynı zamanda konukları olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın yüzüne, sekreterlerine söyleyemeyecekleri sözleri sarf ediyorlar.

Bu hakkı nereden buluyorlar? Belli ki kendilerini devlet, karşılarındakileri de had bildirilecek siyasetçiler olarak görüyorlar.

Metin Feyzioğlu'nun konuşmasını baştan sona tekrar gözden geçirdim. 1 saatlik uzun konuşmada avukatların sorunlarına 2 dakika ayırmış Türkiye Barolar Birliği Başkanı.

Ama Aselsan'daki mühendis intiharlarından giriyor, Van'dan çıkıyor.

Danıştay'ın kuruluş yıldönümü programını inceledim.

Danıştay Başkanı 25 dakikalık bir konuşma yapmış. Metin Feyzioğlu'na ise 20 dakikalık bir süre ayrılmış. 11.05-11.25 arası. 1 saat konuşmuş, sözlerini bitirmesi için tam 3 kez uyarılmış.

O ise Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etmekle meşgul.

Metin Feyzioğlu da Haşim Kılıç gibi Cumhurbaşkanlığı'na giden yolun Recep Tayyip Erdoğan'ın karizmasını çizmekten geçtiğini düşünmüş olmalı. Ama kendi karizmaları çizildi.

Haşim Kılıç'a eski müktesebatı nedeniyle yapılmayan Feyzioğlu'na karşı yapıldı. Başbakan tavır koydu, dik durdu, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere , 'Devlet' ise onunla birlikte hareket edip, töreni terk etti.

Metin Feyzioğlu aslında bir zihniyeti temsil ediyor.

Metin Toker, 27 Mayıs'ı anlattığı, 'Demokrasimizin İsmet Paşalı yılları' kitabında 27 Mayıs'a ilişkin ilginç anekdotlar paylaşıyor. Bunlardan birisi de Metin Feyzioğlu'nun, 'Dedebabası' Turhan Feyzioğlu ile ilgili.

İsmet Paşa'ya, 27 Mayıs darbesini haber veren kişi Turhan Feyzioğlu'ndan başkası değil.

Mevhibe Hanım, telefonda kendisine darbeyi haber veren Feyzioğlu'na, 'Paşayı uyandırayım mı?' diye sorar. Feyzioğlu büyük bir coşkuyla, 'Aman hanımefendi bu sefer uyandırmayıp da ne zaman uyandıralım' der.

27 Mayıs'ın akıl hocalarından, 12 Eylül'ün ise Başbakan adayıydı Turhan Feyzioğlu.

Metin Feyzioğlu böyle bir misyonun temsilcisi. Başbakanlar asan bir zihniyetin temsilcisi olarak konuşuyordu o kürsüde.

Başbakan, Feyzioğlu'nun şahsında aslında bir misyona haddini bildirdi.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.