1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Çözüme doğru
Çözüme doğru

Çözüme doğru

A+A-

Ahmet Altan / Taraf

Bizim yazıişlerinde eşi pek bulunamaz cinsten bir oğlumuz var, kendisi “demokrat Kemalist”, “nasıl oluyor” demeyin, yumurtaya can veren Allah nelere kadir değil ki, bir tane de “demokrat Kemalist” yapmış işte.

Zihni “part time” işliyor diyelim, bazen Kemalist oluyor, bazen demokrat.

Artık hangisine denk gelirseniz.

Zeki biri olduğu için hem kendisiyle hem bizimle dalga geçiyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Irak ziyareti sırasında, “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi” dediğini kendisine söyleyince “ıhhh” diye bir ses çıkardı.

Çünkü ilk kez Türkiye Cumhuriyeti'nin bir yöneticisi bu ismi aynen böyle kullanıyordu.

Bugüne dek bizim yöneticiler “Kürdistan” kelimesinden özenle kaçınıyorlardı.

Osmanlı döneminde rahatlıkla kullanılan bu sözcük Cumhuriyet döneminde bir tabuya dönmüştü ama hayat tabu tanımıyor, kırıveriyor zamanı geldiğinde.

Biz “Kürdistan” dememek için bin bir kelime oyunu yaparken güneyimizde adı “Kürdistan” olan bir devlet kurulmuştu bile.

Ve, Gül de bunu ilk kez söylüyordu.

Kemalist oğlumuzun çıkardığı “ıhhh” sesi bize manşetin ne olması gerektiğini de gösterdi.

Manşete çektik artık alışmamız gereken kelimeyi.

Sanırım bundan sonra da bunu çok duyacağız.

“Karda yürürken kart kurt sesi çıkaranlara Kürt denir” saçmalığından “Kürdistan” realitesine gelmiştik nihayet.

Binlerce de insan ölmüştü bu tuhaf yolculukta.

Gül'ün “Kürdistan” demesinin çok temel nedenleri var elbette.

Bu nedenlerden birini Irak Cumhurbaşkanı'nın açıklamasında görebiliyoruz:

“PKK, silah bırakacak.”

Belli ki Türkiye, Amerika, Irak ve “Kürdistan”ın iki lideri Barzani ve Talabani, PKK'nın silah bırakması konusunda anlaşmışlardı.

İlk önce bizim gazetenin haber verdiği Kürt Konferansı'nda bunun şartları görüşülecekti.

Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesinin bir güvenceye kavuşması, Amerika'nın bölgeden çekilmesinden sonra Türkiye'nin koruması altında bulunması karşılığında PKK'nın silah bırakması sağlanacaktı.

Ortadoğu'nun bütününe bakıldığında, o “bölgenin” istikrarı bütün ülkeler açsından önemliydi ve istikrarı bozabilecek bir örgüte kimse tahammül etmeyecekti.

Aslında bunun böyle olacağı daha geçen yıldan belliydi.

Geçen yıl ocak ayında, incecik bir karın altında uzun kavak ağaçlarıyla solgun bir suluboya resme benzeyen bir köye bakan küçük bir kulübede PKK'nın liderleriyle konuşurken olabilecekleri onlarla tartışmıştık.

Biz Kandil Dağı'na gitmeden on gün kadar önce Türk uçakları oraları bombalamıştı.

Türk uçaklarının geçmesi için hava sahasını Amerika açmıştı.

“Amerika'nın hava sahasını Türk uçaklarına açmasından bir mesaj çıkartmıyor musunuz” diye sormuştum.

Bana göre açık bir uyarıydı o bombardıman.

Sadece boş binalar vurulmuştu ama uçaklara hava sahası açılmıştı.

PKK'nın bir “çözüm” bulması ya da bulunacak bir çözüme uyması için yapılan bir harekâttı.

Benim soruma, “gerekirse Amerika'yla da dövüşürüz” türü öfkeli cevaplar vermişlerdi.

Türk devletinin “Kürdistan” demekte zorlanması gibi PKK yönetimi de “silah döneminin” bittiğini görmekte zorlanıyordu.

Ama o dönem bitmişti.

PKK'lı yöneticilere de sormuştuk.

“Neden silahlı bir savaşa ihtiyaç var şimdi?”

Hukuksuzluktan, baskıdan şikâyet etmişlerdi ama bu sadece Kürtlerin değil neredeyse bu ülkede yaşayan herkesin derdiydi ve bunlarla silahsız mücadele edilebilirdi.

Önemli olan hiç kimsenin “onurunu” yaralamayacak bir barışın şartlarını oluşturmaktı.

Sanırım öyle bir barışın şartlarını belirleyecekler, yapılacak konferansta.

Ya da belirlediler de konferansta bunu resmîleştirecekler.

Ben bu “sürece” Apo'nun da katılabileceğini yazıp, Güney Afrika'dan ve Mandela'dan söz ettiğimde çok tepki aldım.

Ama sandığınız gibi Türklerden değil.

Küfür eden bir-iki Türk oldu.

Asıl tepki Kürtlerden geldi.

“Apo bütün Kürtleri temsil etmez”, “o bizim Mandela'mız değil” diyen çok Kürt çıktı.

Bugün PKK'yı ve Apo'yu destekleyen, en azından gönlünde onlara yer açan çok Kürt var ama anlaşılan PKK'yla arasına mesafe koyan Kürt de çok fazla.

Benim sadece bana gelen mektuplardan görebildiğimi, bölgede dolaşan Kürt politikacılarının ve PKK'nın da görmemesi imkânsız.

Bu gelişme bile artık “silahı bırakmanın” zamanı geldiğini gösteriyor.

Savaşın biteceğini görmek beni çok sevindiriyor.

Bu, artık çocuklar ölmeyecek demek.

Ne Kürt çocukları ne de Türk çocukları ölmek zorunda kalmayacak.

Biliyorum ırkı ne olursa olsun, ister Türk ister Kürt, bütün politikacılar için önemli olan “toprağı kimin yöneteceğidir”, benim içinse önemli olan insanların ölmemesidir.

Şimdi o noktaya yaklaşıyoruz gibi görünüyor.

Bunu bozmak isteyecekler çıkabilir, eskiden barışa her yaklaşıldığında “korkunç” bir olayla karşılaştık ama şimdi bunu yapmak “zor” diye düşünüyorum çünkü komploların, alçakça tuzakların ardındaki gerçekler çok çabuk ortaya çıkıyor.

Kemalist kardeşlerimize “ıhhh” dedirtse de Kürdistan'a Kürdistan denilebilen günlere geldik.

Umuyorum ki herkesin çıkarına olan, kimseyi üzmeyen, kırmayan bir barış da gelecektir.

Hayat öyle emrediyor çünkü.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.