1. YAZARLAR

  2. Mücahit Bilici

  3. Çıplaklık ve örtünme
Mücahit Bilici

Mücahit Bilici

Yazarın Tüm Yazıları >

Çıplaklık ve örtünme

A+A-

Çıplak olabilen hayvana insan diyoruz. Hatta çıplak doğan yegâne hayvandır insan. Sahip olduğu maddi imkânlar itibariyle insan en zayıf hayvandır. Hayvan ise sanıldığının aksine her zaman giyiniktir. İnsana akraba memelileri kısmen hariç tutsak bile hayvanların hemen hepsi giyinik doğar. Yavru hayvanın doğduktan sonra ayağa kalkması ile koşması bir olur. İnsan yavrusu ise uzun bir öğrenme ve bakılma sürecine muhtaçtır. İlk ve kalıcı battaniyesi annesinin şefkatidir. Ama insanın fakir cildinin üstüne eklenecek ve aciz elini tutacak şeylerin listesi dünya kadar kalın, kâinat kadar geniştir.

 

Etik bir hayvan olarak insan, içine doğduğu bu dünyada kabuk bağlamak zorundadır, yani giyinmek zorundadır. Bu giyinme bir ilim ve tavattun sürecidir ve Holderlin gibi şairlerin diliyle söylersek insan bunu şairane yapar. (Zaten şiir ölümlülerin beka şarkısıdır.) Giyinmek zorunda olmak şeriata muhtaç olmak demektir. Şeriat namustur, namus ise nomos’tur. Nomos haddi olmayan şeylere konulan had ve bazen had koymanın kendisidir. Nomos, çıplaklığın talep ettiği etik örtüdür. Ancak giyinerek insan olabilen insan, doğadan kültüre, vahşetten medeniyete ancak giyinerek varabiliyor.

 

Zira utanmak zorunda kalabilen hayvandır insan. Utanma, ancak medeniyetin insana yapabildiği bir darp ve işlenebilir medeni bir varlığın muhatap olmaktan kaçamayacağı bir huzur maliyetidir. Had, muhatap ve huzur tanımayana namussuz denmesi boşuna değildir. Sınırları bilmeyen bir insan, zaten sınırlarının içinde kalan hayvandan daha tehlikelidir.

 

Organik ve fıtri olanın giyinme ihtiyacı olmadığı gibi bilme, öğrenme ihtiyacı da yoktur. Organik ve fıtri olanın namusu da yoktur çünkü kamusal değildir. Bir isme uğramadan, istihar bulmadan geldiği toprağa geri döner. İnsan ise hayvan gibi doğsa da bir isim ile namusa dâhil olur, nam sahibi olur.

 

Fıtri kalan ve zaruretin üstüne çıkamayan insanların giyinme ihtiyacının olmaması bu yüzdendir. Mesela ehli bir varlık olarak görülen eski Yunan’daki kölelerin (ve kısmen cariyelerin) çıplak olması kamusallığın dışında ve doğanın içinde görülmelerindendi. Mes’ul olmayanın ismi de yoktu.

 

Giyinme, isim alma ve etiklik arasındaki münasebet en güzel evcil hayvanlarda ortaya çıkar. Kendilerine isim verildiği gibi bulaştıkları insanların etikliğinden de etkilenirler. Manhattan’da insan yerine (duygusal ve teknik maliyeti ucuz diye) alınan evcil hayvanların kışın giyinme ihtiyacı duyması ahlakın ve nomos’un içine dâhil olmalarındandır.

 

Eskiden örtünme, üst sınıf ve zenginlik yansıması, çıplaklık ise yoksulluk ve zaruret ifadesi idi. Örtünme ve çıplaklık arasındaki dinamizm insanların kültürel estetiğinin ve değişen etik tercihlerinin bir yansımasıdır.

 

Evet, çıplak doğan yegâne hayvan insandır. Bu dünyada giyinen insanın sonunda toprağa geri dönmesi tarihin hikâyesidir. Bu yüzden de Baba Tahere Uryan ve Yunus Emre gibi tasavvuf virtüözlerinde dünyadan çıkma arzusu vardı. Ve bu arzu, fıtrata ve organik olana dönmeyi amaçlayan aşk(ın) nihilizmlerinde “dünya donlarını indirmek” ve “namus u ar bilmemek” şeklinde ifade buluyordu.

 

mucahitbilici@gmail.com

Twitter: @mucahitbilici


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.