1. HABERLER

  2. PORTRE

  3. Cıbranlı Miralay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey'in idamlarının yıldönümü
Cıbranlı Miralay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey'in idamlarının yıldönümü

Cıbranlı Miralay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey'in idamlarının yıldönümü

Azadi (KÜRDİSTAN İSTİKLAL CEMİYETİ) lideri Cıbranlı Miralay Halit Bey ve arkadaşı Yusuf Ziya Bey 14 Nisan 1925 yılında Bitlis ‘te idam edildiler.

A+A-

Tahsin Sever

1882' de Varto-Gümgüm'de doğdu. Babası Mahmud Bey Cibran Aşiret Reisi ve daha önce Van'da kaymakamlık yapmış ve annesi Melekanlı Şeyh Abdullah Efendinin halası ( Şeyh Mahmud'un bacısı ) aynı zamanda Şeyh Said Efendi'nin annesiyle kardeşler. Yani 1925 hadisesinde idam edilen, Cıbranlı Halid Bey, Şeyh Said Efendi ve Şeyh Abdullah Efendi teyze ve hala çocukları . Yine Şeyh Said Efendi , Halid Bey'in kız kardeşi Fatma Hanım'la evlidir. Halid Bey, İstanbul Kabataş'daki Aşiret Mektebi ve Yıldız'daki Harb Okulun'dan mezundur. Harbiyeden mezun olan 13 yaver yüzbaşısından biridir.”Aşiret-Mektep-Devlet” kitabının yazarı Ergene 1.Rogan'nın dediği gibi “ 25 kürt öğrenciden 9'nun ölümü Kürt milli mefküreden dolayı , bu yolda olacak, en ünlüleri Cibralı Halid olmak üzere”( s.8-10)

İlk görev yeri Filistin'dir. 1914'te 1. Cihan Harbi'nde Varto'daki Cıbran Alayı ( hafif süvari alayı) Ağrı bölgesine , Rus ordusuna karşı gönderilmiştir. 3. Cıbran Alayı Kaymakamı Halit Bey (Maksut) şehit olur. 2.Cibran Alayı komutanı Cıbranlı Halid Bey ve askerleri büyük kahramanlıklar gösterir, Pasinler ve Çeme Zoro'da yaptığı fedakarlıktan dolayı miralaylık rütbesine terfi eder. Enver paşanın ordusu bu bölgede donunca, dağılıyor. Bu sırada tüm Cıbran Alayları Cıbranlı Halid Bey”e, Hasenan Alayları'da Hasenanlı Miralay Halid Bey'e bağlanıyor, bunlar da Mürsel Paşa fırkasına.

Rus ordusu, Hınıs-Varto'ya kadar gelince Halit Bey'in alayı Elazığ bölgesine gelir, Palu –Sekerak köyünde 1915 kışını geçirir.Ertesi yıl, Hükümet, Halid Bey'e Ovacık'ta hükümet konağı kurma görevi verir. Halit Bey, o sırada Belediye Başkanı olan Hıdır Bey'e ( İstanbul milletvekilli M.Eren'nin dedesi ) misafir olur. Alayı onun arazisinde yerleşir. Oradaki tüm aşiret reisleriyle görüşür, dostluklar kurar. Hükümetin o bölge halkına bakışının iyi olmadığını, bir kaç eski silah falan vererek bu işin savuşturulmasını ister. Öyle de olur. Nuri Dersim'iye göre "Ovacık aşiretleri Cibranlı Halit beyi saygıyla karşıladıklarını onun politik ağırlığını ve tavsiyelerini dikkate aldıklarını, onun sayesinde daha sonra Kürt Teali Cemiyeti(KTC) nin bu bölgede örgütlenebildigini" yazar. Ancak hükümet, Cibranlı Halit Bey'in niyetini anlar. Onun bu konuda ki düşüncelerinden ve onlarla yakınlık kurmasından rahatsız olur. Bu nedenle de Halit Bey”in alayını geri gönderir.

Geri Varto”ya geldiğinde Ruslar çekilmişlerdi. Kendisi Kalçık köyünde Abdelanlı İsmail Ağa (İsmaile Seyidhan , Varto eski belediye başkanı Nazım Han”ın babası) nın evinde misafir kalır ve büyük dostluğunu alır. Ailesinden diğerleri diğer Alevi köylerinde o kışı geçirirler. Kardeşi Ahmet Bey ( babam Ahmet Sever) Kovık köyünde, amcası İsmail Ağa Saçıx' ta, Hasan Efendi, Binbaşı Kasım Bey de Keraç' ta yerleşirler. Ertesi yıl Hormek ve Lolan aşiretleri, Hallo başkanlığında büyük milis kuvvetlerle, Cibranlılar'a saldırırlar ve mallarını talan ederler (Hallo, Doğu İlleri ve Varto Tarihi adlı kitabın yazarı Mehmet Şerif Fırat'ın amcası ve aynı zamanda da üvey babasıdır. Mehmet Şerif Fırat' ın daha sonra yaptığı işkence ve hakaretlere dayanamayarak, M. Şerif Fırat”ı öldürür( 1950) .

M. Şerif Fırat “Cibranlı Miralay Halid Bey ile Hasenanlı Miralay Halid Bey ve kardeşleri , aşiretleri silahlandırıyorlar, Kürd kıyafetleriyle köyleri dolaşıyorlar, Cıbranlı Halit'in bizzat yazdığı Nubara Pıçukan (Halit Bey'in bir de Akid-i İmane adlı Kürtçe eseri var) adlı Kürtçe kitabıyla Ehmedé Xané'nin Mem-u Zin ve Melayé Cıziri'nin Divanı'nı köylere dağıtıyolar(s.155)”d iyecektir.

Bu fikirlerle yoğrulan “Cıbranlı Halid, 1920 yazında İstanbul'daki KTC reisi Abdulkadir ve Hakkarili Ubeydullah ile anlaşarak meclisteki Bitlis milletvekilli Yusuf Ziya'yı da yanlarına alarak Cemiyet-i Akvam vasıtasıyla haklarını alacaklarını, bölgemizdeki köy ve kasabalarda oturan aşiret reisi, şeyh, hoca ve muhtarlardan aldıkları mühürlü mazbataları , KTC'ye oradanda , Cemiyet-i Akvam”da çalışan Mustafa Nemrut Paşa ve Kürd Şerif Paşa”ya gönderiyorlardı. Ancak bunların karşısında Alevi aşiretleri, özellikle Hormek Aşireti vardı(:156).

M. Şerif, aynı kitabında yine özetle şunları söylüyor.” Halid Bey 15 haziran 1920”de Keraç köyünde oturan akrabası Bnb. Kasım Bey'in evine gelerek, Hormek ve Lolan aşiret reislerini çağırdığı toplantıda, Kürtler ulu bir soydan gelmişler, biz aşiretler ve mezhepler arası çatışmalardan dolayı 600 yıldır esaret altında yaşıyoruz. Alevi, Sunni hepimiz Kürdüz bir araya gelmenizin ve hakkımızı almanın zamanıdır der ve Kasım Bey de onu tastik eder. Buna karşılık aşiretleri temsilen Hallo “ biz Kürd değiliz sizinle birlik olmayız”der.

Cibranlı Halid Bey daha sonra Erzurum'da Mustahkem Mevki komutanlığına atanır. Bu görevdeyken daha önceden ilişkisi olduğu KTC (Kürt Teali Cemiyeti) dağılmıştı. Halit Bey ve arkadaşları Kürd meselesi üzerinde istişareler yapıyordu. Bağımsızlık hedefiyle Azadi Örgütü Erzurum'da 1921 yılı baharında kuruldu. Ve kısa sürede Kürt aydınları ve ileri gelenleri tarafından benimsendi.

1924 yılı başında Bitlis eski mebusu Yusuf Ziya Bey, Erzurum'a gelerek aşiretleri silahlandırmak ve halkı bilinçlendirmek girişir. Barzaniler Şeyh, Mahmud Berzenci ve Simko'dan silah ve diplomatik yardım temin etmeye uğraşır.Bunun neticesinde halktan edinilecek “halk temsilcisi” mazbatalarını Suriye üzerinden Cemiyet-i Akvam'a göndermeye çalışma düşüncesi de var..

Yusuf Ziya bu kararla birlikte, Cıbranlı Halit Bey'in mektubunu alıp Hınıs'ta Şeyh Sait Efendiye gelir. Kararı ona da imzalatır. Onun da mektubunu alarak, Göksu, Hacı Ömer, Tekman bölgelerinde Zırkan, Gökoğlan bölgesinde Şeylaki, ve Kerbaşı Ağa ve hocalarını ziyaret eder. Oradan da Karlıova 'da Cıbranlı Baba ve Kamil Bey'lere, Varto merkezinde oturan İsmail Ağa ve Bnb.Kasım Bey'e, Hasenanlı Halid Bey'e, Zırkanlı Kerem Bey'e Melekanlı Şeyh Abodullah Efendiye, Solhan aşiret reisi Mehmet Ali Çeto'ya gider. Halid Bey bunlara mektuplar yazarak Yusuf Ziya Bey'le iş birliği yapmalarını ister. Mehmet Şerif Fırat'ın kitabında “Halit Bey'in faaliyetlerini mektupla M.Kemal'a gönderenlerin ve ihbar edenlerin Hormek Aşireti ileri gelenleri olduğunu öğreniyoruz.

