1. YAZARLAR

  2. Murat BELGE

  3. Cinslerin eşitliği
Murat BELGE

Murat BELGE

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Cinslerin eşitliği

A+A-

 “Kadın ve erkek eşit olamaz,” buyurdu Büyük Efendi. Sebep, “fıtrat”! Yani ne? “Yaradılış”. “Yaradan”, böyle uygun görmüş.

Tayyip Erdoğan da “fıtrat”ın “tebliğcisi” rolünde, bir süredir. Maden kazasında “fıtrat” derken, olmaması gereken bir şeyi mazur gösteriyor; ama “kadın erkekle eşit olmaz” derken olması gerektiğine inandığı bir şeyi dile getiriyor. “Olmamalı” demek istiyor. Zaten, özellikle Cumhurbaşkanı olduktan sonra, idealindeki toplumun nasıl bir şey olması gerektiği üstüne “tebligat”ta bulunmayı sıklaştırdı.

Konuya Tayyip Erdoğan’ın baktığı dünya görüşü çerçevesinde bakıldığında, bu “eşitlik” konusunda söyledikleri yanlış değildir. İslâm hukukunda böyle bir “eşitlik” bulunduğunu iddia etmek mümkün değil --miras kurallarını vb. düşünün; “taaddüd-ü zevcat”ı düşünün.

Tayyip Erdoğan’ın aslında kadınlara saygılı, kadın haklarına saygılı olduğunu söyleyenler çıkacaktır, çıkıyor da. Böyleleri, iki cins arasında “fıtrî” bir ayrım olduğunu, Erdoğan’ın da yalnızca bunu kastettiğini söyleyecektir --söylüyor da.

Bu konuyu böyle “biyolojik” farklılığa indirgediğinizde, gayet yavan ve bayat bir şey söylüyorsunuz. İki cinsin belirli organları farklı çünkü türün kendini yeniden üretmesinde girdikleri işbölümü farklı. Ama zaten tartışılan konu bu değil. “Eşit” demek “bir-örnek” demek değil. Kadınlarla erkeklerin “eşit” olması da kadınların bıyık bırakması falan gibi bir şey değil. “Biyolojik eşitlik”ten değil, “hukukî ve toplumsal eşitlik”ten söz ediyoruz.

“Eşitlik”ten söz ettiğimiz başka alanlarda olduğu gibi. Örneğin “ırklararası” eşitlikten söz ettiğimizde, siyahların beyaza boyanması gibi bir şeyi kastetmiyoruz. Siyah, siyah kalarak “eşit” olacak. Böyle bir alanda da Erdoğan benzeri birileri (hattâ belki Erdoğan’ın kendisi) çıkıp, “Efendim, fıtraten böyle” diyebilirler; “Yaradan, farklı renklerde yaratmış. Elbet bir bildiği vardır.” Tabii bu “fıtrat” meselesi de değil; iklim meselesi. Yani, “ayrım” denen şey, son analizde, tarihîkoşullara dayanıyor.

Kadın- erkek ayrımı son analizde biyolojik ama “ayrımcılık” gene tarihî. Yani, “ilk büyük işbölümü” diye de adlandırılan bu ayrışmanın biyolojik temelini toplumsal alanda bir “ast- üst” ilişkisine mazeret haline getirmek, insanlık tarihinin ürettiği, sayısı hiç de az olmayan haksızlıklardan biri.

Gene “tarihî” olarak, hamilelik, çocuğu düşürme tehlikesi, kadının “avcılık- toplayıcılık” aşamasında dağda bayırda, av peşinde zıplayıp sıçramasına engel olmuş, onu “ev” denilen mekâna daha bağlı hale getirmiş. “Avcılık- toplayıcılık” aşamasının bu konjonktürel sonucunu bugün de mutfaklaştırıp “kadın evde oturmak için yaratılmıştır” demenin bir anlamı yok.

Bunu Tayyip Erdoğan da demiyor. Örneğin AKPnin siyasî başarısında kadınların önemli bir payı olduğu, bilinen bir olgu. Erdoğan da, kadınların böyle (yani, onun partisine oy kazandıran) işler yapmasına itirazı yok. Ama kadınların oynadıkları bu role karşılık partinin yönetim kadrolarında edindikleri yere bakınca, işler farklılaşıyor.

Ayrıca, Erdoğan o özlediği “ideal” toplumuna ulaşacak olursa, yani kadınların ev ev dolaşıp AKP propagandası yapmasına ihtiyaç bırakmayan bir noktaya gelinirse, onlara ne kadar “eylem” tavsiyesinde bulunacağı, ne kadar eylem imkânı tanıyacağı da bilinmez. Koşullar değişiyor. Erdoğan da değişiyor --hem de tanınmayacak kadar.

“Farklıdır, o halde zaten eşit olamaz” diye kurulan mantık çizgisi bugünün dünyasında artık geçerli değil. Geçerli olan, bunun tam tersi. Bir “hak” olarak “eşitlik” talebi, bir farklılık olduğu zaman ortaya çıkıyor. Farklı, dolayısıyla eşit! Çünkü eşitlikten anlaşılan şey “bir- örnek” olmak veya oldurmak değil. “Çoğulculuk” dediğimiz düşünce tarzının çıkış noktası da bu.

“Ayak öpme” edebiyatı, tamamen farklı bir alanın edebiyatı. Burada, başka yerlerde, böyle algılanmaktan, böyle “sevilmek”ten hoşlanan kadınlar da bulunabilir. Ama onlar var diye, “fıtrat” edebiyatı yaparak, “eşit hak” talebinde bulunanları yok sayamazsın; “Onlar annelikten ne anlar” falan diye hakaret (kendi meşrebinin sınırları içinde) edemezsin. Kendi özel dünyanın, nasıl biçimlenmişse biçimlenmiş değerlerini, “hakikat budur” diye empoze etmeye kalkamazsın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.