1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. ÇOKLUK UÇURUMU
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇOKLUK UÇURUMU

A+A-

 

Bir an için arkamıza yaslanalım ve tefekkür edelim. İsraf edilmeden kullanılması halinde yeryüzündeki kaynaklar bugünkü dünya nüfusunun çok daha fazlasını beslemeye yetiyorken ve dünyanın bir tarafında ihtiyaçtan çok daha fazla besin alındığı için obezite (şişmanlık) bir sorun, ciddi bir hastalık olarak tanımlanmaya başlanmışken neden hala dünyanın başka bir tarafında insanlar açlıktan ölüyor? Herkese yetecek miktarda temiz su, hava ve toprak (mekân) varken neden memleketler talan ediliyor? Her gün, her saat, her dakika hatta her saniye yeryüzünde bombalar patlıyor, silahlar ateşleniyor, memleketler talan ediliyor, ocaklar söndürülüyor, insanların ve dahi hayvanların hayatlarına acımasızca kastediliyor, akan kan ve gözyaşı hiç dinmiyor… Peki, ama neden? Her gün hayatların ve de umutların karartıldığı bir dünyada, yukarıdaki sorulara benzer kahrolası fecaatlerle ilgili sorular çoğaltılabilir ancak verilebilecek cevaplardan biri çok çarpıcıdır. O da insanı her şeyden alıkoyacak kadar güçlü bir şekilde ve bu dünyada ebedi kalacakmışçasına çokluk yarışına dalmaktır ya da Kur’an’i ifadeyle tekâsür’dür.

Tekâsür fiili Arapçada tefâu’l babındandır. Tefau’l babı, bir işin birden fazla kişi tarafından karşılıklı ya da beraber yapıldığını bildiren fiillerden oluşan baptır (işteşlik). Türkçe’de iki karşılaşma ile çoklu karşılaşma aynı kiple ifade edilir. Oysa Arapça ’da iki için mufaale babı, çok kimse için tefau’l babı getirilir. Dolayısıyla tefâu’l veznindeki tekâsür fiili hem bireylerin çok şeye sahip olmada birbirleriyle yarışmalarını, hem toplulukların birbirleriyle yarışmalarını hem de milletlerin birbirleriyle yarışmalarını kapsar. Daha çok güçlü olmak, daha çok memlekete hükmetmek, daha çok silaha sahip olmak, daha çok zengin olmak, daha çok güzel kadınlara sahip olmak ya da tersinden daha çok yakışıklı erkeklere sahip olmak, daha çok güzel bineklere sahip olmak, daha çok… Daha çok. Bir dünya verseniz başka bir dünya istenecek, bir galaksi verseniz başka galaksiler…

Bu tekâsür hastalığıyla malul olanlar, ömürlerini eğlence ve lezzet vasıtalarını, kuvvet vesilelerini hangi yolla olursa olsun elde etme ve iktidar sağlama çabasıyla tüketirler. Öyle ki hayat seviyelerini yükseltmek isterken insani seviyelerinin yerlerde süründüğünün farkında bile değiller. Afrika’da açlıktan son nefesini vermek üzere olan bebeklerin beynini yemek üzere çok yakınlarında akbabalar beklemiş hiç önemli değil(!) Ya da ölüm bulutlarının dolaşmadığı memleketlere kavuşmak umuduyla derme çatma botlara can havliyle binip denizleri aşmak isterken boğulan ve de cesedi sahillere vuran anne-babalar, Aylan bebekler de önemli değil(!) Önemli olan savaşı kazanarak daha güçlü olmak, daha çok enerji kaynağına sahip olmaktır… Sonra da galip gelerek elde ettikleriyle caka satmaktır önemli olan(!) Mağrurlanma, müstağnileşme ve de ‘sen kimsin’ naralarıyla şişkin egoyu tatmin etme esiri olup müstekbirleşmenin temelinde de bu tekâsür hastalığı vardır ki bu sıfatlar kimde bulunursa onu insanlıktan çıkarıp uçurumlara yuvarlar.

Oysa insana verilen ömür sermayesi çok kısadır. Her şeyden ilgilerini kesecek şekilde çokluk yarışına dalanlar, çok şeye sahip olma uğruna kan ve gözyaşı dökmekten imtina etmeyip memleketleri talan edenlerin hiçbiri ne trajiktir ki sahip olduklarının çok azını bile tüketmeden öldüler. Onlardan sonra onları takip edenler de onların duçar oldukları sondan ibret almadan aynı şekilde öldüler, ölüyorlar ve de ölecekler. Çünkü bu tekâsür hastalığı öylesine güçlü bir zehirdir ki panzehrini vermezseniz musallat olduğu insanı esir alır, onu canavarlaştırır ve akletmesini, kendisini kötü sonuçlardan ve de sonlardan alıkoyacak tedbirler almasını engeller.

Aslında oranı değişmekle birlikte her insanda bir çokluk yarışı ya da daha çok şeye sahip olma duygusu vardır. İslam bu duyguyu ortadan kaldırmıyor, ona her şeyden gâfil olacak şekilde esir olmayı ortadan kaldırıyor ve olumsuzluklarını törpüleyip olumlu alanlarda kullanılmasını sağlıyor. Mutlak olarak değil hayırlı işlerde yarışmamızı istiyor ve çokluklardan daha değerli olan şeylere dikkat çekiyor: Allah’a kul olmak ve Allah’ın değerlenmemizi istediği değerlerle değerlenmek. Buna göre rağbet edeceğiniz çokluklar, Allah’a kul olmanıza ve Allah’ın boyasıyla boyanmanıza hizmet etsin. Fâni olan kazanımlarınızı (çokluklar) elde ederken her şeye ve herkese rağmen değil Allah yolunda ve insanlığın yararı için kullanmak üzere elde edin. Böylece bu hayattaki mücadelenizin tamamı baki olan ahiret yurdu için bir yatırım olacaktır.

İslam, bunu sağlamak için öncelikle ahiret inancını yerleştiriyor. Ardından kabre girene kadar verilen ömrün tamamını her ne pahasına olursa olsun çokluk yarışına vakfetmenin kötü sonuçlarına işaret ederek insanı tekâsürden ve tefahürden sakındırma yoluna gidiyor. Bize verilen ömür sermayesini nerede, nasıl ve ne uğruna tükettiğimizin hesabının sorulacağı büyük hesap gününe vurgu yapıyor. Bu dünya hayatında herkesin yöneldiği bir yön, bir kıble vardır ve herkes yöneldiği yöne göre hayatını tanzim etmektedir. Ancak ne olursa olsun yöneldiğiniz yön mutlaka Allah’a çıksın. Çünkü bu hayatın kendisi fani olduğu gibi kazanımları da fanidir. Baki olan Allah ve ahiret yurdudur. ‘‘Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın…’’ (Bakara 2/148) Baki olan yurdun kazanımlarının yolu da hayırlı işlerde yarışmaktan geçiyor.

İslam, ‘insan’ cinsinin salahını sağlama hedefiyle insanın hem bireysel hem de toplumsal yaşamında tatbik edeceği reçeteler va’z ediyor ve tehlikelere dikkat çeken yol işaretlerini koyuyor. Hayrı ve şerri işleyebilme istidadına sahip olarak yaratılan insanoğlu, Yaradan tarafından gönderilen reçeteleri kendi iradesiyle uygulayıp yol işaretlerine dikkat ederse Allah’a kul olup felaha kavuşur. Aksi takdirde tekâsür ve tefahüre esir olup uçurumlardan yuvarlanır ve helâk olur…

Dünyadaki bütün kötülüklere ve tekâsür müptelalarına rağmen rağbet edeceğimiz çoklukların, Allah’a kul olmamıza ve onun boyasıyla boyanmamıza hizmet etmesi dileğiyle…

 

Wel Âkibetû Lil Mûttakîn

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum