1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Cihad ve Tefekkuh, Cihad ve Devlet
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Cihad ve Tefekkuh, Cihad ve Devlet

A+A-

     Cihad; kitap(1), sünnet, icma ve akli delillere binaen farzdır; ama farz-ı kifayedir. Yani cihad edebilen bütün Müslümanlara farzdır lakin Nisa suresi 95. ayet mucibince Müslümanlardan bir bölümünün bu farzı yerine getirmesiyle diğer Müslümanların üzerinden bu sorumluluk kaldırılır.(2)

     Tefekküh, dikkat ve düşünmeye dayalı anlama manasına gelmektedir(3) ki, Türkçe'de derinleşme olarak kullanılıyor.

     Tevbe suresi 122. ayette cihad ve tefekkuh yani cihad ve dinde derinleşme bir arada zikrediliyor. "Müminlerin tümünün (cihad için) seferber olmaları gerekmez. O halde neden onların her kesiminden bir grup da dinde derinleşmek ve döndüklerinde kavimlerini uyarmak için seferber olmuyorlar ki? Umulur ki sakınırlar." Bu sebeple Seyyid el-Ruhani, bu ayetten tefekkuhun de cihad gibi farz olduğu sonucunu çıkarıyor.

     Bu ayet cihad ile tefekkuh, cihad ile fıkıh, cihad ile hukuk. cihad ile uyarı/inzar ve cihad ile derin bilgi arasındaki ilişki üzerinde düşünmemizi gerektirir. Cihad ile dinde derinleşmenin aynı ayette zikredilmesi, tefekkuhsüz, fıkıhsız ve hukuksuz cihadın toplumsal yaşamı tehdit edecek bazı sorunlara yol açabileceğine dair de ciddi bir hatırlatma ve uyarı sayılır. Dinde bilgeleşenlerin savaştan dönenleri uyarmasının gerekliliği, savaşın hukuk içinde ve savaşçıların hukuka uyarak bu görevi yerine getirmesi gerektiğini ifade etmektedir. Mücahid, elinde silah olan ve savaşan kimsedir. Silahın ve silahlı insanın fıkıh ve fakih ile yani hukuk ve irşad ile kontrol altında tutulması gerekir. Çünkü silah, güç demektir. Güç, sahibini yoldan çıkarır. Savaş, haşindir; savaşanı haşinleştirir.Haşin ve güçlü olan savaşçıların hukuk kurallarıyla kontrol altına alınması, hukuka uymalarının sağlanması icab eder. Bütün bunlar da cihadın yanında dinde derinleşme ameliyesinin gerçekleşmesi, hukukun, hukuk sisteminin, fakihlerin ve işleyen bir hukuk mekanizmasının olmasını ikitza eder.

     Bütün bu nedenlere binaen cihad, fıkhın önemli bablarından biri haline gelmiştir. Cihadın bir fıkhı vardır. Cihad edenlerin ve hasseten onları yönetenlerin bu fıkhı bilmesi ve uygulaması gerekir. Zira fıkıhsız cihad, hukuksuz savaşa dönüşür ve Allah korusun İslam için yola çıkan savaşçıları dünyada zulme, ahirette de azaba duçar edebilir.

     Nitekim bugün İslam dünyasının önemli bir kısmında cihad adı altında katliamlara, haksız öldürmelere, hukuk ihlallerine, kardeş savaşlarına tanık olmamızın nedenlerinden biri de fıkıhsız ve tefekkuhsüz cihad anlayışıdır.

     Cihad, aynı zamanda ateşli silahlar imkanına sahip olmak demektir. Nasıl ki, ateşli silahlar silahı tanımayan, onu kullanma bilgi ve dirayetine sahip olmayan çocuk ve anormal insanların eline verilemiyorsa, cihad sorumluluğu ve cihadın gerektirdiği silahlar da cihad fıkhını bilmeyen veya bu fıkhı bilip uygulayan insanlar tarafından yönetilmeyen gruplara tevdi edilemez. Bu yetki ve imkan onlara verilirse, mücahid dediğimiz insanlar, elinde ateşli silah olan çocuk veya dengesiz bir insan kadar ve hatta ondan daha fazla tehlikeli olabilirler.

     Cihad, insan hayatıyla ilgili bir konu olduğu için derin bilgiye ihtiyaç duyar. Cihadın, derin bilgiye sahip bilginler, fakihler tarafından kontrol edilmesi gerekir. Cihad ile tefekkuh bir arada olursa, mekasıd-ı şer'iyeyi korur, insanların güvenliğini sağlar, zulmü def eder ve adaleti ikame eder. Ama eğer cihad ile cehalet bir araya gelirse, cihad edenler cahil olursa, cihad edenleri cahiller yönetirse, onların cihadı mekasıd-ı şer'iyeyi koruyamayacağı gibi ona büyük zararlar da verir.

