1. YAZARLAR

  2. Hasan Şerefoğlu

  3. Coğrafyamızdaki İhtilaflarımız Ancak Ümmet Olmamızla Çözülür
Hasan Şerefoğlu

Hasan Şerefoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Coğrafyamızdaki İhtilaflarımız Ancak Ümmet Olmamızla Çözülür

A+A-

Ümmet mana itibariyle: Topluluk, ana, yol, din, cemaat, boy olarak tarif edilir. Istılahta ise, aynı dine tabi olan aynı dinin çatısı altında bir arada yaşayan, benzer gayeleri olan insan topluluğu olarak beyan edilmektedir.

Ayeti kerime de : İnsanlar tek bir ümmet idi (Bakara, 2/213).

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir ümmet (topluluk) olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir (Ali İmran, 3/104).

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz ve Allah’a inanırsınız (Ali İmran, 3/110).

Hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanan bir ümmet (topluluk) da vardır" (Ali İmran, 3/113).

Yarattıklarımızdan (öyle) bir ümmet var ki, hakka iletirler ve hak ile adalet yaparlar" (el A'raf 7/181). 

Ve yine bir hadiste Hz Resulullah: Bu ümmet (İslâm ümmeti), diğer ümmetlere karşı üstün kılındı diye buyurmaktadır.

Hatta Yüce Allah; "Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar" (el-En'âm, 6/38) diyerek, hayvanların da birer ümmet olduklarını bildirmiştir.

Ayet ve Hadislere baktığımızda ümmetin bir birine benzeyen, benzer gayeleri olan topluluklar olduğu anlaşılmaktadır.

Fakat bizim siyaseten Ümmetten anlamamız gereken; Renkleri, dilleri, mezhepleri gelenek ve görenekleri farklı olsa da Müslümanların tek çatı altında kardeşçe eşit bireyler olarak ortak hedefleri doğrultusunda yaşamalarıdır.

Aslında modern manada ümmette misal vermemiz gerekirse, Avrupa Birliği buna en somut örnek olur. Dilleri ırkları mezhepleri farklı olsa da Avrupa da yaşayan Hıristiyanların tek çatı altında yaşamaları ümmete güzel bir örnek teşkil eder. Açıkça beyan etmezlerse de Türkiye’yi bu organizasyona almamalarının temel nedeni kendileri gibi Hıristiyan bir geleneğe sahip olmamasıdır.

Ümmet Müslümanların etrafına sıkı duvarlar örmez. Ümmet bir mezhebi tüm Müslümanlara dayatmayı kabul etmez. Ümmet bir kavmi yok saymaz. Ümmet her milletin kendini ifade edebilme, yaşatma imkânı tanır. Ümmet li tearrefun ayeti mucibince Müslümanların eşit koşullarda bir birini tanımaya ilişkiye geçmeye yekdiğerine saygılı olmayı teşvik eder. Ümmet yerel milliliğin şümule dayatılmasına cevaz göstermez.

Bugün ortalıkta ümmetçi geçinen ama yukarda saydığımız arızalara sahip hatırı sayılı insan olduğunu görmekteyiz. Bunlar ümmeti Muhammed diye söze girerler lakin yerel kimliklerini hep önde tutar başkalarında dayatırlar. Kendilerini müstesna bir yerde tutarlarken başka kavimlerin insani haklarına dahi tahammül etmezler.

Ümmet mefkûresini sözde değil özde kabullenebilirsek coğrafyamızdaki etnik ve mezhebi ayrışımlar ve bu ayrışımlar neticesinde zuhur eden ihtilaf ve çatışmalar sona erer.

Müslüman coğrafyayı bekleyen en büyük tehlike mezhep ihtilafları ve çatışmalarıdır. Bu sorun giderek derinleşmektedir. Batınında bu meseleyi politik olarak çıkarı için kullanması Müslüman coğrafyada mezhep ihtilaflarını çatışmaya dönüşmesine olanak sağladığını müşahede etmekteyiz. Mezhep ihtilaflarımız iki ana hat üzerinde bizi ayrıştırıp ümmet olmamıza mani olmaktadır. İlki tarihsel olayların mezhep ihtilafına alet edilmesidir ki bu geriye dönüp düzeltilmesi imkân dâhilinde olmayan tarihsel ihtilafların mezhepsel haklılığın bir parçası olarak sunulmasıdır. özellıkle Şia ve Haricilik bu denklem üzerinde meşruluğunu devam ettirmek gayretindedir. Diğeri ise dış cereyan ve telkinlerle coğrafyamızda oluşturulan nev zuhur mezheplerin/akımların yarattığı ihtilaf ve çatışmalardır. Vahhabilik ile başlayan seleflik maskesiyle devam eden hareketler bunun en başında gelir. Bu hareketler dış müdahale ile hayat bulmuştur.

İslam Coğrafyasını bekleyen ve ümmeti temelinde dinamitleyen diğer önemli bir sorun ise etnik aidiyetlerin reddi yâda etnik aidiyetlerin karşı tarafa dayatılmasıdır. Bu gün coğrafyamızda var olan etnik çatışmaların kökeninde de bu sorun yatmaktadır. Müslümanların millilik bağlamında farklı Müslümanların yerel kimliklerini ret etmesi ümmete mugayir bir davranış olarak telaki edilebilir.

Sykes-Picot Anlaşması neticesinde çizilen sınırlara itiraz eden Müslümanların, yine bu sınırlarla elde ettikleri ve milli sınırlar olarak gördükleri bu yapıyı kutsamaları büyük bir tenakuz teşkil etmektedir. Bu yüzden her ulus/topluluk (küçük ümmet), İslami ve İnsani haklarıyla İslam Ümmetinin bir parçası olarak bu büyük topluluğun içinde yerini almalıdır. Buda sorunlarımızı minimize eder.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum