1. YAZARLAR

  2. Songül Pala

  3. Çözüm Süreci ve Müslümanlar'ın
Songül Pala

Songül Pala

Songül Pala
Yazarın Tüm Yazıları >

Çözüm Süreci ve Müslümanlar'ın

A+A-

     Bir asırdır temellendirilen, hayatımızın son 30 yılında fiili çatışmayla gündemimizi işgal eden Kürd sorunu; 6 aydır devlet ve Öcalan tarafından yapılan görüşmelerle çözülmeye çalışılıyor. Başlangıçta inandırıcı olmayan bu süreç, gerillanın çekilmesi kararının bizzat PKK’nın dağdaki temsilcisi tarafından ilan edilmesi ile Kürd sorununun -en azından çatışma olmadan- yeni bir yöntemle çözüme dair yol aldığına inancı güçlendirdi.

     Bu görüşmeler sürerken kutsal devleti koruma refleksi ile hareket eden milliyetçi ve statükocu muhalif partiler dışında bütün kesimler sürece destek olduklarını ifade ettiler. Özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerindeki halk, tam destek verdiklerini her fırsatta dile getiriyor. İslami hayat görüşünü toplumda etkin kılmaya çalışan Müslümanlar da elbette ki sürece destek olduklarını beyan edenler içerisinde.

     Kürd sorunu, özellikle doğu ve güneydoğuda aktif olan Müslümanlar için ayrıca önemli bir başlık. İnancın hayatın her alanında etkili olması gerektiğine inanan Müslümanlar, fikri yapının ve pratiklerinin bedellerini Türkiye Müslümanları olarak tarihi bir sıra düzen şeklinde dönem dönem ödemişlerdir. Bu zor dönemlerde hem İslam karşıtlarının zulümlerinin hangi boyutlarda olabileceğini öğrenmiş, hem de bu bedelleri ödenen fikri yapıların temellerinin nerelere dayandığı ve bu dayanakların gerçekliği-geçerliliği sınanmıştır.

     En son tecrübemiz, 1990’ların başlarından itibaren başlayan ve 28 Şubat süreciyle tamamlanan baskı sindirme operasyonları sonucu İslami çalışmalar sekteye uğramıştı. Namaz kılmanın, Kur’an öğretmenin, sakallı olmanın ve en belirgin ifade başörtüsünün yasak olduğu bu süreçte insanlar iyiden iyiye korkmuş ve evlerine çekilmişti.

     AK Parti iktidarı ile yeni bir döneme girildi. Bu dönemde Müslümanlar yavaş yavaş kıpırdamaya ve inancının gereği olan sorumlulukları yerine getirmeye başladılar. Müslümanların iktidara destekleri arttı. Çünkü AK parti iktidarından önceki tecrübeler hatırlandıkça mevcut iktidara rahmet okunuyordu. İkinci dönem AK parti iktidarıyla birlikte Müslümanlar kendilerini güvende hissederek çalışmalara başladılar.

     Ülkenin batısındaki Müslümanlar kaldıkları yerden devam ederek vakıf, dernek, örgütlenme çalışmalarını sürdürdüler. İktidarın muhafazakar politikaları da hedefleri ile çelişmiyordu. Ülkenin doğusundaki Müslümanlar ise son 28 Şubat olayları tecrübesinden çıkardıkları dersle (her fikri yapının toplumun temel sorunlarını çözmeyi hedefleyerek ancak halka ulaşabileceği) yola koyuldular.

     Daha önce fikri yapının temellendirilmesinde, Türk milliyetçiliği sorununu sistemin İslam olmamasının doğal sonucu olarak doğduğu ve bu nedenle diğer sorunlar içinde cüzi bir yer işgal ettiğinin fikrinin aksine; Kürd halkının daha çok eziliyor olduğu gerçeği kabul edildi. Geçmişteki bakar-görmez tavrının sonucu tanımlanmayan Kürd sorunu doğudaki Müslümanların temel sorunu olmaya başladı.

     Bu kabul, Müslüman kitleyi ortak sorun üzerinde aynı tarafta olmaktan kaynaklı PKK’yı anlamaya götürdü. Bizzat şiddet eylemlerinde bulunmasalar da PKK’nın mücadelesini verdiği davanın haklılığına kanaat getiriyorlardı. Sorunun nasıl çözüleceğine dair reçeteler de örtüşüyordu. Hatta ülkenin bir kesim Müslümanları Kürd sorununu dile getiren Müslümanları Kürtçülük yapmakla, bu suçlamayla yargılanan Müslümanlar da onları Türkçülük yapmakla yargıladılar, yargılıyorlar.

     AK Parti ile başlayan yeni dönemde kendisine Kürd sorununu dert edinmeyi vazife bilen Müslümanlar ‘çözüm sürecinde’ bir bocalamanın içinde buldular, kendilerini. Çözüm masasında oturan devlet ve Öcalan taraflarının her ikisinde de kendilerini göremediler. Kürd sorunun tali bir sorun olarak gören Müslümanlar kendilerine iktidarın tarafında bir yer buldular ve iktidarla birlikte ‘hakları verme’ lütfünde bulunanlardan olmak yeterli geldi, onlara. Kürd sorunun toplumun öncelikli sorunu olarak gören Müslümanların ise iktidar tarafında yer almayacakları biliniyordu. Ancak PKK tarafından temsil edilmeyi de kabul edemiyorlar. Zaten ne PKK bunu istiyor ne de Müslümanlar bu talepte bulunuyor.

     Çözüm süreciyle birlikte bu rahatsızlıklar kendini köşe yazılarında ve toplu oturumlarda göstermeye başladı. PKK’nın sosyalist referanslara sahip bir hareket olduğu yeni fark edilmiş gibi üzerine basa basa vurgulanmaya başlandı. Dün böyle bir izaha ihtiyaç hissetmeyenler kendilerinin onlardan beri oldukları vurgusuna ihtiyaç hissediyorlar. Bunun nedeni belki de, son on yıldır hareket noktası olarak gördükleri Kürd sorununa verdikleri emeğin çözüm sürecinde muhatap alınmalarına yetmemesine duyulan şaşkınlıktır.

     Tarihi yeni bir bakış açısıyla okumaya çalışan, dünü ile bu günü arasında özeleştiri yapma sürecinde olan, Kürd sorununu bu sosyalist olan kesimin verileri-tespitleri ile oluşturmuş Müslümanların, çözüm sürecinde muhatap-taraf olarak görülmemesi doğaldır.

     Geldiğimiz nokta kendini çözüm masasında bulamayan Müslümanlar için bir dönüm noktasıdır. İhmal edilmiş bir sorunu fark etmenin verdiği hassasiyetle bütün alıcıları yöneltmenin verdiği bir tek yöne kanalize olma ve çabaların karşılık bulmaması nedeniyle duruma yabancı kalınmışlık yaşanıyor.

     Bir sorunun kabulü (ihmal edilmiş çocuğa bu defa da aşırı ilgi gösterme misali) bizleri ülkede sadece tek bir sorun varmış gibi bir yanılgıya götürdü. Toplumu dönüştürme iddiasındaki bizlerin önünde önemli bir soru var; girilen çözüm sürecinde Kürd sorunu şiddetsiz bir yola doğru evrilir ise yani hayatımızdaki diğer bütün sorunların seviyesine çekildiğinde, bu gün bütün diğer sorunlara dair ne tür bir alternatif hayat projesine sahibiz?

     Kendini başkası üzerinden tanımlama çabasına giriliyor, yukarıda değindiğimiz nedenlerle. ‘Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar’ misali birbiri ardına muhalif olduğumuz kesimi tanımlayıp ‘biz bu değiliz’ diyerek kendimizi bir yere oturmaya çalışmamız büyük bir hata olacaktır.

     Kürd sorunun çözümüne dair reçetelerimizin diğerlerinden hiçbir farkı yok. Bu tek başına bir sorun değildir. Ancak bu soruna zemin hazırlayan ve bir bütünün parçaları olan hayatın diğer alanlarındaki ekonomik, düşünsel, kültürel, eğitime dair çözüm önerilerine sahip değiliz. Bu durum bizi asıl, son demlerde kendimizi beri ilan ettiğimiz kesim gibi ‘tek sorun’ sahibi yapıyor. Bu da bizim (inancımızın) ‘hayatı inşa etme seçenekleri’ arasında olmasına engel oluyor. Çünkü eğer tek derdimiz bu ise bu sorunun sebebi olan sistemin hükümeti ve sorunun 30 yılı aşkın süredir mücadelesini veren tarafları arasında görüşülüyor.

songulpala.urfa@gmail.com 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.