     Örneğin ŞDİ'in fıkıhsız cihad uygulamaları, gayrı Müslimlerin İslam beldesine kurtarıcı rolüyle saldırmalarına neden olmaktadır. Çünkü o belde halkları adı geçen örgütün haksız uygulamalarına, terör saldırılarına ve ifsadına maruz kalmış ve yardıma muhtaç duruma gelmiştir. Yardım eden gayrı Müslim olunca, onların yardımı da ıslahtan çok ifsadı içinde barındırıyor ve bu ifsadın önüne geçilemiyor. Bütün bu karmaşık sorunlara ve zararlara yol açan en önemli etken, cahillerin cihadıdır, tefekkuhsüz cihad anlayışlarıdır. Tefekkuhsüz cihadın varacağı yer terördür, ifsattır.

     Cihad ve Devlet

     İslam'da cihadın hicretten sonra başladığı, üzerinde ittifak edilen bir konudur.(4) Yani Müslümanların devletleşme, güç ve kudrete sahip olma merhalesinde cihada önce izin verilmiş sonra da farz kılınmıştır. Bu nedenle Sünni ve Şii fıkıh kitaplarındaki cihad babı incelendiğinde, cihadın devletle, dini otorite ile birlikte ele alındığını, devlet düzeyinde uygulanan şer'i bir vazife olarak işlendiğini görürüz. Örneğin Sünni fükeha cihad için halifenin iznini şart koşarken, Şii fükeha masum imamın iznini şart koşuyor. Her iki ekol de cihadı ya devlet merhalesi veya şer'i otorite ile birlikte işliyor.

     Şii fakihlerin bir kısmı, masum imamın olmadığı zamanlarda camiuşşerait(5) fakihin iznini cihad için şart olarak kabul ediyor.(6) Her iki ekolun fakihleri savaş ve barış yetkisini imama veriyor.

     Kur'an'ın cihad ile ilgili ayetlerinin toplamı üzerinde düşünüldüğü zaman cihadın, esas itibariyle özgür bir ortamda İslam'ın yücelmesi için küfür ehliyle savaşmayı ve de küfür ehlinin bilad-ı İslama yönelik saldırılarını def etmek için yapılan savaşları ifade eden bir kavram olduğu görülür. Yine ayetlerden ve hadislerden İslam'ı yok etmeye çalışan ve Müslümanlara zulmeden zalim yöneticilere karşı (şartları oluşmuşsa) yapılan savaşları da içeriyor cihad kavramı.

     Cihadın asli anlamı ve bilcümle İslam fakihlerinin cihadı ele alış tarzı dikkate alındığında, cihadın geniş anlamda ve kamil manada uygulanabilmesi ve de matlub neticeyi vermesi ancak devlet merhalesinde gerçekleşebilir. Çünkü cihad fiili, mahiyeti ve hedefi itibariyle devleti bir fiildir, devlet düzeyinde ifa edilebilen bir ibadettir. Peygamber zamanındaki savaşlar ve sonraki fetihler, bu görüşü doğrulayan tarihi örneklerdir.

     Konunun bu kısmında önemli iki soru gündeme gelmektedir:

     Devlet öncesi dönemlerde gruplar ve hareketler küffar veya zalim yöneticilere karşı cihad ilan edebilir mi?

     Cihadın vücubiyeti ayetlerde belli bir zamana ve şartlara hasredilmediğine göre, cihad ile ilgili ayetler bu açıdan mutlak olduğuna göre ve bu mutlakiyeti sınırlayan bir delil olmadığı sürece cihad ayetlerinin ıtlakıyla amel etmek gerekmez mi?

     Ehl-i Sünnet fakihleri bu konuda sarahaten bir fikir beyanında bulunmamışlardır. Hakeza mütekaddim Sünni fakihler cihad babında cihadın kimin izniyle başlayacağı konusuna da Şia fakihleri kadar eğilmemişlerdir. Bunun nedeni, Sünni fakihlerin saltanat rejimlerini tam benimsememeleri ama onlara karşı çıkmayı da uygun görmemeleri nedeniyle bir tür suskunluğu tercih etmiş olmalarından olabilir.

     Şia ulemasına göre masum imam hayatta ve huzurda olduğu zaman, onun emri ve izni olmadan hiçbir surette cihad caiz değildir. Bu konu, Şia uleması arasında müttefekün aleyh mevzulardandır.

     İhtilaf, masum imamın hayatta ve huzurda olmadığı zamanlara ilişkindir. Bu konuda da Şia'da iki temel görüş vardır:

     1- Masum imam huzurda olmadığı zaman cihad hem vacip değil hem de caiz değildir diyenler. Bu görüş, imamlardan rivayet edilen hadislere dayanmaktadır.

     Örneğin, "İmam Mehdi'nin kıyamından önce bayrak kaldıranlar, Allah Azze ve Celle'den başkasına ibadet eden tağutlardır" mahiyetindeki hadis.(7)

     2- Masum imam huzurda olmadığı zamanlarda camiuşşerait fakihin izniyle cihadın olacağını savunanlar. Cevahir'ü el-Kelam'ın sahibi Muhammed b. Hasan b. Bakır bunların en önemlilerindendir. Bu gruptaki fakihler öteki grubun getirdiği hadisleri ya tevil ediyorlar veya o hadisleri kabul etmiyorlar.(8)

     Sonuç:

     1- Hem Sünni hem de Şii fakihler cihadı devlet ve dini otorite ile birlikte ele almışlardır.

     2- Her iki ekolun fakihleri devlet aşamasındaki cihad için imamın/halifenin iznini şart koşmuşlardır. Bu şart, aynı zamanda müçtehidin iznini de içeriyor. Zira Sünnilere göre halife zaten müçtehittir. Şia'ya göre de otoritenin başında ya masum imam olacak veya müctehid fakih.

     3- İslam devletinin olmadığı dönemlerdeki cihada ilişkin Sünni fakihler suskunluğu tercih ederken Şii fakihler camiuşşerait fakihin izniyle cihadın olabileceğini savunmuşlardır.

     Konuya ilişkin tüm delilleri ve görüşleri dikkate aldığımızda:

     a) Cihad ile tefekkühün, cihad ile fakihin bir arada olması şarttır. Cihad, cühelaya tevdi edilemez.

     b) İslami gruplar ve hareketler geniş ve kamil manadaki cihadı ilan ve ifa edemez; ancak zalimlere veya zalim yöneticilere karşı camiuşşerait fakihin izniyle lokal manada cihadları olabilir.

     Bu kurallara riayet etmeden cihad edenler, beşeri ideolojiler temelinde örgütlenen hareketlerin sürüklendiği badire ve inhiraflara maruz kalırlar, topluma ve İslam'a büyük zararlar verirler.

     Taliban, el-Kaide, İŞİD ve Boko Haram'ın cihad adı altında yaptıkları hukuksuzlukların birinci nedeni cihadlarının fıkıhsız ve fakihsiz olması, ikincisi de devlet olmadıkları için, örgüt mantığıyla hareket etmeleridir. Sonuçta silahlı sol hareketlerden farkları kalmıyor. Silahlı sol hareketlerin kendi dışındakilere uyguladığı şiddet ve kendi içinde yaptığı infazları, onların ideolojisiyle açıklayanlar olabilir. Peki İslamcı örgütlerinki neyle açıklanacak? İŞİD'in yaptıkları neyle izah edilecek? Sol ideoloji ile mi izah edilecek? Demek ki ideolojiyle açıklanabilecek bir durum değildir. Mesele, silah ile hukuk arasındaki ilişki meselesidir. Silah, hukukun emrinde ve kontrolünde olmazsa, o silahlar sadece muhaliflerine değil, silahı kullananların kendilerine de yönelir. Örgütler ve hareketlerde kurulu hukuk sistemi olmadığı ve olamayacağı için silah kontrol edilemiyor, silah, hukuksuzca kullanılıyor.


(1)Tevbe:5, 29, 36, 41, 73, 123

Nisa:71, 74, 76

Hacc:39, 40,

Bakara:190, 193

(2)el-Kurtubi, Bidayetü el-Müctehid ve Nihayetü el-Müktesid, Tahkik ve Mukarenetü bi Ara-i el-İmamiye c:3, sh: 227

(3)Allame Mustafavi, el-Tahkik fi Kelimat'i el-Kuran'i el-Kerim c:19, sh: 135

(4)Zerkani, Şerhü el-Zerkani ala Muvatta'i el-İmam Malik, C:3 sh: 3

(5)Camiuşşerait fakih için üç ayrı alanda yeterlilik aranır:

Tekvini yeterlilik: Erkek, akil, baliğ, hür, Müslim ve sağlıklı olması.

İlmi yeterlilik: İctihad için gerekli olan ilimlerin tümünde yetkin olması.

Siyasi yeterlilik: Siyasi tefekküre, siyasi tedbire sahip olması, zamanının iktiza ettiği siyasi meseleleri bilmesi. Bakır el-Erivani, fi Tefsi'i el Ayat'i el Ahkam adlı eserinde, "Eğer fakih siyasi alanda uzman değilse, basiret ehli Müslüman siyasetçilerle müşaverede bulunması, İslam'ın maslahatının savaşta olduğundan emin olması gerekir. Aksi halde cihadın vücubu ihtimal dahilinde bile değildir" diyor.

(6)el-Ruhani, el-Fıkhü el-Sadık c:19, sh:41-42

Zerkani, Şerh'ü el-Zerkani, c:3, sh:3

Zuheyli, el-Fıkh'ü el-İslami ve Edilletuhu c:3, sh: 717)

(7)Vesail'ü el-Şia 11:37 hadis:6 Bab'ü Hükm'i el-Huruc bi el-Seyfi Kabl'e el-Kıyam'i el-Kaim

(8)Daha geniş bilgi için el-Sadık el-Ruhani'nin Fıkh'ü el-Sadık ve Bakır el-Erivani'nin fi Tefsir'i el-Ayat'i el-Ahkam adlı eserlerine müracaat edilebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum