1. YAZARLAR

  2. M. Latif YILDIZ

  3. Çözüm, Süreç, Korku ve Tuzak!
M. Latif YILDIZ

M. Latif YILDIZ

sorgu / yuksekovahaber
Yazarın Tüm Yazıları >

Çözüm, Süreç, Korku ve Tuzak!

A+A-

         Ayhan Bilgen’in makalesinin ilk satırları “ soğuktan donmak üzere olanın ısınmak için ateşe dalması hangi sonuçlar doğurursa, barış özlemi duyanların zemine teslim olmaları da aynı sonuçları doğurur” diye uyarmış. Doğru tespite ne denebilir ki.

Taraf gazetesinin asker kökenli yazarı Namık Çınar’da “ Ben mi kavrayamıyorum, nedir? Herkes ayırtında da, anlaşılan bir ben değilim farkında, olup bitenin. Meselâ, Kürt meselesinde “barış sürecine girdik” diyorsun. Doğrusu herkes de hevesli, haklı olarak. Tezcanlı mıyım neyim, ama ben dişe dokunur bir şeye rastlamadım şimdiye değin.

Öcalan’ın odasına konan kırk iki ekran bir televizyondan başka ne var ortalıkta, Allah’ınızı severseniz? Otuz yılda bu yüzden miydi ölmesi, otuz beş bin kişinin? Ha! Bir de “mahkemelerde anadilde savunma hakkı” var sahi.

Yav’ güldürmeyin adamı; bir Kürt’ün anadiline kavuşabilmesi için illâ mahkemeye mi düşmesi lâzım sizce? Sizin varsa o başka, ama bilesiniz ki benim bir yol-mol haritası filan gördüğüm yok. Ben de arzuluyorum, en az sizin kadar o barışı. Ama temennilerle olacak şeyler midir bunlar? Yahut kendini dahi aldatmalar ve atlatmalarla? Yahut “hele şu şu olsun bakalım, sonrasına bakarız’larla? Daha buranın 19. yüzyıldan kalma kimlik meseleleri bile çözülememiş, baksana!”

Vallahi ben de dahil kahır Kürdler de bu iki yazarla aynı endişeleri taşıyoruz.

Radikal’de manşet. Zaman’da Gülerce’de köşesine almış “Çawani başi?” için “gönülleri açtı” demiş. Ne olmuşta gönüller açılmış? Hakkari’nin Yüksekova ilçesi 3. Piyade Tümeni 7. Hudut Alay Komutanı Albay Cemalettin Doğan ve beraberindeki heyet, Dağlıca köyünde ikamet eden 81 yaşındaki kanaat önderi (Melle, Seyda) Latifan Katırcı’yı ziyaretinde söylediği “çawani başi” sözü Türk medyasında manşet ve köşe yazısı oldu.

Peki, Kürd cephesinde o söz nasıl yorumlandı? Tesadüfe bakın ki kameraman gayipten haber aldığı için melenin evine subayın gideceğini önceden bilmiş. Tam komutanın “çawayi başi” Kürd açılımını ve sıcak kucaklaşma anını kayda alarak tarihe geçmiş. Kürd sorununu mizansen senaryo sahneler ile çözülecek gibi göstermek Kürdler ile dalga geçmenin dik alası değil mi? Kürdler o sahneyi tepeden bakan, egemen Türk militarist gücünün gösterdiği bir lütuf olarak gördüklerini biliyor musunuz? İster inanın, ister inanmayın yorumları bu.  

Süreçle ilgili köşeme taşıdığım Ankara SDE toplantısında biraz olsun ümitlenmiştim. Ne yazık ki son günlerde Başbakan’ın dili ve olanlar ister istemez hayal kırıklığı yaratıyor.

Biliyorum doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar. Ama değil 9 köy, 19 köy; hatta 119 şehirden bile kovarlarsak son günlerde süreç adına Kürdler açısından duyulan korku, endişe, kuşku, tedirginlik ve dahi tuzak, entrika gibi umutsuzlukları yazmamak haksızlık olmaz mı?