Bu hadiseler ve ihbarlar sonunda Cıbranlı Halid Bey, pasif bir görev olan askeri Satın Alma Komisyonu Başkanlığına ve daha sonra da evinde gözetim altına alınır. Bu şartlar altında Halit Bey, “acaba neden Erzurum'dan çıkıp halkın arasına girmedi veya Azadi Örgütünü harekete geçirmedi?” diyenler çok. Şeyh Sait Efendi de kendisine söyler. Ancak kendisi, mevsimin kış olması, Kürdler'in henüz bilinçlenmediği, birliğin sağlanmadığı düşüncesindedir. Bu düdşdüncesini hem Şeyh Said Efendi'ye hem de babam Ahmed Bey'e, amcası oğlu Halil Efendiye söyler.

Babam Ahmed Bey anlatıyor: “ 1930 baharında be, Şeyh Selahaddin (Şeyh Said Efendinin oğlu), Erzurum merkez köylerinden Hılbaşılı Menduh Bey ve Laz Mühürcü Mustafa tutuklanarak, Ankara İstiklal Mahkemesine götürüldük. Mühürcü'de üzerinde Arapça harfleriyle ŞKC (Şimali Kürdistan Cemiyeti) yazan mühür yakalanıyor. Bu mührün, Şeyh Ali Rıza Efendi tarafından yaptırıldığı, Cemiyet-i Akvam'a bazı başvurular için kullanılacağı iddia edildi. Ben bir süre sonra beraat ettim. Ş.Selahattin de önce idama, sonra yaşı 23' ün altında olduğundan müebbete çevrildi, daha sonra da 1939 genel affıyla çıktı.”

“Ben hapisten tahliye olunca, o zamanki Muş mebusu Hacı İlyas Sami'yi evinde ziyarete gittim. Kendisinden hadiseyi sorunca, bana dedi ki “Gazi M.Kemal, beni Cıbranlı Halid Bey'le görüşmem ve kendisini Kürtçülük fikirlerinden vaz geçirmem” konusunda görevlendirdi. “ Buna karşılık da ne istiyorsam, (mevki, menfaat v.s.) vereceğini söyleyerek, beni Erzuruma gönderdi.”

“Kalktım Erzurum'a gittim, otele yerleştim. Kendisine, bir pusula göndererek görüşmek istediğimi yazdım. Bir süre sonra, pusulamın arkasına, sizinle görüşmeye maruzum, Halit diye yazarak iade etti. Ben, kızdım, gücendim. Sonra ne olursa olsun, verilen bir görevi yerine getirmeliyim dedim. Ve evine gittim. Kendisine durumu anlattım, rica ettim. Kendisi buna karşı Kürtler'in tüm yardımlarına, dostluklarına rağmen, hükümetin Kürtler'in kimliklerini tanımadığını, haklarını vermediğini, sözlerinde durmadıklarını söyledi. Bu halkın halklı mücadelesini sürdüreceğini söyledi ve sonunda da “Hacı! Hacı! Halid'in boynu ipiniz için hazırdır deyince” ayrıldım. Ankara'ya döndüm Gazi Hazretleri locada beni bekliyordu. Durumu kendisine anlattım. Artık yapılacak bir şey yoktu” der babama.

Halid Bey yakalanmadan önce, Amcazadesi Halil Efendi (Kılıçoğlu), Başkentli(Varto'nun köyü) Halile Silo ve İnaklı Abdullahe Zeneabdi den oluşan hayeti Hacı Musa Bey Bitlis'te tutuklu olduğu sırada kardeşi Nuh Bey'e gönderir. Ancak karşılanış ve görüşmeden endişelenerek geri dönmüşler. Halid Bey Azadi Cemiyeti'ne bağlılıklarından emin olmak için göndermişti heyeti.

Daha sonra yine Halid Bey'in önerisi ile Şeyh Abdrullah Efendi tarafından Azizanlı Sadiye Talha, Usoé Solahi ve Halite Haze Hacı Musa Bey'e gönderilmiş, onlar da iyi karşılanmamışlar ve geri dönmüşlerdir. Durum Halid Bey'e rapor edilir.

Şimdi durum bu iken, Kürtler arasında henüz birlik ve kararlılık tam oluşmamışken, Halit Bey'in harekete geçmesi doğru olmayacaktı. Kendisi de böyle düşündü her halde.

Halid Bey Bitlis'te tutukluyken, Norşin Şeyhi, Şeyh Aladdin, Kazım Dirik'e Halid Bey'le görüşmek istediğini, çevresinin de kendisine baskı yaptığını söyler. Kazım Dirik de (Vali) “Türkçe konuşulması şartıyla” kabul eder. Ancak Halid Bey bunu kabul etmeyince, Vali sonunda razı olur. Halit Bey, Şeyh Alattin'e Kürtçe ve Arapça birer mısra söyler “ DI RİYA YAR U MİRADé ME SERİ DANİYE Ré. Huttuim. fi bahri wela zewreqe. Wl bahrü amiq. (Melaye Cıziri'nin Divanından): “Muradımız yolunda bir yola baş koyduk, öyle bir denize girdik ki ne kayık var ne gemi.” Sonra Şeyh Aladdin, Halid Bey'e: “ Allah sizi kurtarsın “deyince, Halit Bey de “Benim kurtulmamı istemeyin, dua edin ki Allah Kürt halkını kurtarsın” Bunun üzerine Şeyh Alattin kederli bir halde, melasına: “Kalk biz dersimizi aldık”der ( Şeyh Gıyaseddin Emre'den naklen, daha önceden başka yerlerden de duymuştum).

Halit Bey, Bitlis'te tutukluyken birkaç kez kendisini kurtarılma eylemi düşünülmüş. Şeyh Said Efendi, oğlu Ali Rıza Efendi, Kereme Kolağası, Mehemed ve Reşidé Xeto birlikte (Şeyh Said'in Hınıs'tan ilk ayrılışından hemen sonra) Azizan'da Cıbranlı Sadiye Talha'nın evinde iken, diğer Cıbranlılardan Baba Bey, Kamil Bey, Mehmed Ağa Halid Bey'in “Bitlis'i basılarak Halid Bey'in kurtarılmasını…” tartışırlar.

Mevsimin kış olması, baharın beklenip Halid Bey'in kardeşleri Selim Bey ve Ahmed Bey'le görüşülerek buna göre karar verilmesi önerilr.

Daha sonra Halid Bey'in kardeşleri Selim ve Ahmed Bey'ler, Sadiye Talha ve Halil Efendi ve diğer akrabaları, Azadi Cemiyeti üyesi Hasenanlı Halid Bey'le görüşerek Cıbranlı Halid Bey'in kurtarılmasını konuşurlar. Mevsimin kar-kış oluşu, Norşin Şeyhleriyle, Hoytu Aşiretinin tutumlarının belirlenmesi ve öyle hareket edilmesi kararıyla bahara ertelenmiştir.

Aslında bununla ilgili eses plan şuydu: Şeyh Abdullah Efendi kuvvetleri Varto'yu alacak, daha sonra Cıbranlılar, Hasenanlılar ve Zırkanlılar Hınısı alıp oradan Hasenanlı Miralay Halid Bey'in komutanlığında Bitlis'e girip Halid Bey'i kurtaracaklardı; arzu oydu; ancak kader öyle olmadı. Bırakın Halid Bey'i kurtarmak, Şeyh Said Efendi, Şeyh Abdullah Efendi, Cıbran Beyleri ve arkadaşlarının kendileri de 15 Nisan 1925 günü Varto yakınlarındaki Abdurrahman Paşa Köprüsü üzerinde teslim alındılar. Daha sonra da Diyarbakır'da idam edildiler.
Şeyh Said efendi ve yanındakiler (26 kişi) yakalanmadan bir gün önce, yani 14 Nisan 1925 günü Cibranlı Halid Bey, Bitlis eski mebusu Yusuf Ziya Bey, kardeşi, eniştesi toplam (6 kişi) Bitlis'te idam edildiler.

Yusuf  ZİYA

Tahsin SEVER

Yusuf ZİYA (1882-14 Nisan 1925)

Yusuf Ziya Bey, Hacı Suad oğlu, 1882 Bitlis doğumludur. Bitlis’in tanınmış ailelerinden Koçzade ailesine mensuptur. Bu nedenle bazı kaynaklarda Koçzade Yusuf Ziya Bey ismiyle geçer. Bitlis Sultanisi’ni bitirir. Osmanlı bürokrasisinde görev alır. Maarif  Başkatipliği, 1.Dönem Bitlis Mebusluğu, Kastamonu İstiklal Mahkemesi Üyeliği yapar.

Yusuf Ziya Bey’in Kürd Ulusal mücadelesiyle ilk ilişkileri İstanbul’daki Kürt yurtsever çevresiyle olmuştur. Kürt cemiyet ve dergilerinde görev alır ve yazılar yazar.  Kürdistan Teali Cemiyeti’nde aktif olarak yer alır. Kürdistan Teali Cemiyeti ve Kürdistan İstiklal Komitesi’nin birleşmelerinde önemli rol oynar. İki Kürt örgütünün Kürdistan İstiklal Komitesi’nin çatısı altında birleşmelerinden sonra, örgütün en faal şahsiyetlerinin başında gelir. Bir taraftan Örgütün, Bolşeviklerle sürdürdüğü görüşmelere katılır, diğer taraftan milletvekili olma avantajını kullanarak; örgütleme faaliyetlerini yürütür. Aynı zamanda Türk Meclisindeki Kürt muhalefetinin başında yer alır.

Yusuf Ziya Bey, Kürdistan İstiklal Komitesi’nin(Azadi) örgütsel çalışmaları ve diplomatik faaliyetlerinin merkezinde yer alır. 

Yusuf Ziya Bey’in Erzurum Kürd Komitesi(Azadi) ve İstanbul Kürd Komitesi’nin (Kürdistan Teali Cemiyeti) Birleşmesindeki  Rolü

Yusuf Ziya Bey, Kürdistan Teali Cemiyeti adına Bolşeviklerle görüşmeler yürütür. Bu arada Kürt hareketinin parçalı oluşunun yarattığı güçsüzlük ve olumsuzlukların farkındadır. İstanbul Kürd Komitesi ile Erzurum Kürd Komitesi arasında yapılan görüşmeler, Nisan 1923 yılında birleşme ile sonuçlanır. İki örgüt, Kürdistan İstiklal Komitesi adı altında birleşme kararı alır. İki Kürd Komite- sinin birleşmesi Bolşevik belgelerinde şöyle geçer.

 

“Geçen yılın nisan ayında her iki Erzurum ve İstanbul Kürd Komiteleri birleşti. O döneme kadar İstanbul Kürd Komitesi İngilizlerin taraftarıydı. İstanbul Kürd Komitesi’nin üyesi Yusuf Ziya Bey Erzurum’dan Bitlis’e(Bitlis’ten Erzurum’a olması gerekir T.S.) gelerek Halid Bey’le görüştü. Her iki taraf arasındaki ilişkiler ve geleceğe ilişkin planlar konusunda anlaşmaya vardılar. Kürd devletine de bir mektup yazdılar. (Şeyh Mahmut Hükümeti T.S.)[1]

Yukarıdaki rapor, Erzurum Sovyet Konsolosluğu tarafından 12 Ocak 1924 tarihinde gönderilmiştir. Raporda iki Kürd Komitesinin geçen Nisan ayında birleştikleri belirtiliyor ve Yusuf Ziya Bey’in İstanbul Kürd Komitesinin temsilcisi olarak, görüşmelere katıldığı aktarılmaktadır. İki örgütün birleşmesinden sonra; ön plana çıkan şahsiyetlerden biri de Yusuf Ziya Bey dir.

Yusuf Ziya Bey, Kürdistan İstiklal Komitesi adına Bolşeviklerle Tiflis’te görüşmelerde bulunur. Görüşmelerde temel talep, Kürtlerin Lozan görüşmelerinde taraf olarak kabul edilmesi için, Sovyetlerin desteğini almaktır. Azadî, Lozan görüşmele- rinde Türk heyetinin Kürdleri temsil etmediğinde ısrarlıdır. Yapılan bütün girişimler sonuç vermez. 12 Ocak 1924 tarihinde Erzurum Sovyet Konsolosluğu’nun gönderdiği rapora göre; Yusuf Ziya Bey girişimlerde bulunmak üzere Tiflis’e geçecektir. Rapor şöyle devam eder:

“Rusya’nın yardımı da hesap ediliyor. Bu meseleye ilişkin Süleymaniye Devleti’yle(Şeyh Mahmut Hükümeti T.S.) tam bir görüşme yapabilmek için, Yusuf Ziya Bey 20.07.1923 tarihinde Erzurum’dan Ankara’ya gitti ve bizim ile görüşmelerden sonra Türk devleti tarafından kovuşturul

duğu bahanesiyle Kürd Komitesinin iki üyesi İsmail Hakkı ve Abdurrahman Bey ile birlikte Tiflis’e geçecekler. Onlar orada Şex Mahmud’un temsilcilerini bekleyecekler.

Bizim ile Ankara’da, Şex Mahmud temsilcileriyle Tiflis’te görüştükten sonra Yusuf Ziya Lozan’a gitmeye hazır olduğunu, Rusya delegasyonuyla birlikte tüm Kürdistan adına konuşacağını söylüyor…”[2]

Halid Bey, Erzurum’daki Sovyet Konsolosu Pavlovsky ile Yusuf Ziya Bey’in Tiflis’te Aralov ve Şachovsky ile sürdürdüğü görüşmelerden olumlu bir yanıt alınamaz. Bolşevikler oyalama taktiği güderler. 1923 Temmuz ayına gelindiğinde; Lozan Anlaşması imzalanır. Kürt tarafı, Bolşeviklerle sürdürülen görüşmelerin gereksizliğinin farkına varır. Bolşeviklerden bekledikleri uluslararası destek gelmemiştir. Aksine Bolşeviklerin desteği Kemalistlerden yanadır. Bu paralelde, Kürt Komitesine maddi bir yardımın da gelmeyeceği kesinleşmiştir. Görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanmaması, Bolşeviklerin bölgeden gönderdikleri 26.07.1923 tarihli, Sovyetler Birliği Erzurum Konsolosu Pavlovsky imzalı rapora şöyle yansır.

“Yusuf Ziya, yoldaş Aralov ve Şachovsky ile yapılan görüşmeleri ciddi ve güvenilir görmüyor. O bunu kendisine ve kendisini Rusya ile görüşmelere temsilci olarak gön deren Kürd Komitesi’ne hakaret olarak görüyor. Hatta Yusuf Ziya

Tiflis’te bu vaatlerin yalan olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ben burada kendisine 5 bin lira vermek istediğim zaman, bize ilişkin tamamıyla umutsuzluğa kapıldığı görüldü. Hatta diğer konuşmaları dinlemeden çekip gitti…

Yusuf Ziya buraya geldiği zaman, onlar Erzurum Komitesi’nin tüm faaliyetlerine önderlik ediyorlar. Halid Bey çok büyük sabır gösterdi, Sovyetler Birliği’nin himayesi altında bağımsız Kürdistan’ı oluşturmak için 7 aydan beri Moskova’nın cevabını bekliyor. Yusuf Ziya’nın gelmesi ve bizimle görüşmelerin başarıya ulaşmaması, Halid Bey de bizden artık hiçbir istemden bulunmamaya karar verdi ve bizim ile tüm ilişkileri kopardı.”[3]

 

TBMM’sindeki Lozan Görüşmeleri’nde Yusuf Ziya Bey’in Sert Muhalefeti

 

Lozan’da İngilizlerle Kemalistler anlaşmaya varırlar. Lozan Anlaşması’nın resmen imzalanmasından önce Lozan’da görüşmeleri sürdüren Türk Heyeti Ankara’ya döner ve TBMM’sine bilgi verilir. Kürdistan’ın bölünmesi konusunda İngilizlerle anlaşmaya varıldığı ve Musul’un İngilizlere bırakıldığı, söz konusu görüşmelerde ortaya çıkar.

Yusuf Ziya Bey, Musul’un İngilizlere bırakılmasına sert tepki gösterir. Yusuf Ziya Bey’e göre Musul ve Güney Kürdistan’ın İngilizlere bırakılması, Kürtlerin tam ortadan ikiye bölünmesidir. Bu bölünme bera- berinde felaketi de getirecektir. Yusuf Ziya Bey, TBMM’sindeki konuşmasında şöyle der:

“Arkadaşlar temenni ederdim ki Musul Türkiye’nin bir cüz’i denilsin. Çünkü Türklerle Kürdler meskün Türkiye’nin parçasıdır. Yarısından fazlası Kürttür. Musul’un; Kürdün tarihinde bir kıymeti, bir ehemmiyeti vardır… İhtimalki başka bir yer olsaydı bu kadar telaş etmezdim. Musul’un Kürdün tarihinde bir sandalyesi vardır. Arkadaşlar; bir insanı ikiye bölmek ve yahut herhangi bir parçasını ayırmak nasıl ki mümkün değil ise Musul’u Türkiye’den ayırmak öylece mümkün değildir arkadaşlar.”[4]  

Yukarıdaki sözler Kürtlerin parçalanmasına karşı bir feryattır. Bu tepki Yusuf Ziya Bey’le sınırlı değildir. Yusuf Ziya Bey, 06 Mart 1923 tarihli  Meclis görüşmelerinde Lozan Heyeti’ne hitaben, Ankara Anlaşması’na atıfta bulunarak, eleştirir. Ankara Anlaşması, 1921 yılında Kemalistlerle Suriye yöne- timini elinde bulunduran Fransızlar arasında imzalanmıştır. Bu süreçten sonra TBMM’deki Kürt muhalefet Kemalistleri rahatsız eder ve tasfiye dönemi başlar.

Yusuf Ziya Bey, sürecin berabe- rinde getireceği muhtemel gelişmeleri önceden tahmin etmiştir. Kemalistlerin Kürtlerin reddine ve inkarına giden politikalarını görmüş ve bu konudaki düşüncelerini Meclis kürsüsünden dile getirmiştir.

  ”Arkadaşlar, ben de biliyorum boştur, sözlerimin kıymeti yoktur, kimse dinlemiyecektir, yol taayyüm etmiştir. Gidecek yol karanlıktır, tehlikelidir… Ben de biliyorum. Fakat ben tarihe söylüyorum, ben Allah’a söylüyorum…”[5]

Lozan’a doğru giden süreçte, Kemalistler Meclis’teki Kürd muhalefetini ortadan kardırmaya karar verirler. Meclis’in yenilenmesine karar verilir ve Kürt muhalefeti, Lozan Anlaşması’nın imzalanmasından önce tasfiye edilir.

 

1925 Kürd Hareketi’nin Örgütlendirilmesi Sürecinde

 

Yusuf Ziya Bey

 Lozan Anlaşması imzalanır ve Kemalistler dinsel reform adı altında Kürt Ulusunu eritme politikasını açıkça yürürlüğe koyarlar. Bunun üzerine; Yusuf Ziya Bey’in de merkezi düzeyde üyesi olduğu Kürdistan İstiklal Komitesi, genel bir ayaklanma için düğmeye basar. Yusuf Ziya Bey, genel bir ayaklanmanın örgütlendirilmesin- de aktif  görev alır ve Kürdistan illerini dolaşmaya başlar. 1923 ve 1924 yıllarında iki kez olmak üzere Kürdistan İstiklal Komitesi’nin aldığı kararları bölge bölge dolaşarak aşiret reislerine ve din adamlarına sunar. Dönemin devlet milisi Mehmet Şerif Fırat, Yusuf Ziya Bey’in faaliyetlerini şöyle anlatıyor:

“1340(1924) yılı ilkbaharında Bitlis eski mebusu Yusuf Ziya Ankara- İstanbul yoluyla Erzurum’a gelerek Cibranlı Halid’in evinde bir hafta misafir kalmıştı. Burada verdikleri kararda: Aşiretler silahlanıp hazırlanacak, hududumuz haricinde olan Barzan-Neyri Şeyhi Mahmûd ve Simko’un eliyle İngilizlerin yardımları temin edilecek…

Yusuf Ziya bu kararla birlikte Cibranlı Halid’in mektubunu alıp Hınıs’ın Kolhisar köyündeki Şeyh Said’in evine gelerek kararı şeyh’e imzalatmış …”[6] diye devam eder.

Yusuf Ziya Bey, 1923 ve 1924 ilkbaharında olmak üzere iki kez Şeyh Said’i ziyaret eder. Azadi’nin aldığı karar doğrultusunda, etkili din adamları ve aşiret reislerini ikna etmeye çalışır. Şeyh Said, Şark İstiklal Mahkemesi’ndeki ifadesinde; Yusuf Ziya Bey’in  kendisini iki kez ziyaret ettiğini doğrular. Şark İstiklal Mahkemesi Üyesi Ali Saip (Ursavaş)’in “Yusuf Ziya Bey’le neler görüştünüz?” sorusu üzerine Şeyh Said’in yanıtı şöyledir:

“- Yusuf Ziya’yı tanırım, bana gelmişti. Ramazan idi. Bitlisli Haydar Efendi Yusuf Ziya Bey’in Muşlu Reşit Bey’e ziyarete geldiğini bana söyledi. Kendisinden ders okumuştum. Tanı- dım, Yusuf Ziya’nın Bitlis mebusu olduğunu orada öğrendim. Bir saat kaldılar, çay içtiler ve kalktılar, gittiler.

- Yusuf Ziya size Kürt meselelerinden bir şey söylemedi mi?

- Bir müddet sonra bahar eyyamı idi. Hınıs’a gelmişti. Benim köyüme misafir geldi. Orada açtı bu meseleyi ve dedi ki: Bir Kürdistan Hükümeti teşkil etmek üzereyiz.. Bu muhaldir dedim. Fikrim bunu kabul edemiyordu. Sonra Erzurum’a gitti.”

Ayaklanma hazırlıkları devam ederken; 3/4 Eylül 1924 Beytüşşebap Ayaklanması patlak verir. Şırnak’ta konumlanan 18. Alay’da görevli Kardeşi Teğmen Ali Rıza’yla karşılıklı telgraflarına istinaden 10 Ekim 1924 günü Erzurum’da tutuklanarak, Bitlis cezaevine gönderilir. Mehmet Şerif Fırat’ta göre tutuklanma tarihi 10 Ekim 1924′tür. Bazı kaynaklara göre ise tutuklanma tarihi daha erken bir tarihtir. 3/4 Eylül 1924 tarihinde patlak veren Beytüşşebap Ayaklanması, bölge aşiretlerinin katılımı sağlanamayınca, bastırılır. Teğmen Ali Rıza tutuklanır. Yüzbaşı İhsan Nuri(İhsan Nuri Paşa- Ağrı Ayaklanmasının lideri T.S.) İngilizlerin denetimdeki Güney Kürdistan’a geçerler. Beytüşşebap Ayaklanması’nın bastırılmasıyla beraber Azadi kadrolarına yönelik operasyonların stardı verilir.

Yusuf Ziya Bey, Kürdistan İstiklal Komitesi lideri Cibranlı Miralay Halid Bey, Yusuf Ziya Bey’in kardeşi Teğmen Ali Rıza, damadı Faik Bey ve Molla Abdurrahman ile beraber Bitlis Harp Divanı’nda yargılanırlar. Yargıla- manın nasıl ve kimler tarafından yapıldığı tam olarak bilinemedi. Bitlis Harp Divanı’nın tutanakları hakkında bugüne değin tek satır sızdırılmadı. Sadece Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren, Bitlis Harp Divanı dosyası için şunları söyler:

“Nitekim, Birinci Büyük Millet Meclisinde Bitlis Mebusu olarak bulunmuş olan Ali Rıza(Yusuf Ziya olması gerekir T.S.), enişteleri olan, Cibranlı Aşireti Reisi Miralay(Albay) Halit Bey ve Şırnaklı Molla Abdurrahman ve daha birkaç kişi “Divan-ı Harbi Mahsus” kararıyla-Kürtlük ve Kürdistan davası suçundan- idama mahkum olmuş- lar ve asılmışlardı.”

Savcı Örgeevren’in kararla ilgili olarak işaret ettiği husus; dosyanın üzerindeki sır perdesinin nedenlerini ortaya koymaktadır. Muhtemelen Azadi’nin önder kadroları ciddi bir siyasi savunma ortaya koydular.

Kürt Halkının beş kişiden oluşan, seçkin önder kadrosu 14 Nisan 1925 günü Bitlis Çarşısında asılarak idam edildiler. İdam edilen şahsiyetlerin cenazeleri, devlet tarafından bilinmeyen bir yere defin edilir. Halk arasında söylentilere göre; cenazelerin defin edildiği yerin üstüne, sonradan tütün fabrikası(eski tütün fabrikası) inşa ettirilir.

 Yusuf Ziya Bey, yaşamının her dönemini Kürt halkının özgürlük mücadelesine adamıştır. Yusuf Ziya Bey, Kürt halkının hem sözcüsü, hem diplomatı hem de savaşçısı olma özelliklerini birlikte taşır. Garo Sasuni’nin aktardığına göre; 14 Nisan 1925 günü Bitlis çarşısında asılırken söylediği sözler son derece öğreticidir.

“Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah’a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı biz hiç pişman değiliz. Verdiğimiz ders sayesinde torunlarımız öcümüzü alacaklardır.”[7]7 

 

   


[1]  Dr. A. Hawramani, Piranlı Şeyh Said Devrimi, Aktaran Aris Arda, Newroz. Com. 2007, Bölüm:18, s:1

[2]  Dr. A.Hawramani, Piranlı Şeyh Said Devrimi, Aktaran: Aris Arda, Newroz .Com, 2007, Bölüm:18 s:2

[3] Dr. A.Hawramani, Piranlı Şeyh Said Devrimi, Aktaran:Aris Arda, Newroz.Com, 2007, Bölüm:16, s:2

[4]  TBMM-4 Gizli Celse Tutanakları, Aktaran Cemil Gündoğan, 1924 Beytüşşebap İsyanı ve Şeyh Sait Ayaklanmasına Etkileri, Komal Yayınları,1.Basım-1994, İstanbul,s:75

[5] yagk.

[6] M.Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 5.Baskı-1983, Ankara,s:165-166

[7] Garo Sasuni, Kürt Ulusal Hareketleri ve Ermeni- Kürt İlişkileri, Orfeus Yayınevi, Stockholm-1986, S:176

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.