Süreci başlatan Sayın Başbakan samimi olarak Kürdlere siyasal, sosyal, kültürel haklarda yasal ve anayasal yapacaklarını söylemeden, dilini yumuşatmadan Kürdler barışa karşı kuşku, endişe ve korku haklarını sonuna kadar muhafaza edeceklerini bilmiyor mu?

Kürdler havada barış kokusu olduğuna dair bir emare görmek istiyor. Bir taraftan barış sürece denilecek; diğer taraftan Kürd iş adamlarına varlık vergisi gibi ucube yasa getirilecek.

Bir taraftan sivil siyaset ilerlerken, “şok” edici çözüm kararları arkadan gelecek denilecek; diğer taraftan dağlara bomba yağdırılacak. Ve de Suriye Kürdlere düşmanlık yapılacak.  Serekaniye’de Kürdleri fiili ikiye bölme projeler için kanlı planlı süreç başlatan isyancılara silahlı desteği verilmesi ile İmralı sürecini baltalamak değil de nedir?

Bu nasıl barış süreci ki 30 yıldır bir takım hak talepleri için dağa çıkanlar için medya günlerdir silahlı güçler daha sınır dışına çıkmamışken medya “PKK liderleri Avustralya’ya gönderilecek, silahlarda Mesut Barzani ye bırakılacak” diye haberler yapıyor, makaleler döşüyor. Kürdler Avustralya’ya gitmek için mi öldüler. Böyle barış mı gelir?

Bir aydır İmralı’ya kim gidecek tartışılıyor. “gönderirim, göndermem”, “giderim, gitmem” ile bu devasa sorun çözülür mü? “Dağ ile kucaklaşana yol vermeyiz”,  “İmralı’ya gidip kışkırtanlara sıcak bakmayız” sözleri sürece ne kadar katkı sunar?

Bu yüzden Kürdler tedirgin, Kürdler kuşkulu. Kürdler korkuyor ve Kürdler yeni bir Tuzak mı diye endişe içinde. Çünkü 200 yıldır hak ve özgürlükler konusunda Kürdlere hep oyun oynandı. Kürdler artık oyun oynansın, birileri kendi adlarına karar versin istemiyorlar.

Gazetelerde haber: “MİT Başkanı yeniden İmralı’ya gitmiş” diyorlar. İyi de Kürdleri temsil edenler gitmedikten sonra ne değişecek?  Öcalan’a rahat bir ortam sağlanmadan barış nasıl gelecek? Tamam, kamuoyunu alıştırarak yol alınacak deniliyor. Peki, yol alınırken Kürd halkını ve temsilcilerini rencide etmekte sürece dahil mi? “Terörle mücadele, siyaseten müzakere” ne anlama geldiğini Kürdler bir türlü anlamıyor, çözemiyor. 

Hani şeffaf olunacaktı? Şifreli barış süreci olur mu? Kürdlerle 100 yıldır görüşülmedi. İlk kez başlatılan sürecini heba olmaması için yalnız Kürdler mi dikkatli olacak? Ya AKP!

Kürdler hükümetin ve Başbakan’ın net olmasını istiyor ve bekliyor.

Sayın Başbakan Kürd sorununu mu çözmek istiyor; yoksa PKK’ye silah bıraktırmayı mı hedefliyor. Süreç Kürd sorununu çözme süreci mi; yoksa Beşir Atalay’ın “entegre stratejik imkan yakalandı” gerçek niyetin dışa vurumu ile amaçlanan başkamı? Gerçek niyet ne?

Kürdler, Kürd sorununun çözüleceğine dair bir emare görmek istiyor, ama göremiyor. Devletin 30 yıldır düşman bellediği PKK’yı bitirmek için süreç başlattığı kuşkusu hâkim.

Paris cinayeti, Fransa’nın Mali hareketi, Türkiye’nin Suriye üzerinde, özellikle Kürdlerin yoğun olduğu bölgelerde kendine uygun bir yapıyı Fransa ile işbirliği halinde çeteler üzerinden kurma çabaları Kürdler arasında inanılmaz bir tedirginlik yaratıyor.

Barış süreci adı altında Kürdleri zayıflatmak mı amaçlanıyor. Hükümetin, istihbarat örgütlerinin, özel harp dairesinin “çawani başi” psikolojik harp yöntemi ve de medyanın desteği ile “sorun çözme” izlenimi verirken perde arkasında kasıtlı haberler yayarak süreç boyu kafaları karıştırmak; kuşku, endişe, tedirginlik ve tuzak kurmak olarak algılanıyor.

Amaç süreci olabildiğince uzatarak gelen seçimlerde Kürd oylarını yeniden almak mı? Yoksa son anda yine “PKK barış masasını devirdi” planları yapmak mı? Analar gözyaşı dökmesin yaklaşımı ile Kürd sorununu “çözüyormuş” gibi yaparak asıl hedef PKK’yı tasfiye etmek için cemaatlerle anlaşıldı ise Kürdler bu senaryoyu çok izlediklerini bilsin istiyorlar.

Kürdler karınlarında konuşmuyor. Soruyorlar; amaç Çankaya, Başkanlık ya da yerel seçimler için bir süreç ise yazık olacak diyorlar. Yok, amaç dış siyasette özellikle Suriye’de PYD’nin konumunu hazmetmemek ise çok daha büyük bir yanlış yaparlar diyorlar.

Yok, hükümet ve devlet İmralı ile görüşmeler devam ediyor görüntüsü altında PKK ve silahlı güçlerini hareketsiz bırakmaktan başka bir niyet taşımıyorsa barışa büyük darbe olur diyorlar. Newroz’a kadar sürece fiili ve inandırıcı bazı argümanlar yüklenmezse başa döneriz korkusu Kürdler’de hakim. Başbakan, hükümet ve devlet bunu bilsin istiyorlar.

Sürecin uzamasını Kürdler doğru görmüyor. Zira yeni bir güç sürecinin başlatılması en büyük korkularıdır. Barış süreci Kürdlerle bir arada yaşama süreci mi; yoksa hükümet, devlet, Başbakan’ın dilediklerini Kürdlere dayatma süreci mi olduğu sorguluyorlar. Eğer süreç dayatma ise tarihte ilk kez yakalanan büyük fırsat göz göre göre heba olacak diye uyarıyorlar. 

Kürdlerin beklentisi Öcalan ile mesele hal edilecekse BDP’nin sürece dahil edilmesi ve tercih edecekleri isimlerin İmralı’ya gitmelerine izin verilmesi; daha sonra da Öcalan ile kandil arasında teknik iletişim kurularak kanlı savaşın son bulmasını istiyorlar.

Kürdler, Kürd meselesinin çözümünü adil, eşitlikçi yeni bir anayasada görüyorlar. Yeni Anayasa’nın 2015 sonuna ertelenmesi şiddetin bu tarihe ertelenmesi anlamına gelir diyorlar. Çünkü Kürd sorunu çözülmeden PKK’nin silah bırakmayacağını dağdaki çoban dahi biliyor diyorlar. AKP artık “çözüyormuş” gibi yapmaktan vazgeçsin istiyorlar. Sürenin uzaması demek barış sürecinin akamete uğraması demek olarak yorumluyorlar.

Devlet, Başbakan, Hükümet, AKP’nin planı süreci uzatmak ve dayatmak ise Ortadoğu’da yalnız 40 milyon Kürdün yaşadığı Irak, İran, Suriye ve Türkiye’deki Kürdler değil; bu ülkelerdeki 210 milyon insanın etkileneceği bir çıkmaza sürükleneceğimizi ki bu da bölgede kıyamet anlamına geleceğini ifade ederek Türkiye buna sebep olmamalı diyorlar.

Kürdler, Başbakan Erdoğan’dan tarihe PKK’yi bitiren lider olarak kendine hedef koyan değil; Kürd sorunu çözen lider olarak geçmek için çaba harcamasını bekliyorlar. Kürd sorunu çözülürse, PKK zaten biter. Bunu görmek ve anlamak gerekir diye uyarıyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.